Gençlik ve Spor Bakanlığı,19 Mayıs kutlamalarına yeni bir konsept getirmiş. Bu 19 Mayıs, tam bir hafta boyunca, yedi gün yedi gece, Atatürk'ü anma kısmı ayrı, gençlik kısmı ayrı, spor kısmı ayrı kutlanacakmış. Üstelik resmî makamların dediğine göre "şenlik gibi, festival gibi" geçecekmiş.

Bu gelişme medyaya da sanki yıllardır yolu gözlenilen bir değişiklik nihayet gerçekleşiyormuş gibi aktarıldı. Gelin 'müjdeli haber'i hep beraber okuyalım:

19 Mayıs kutlamalarına ilişkin çerçeve program belli oldu. Kutlamalar, 'Atatürk'ü Anma', 'Gençlik' ve 'Spor' olarak üç bölüm halinde kutlanacak. 19 Mayıs Türkiye genelinde Gençlik Haftası olarak kutlanacak ve 15 Mayıs'ta başlayacak kutlamalar 19 Mayıs günü sonuna kadar sürecek. Kutlamalar bir gün değil bir hafta boyunca sürecek ve şenlik havasında olacak. Bugüne kadar 19 Mayıs günü devlet töreniyle sınırlı kalan kutlamalarda, sadece lise öğrencileri değil, üniversite gençliği de 19 Mayıs kutlamalarının ana ögesini oluşturacak.

Üniversite rektörleri seminer, panel ve sempozyumlarla 19 Mayıs tarihinin önemini ortaya koyarken, üniversitelerin kampüslerinde konserler, Latin dans gösterileri, spor müsabakaları, tiyatro, piyes vb. etkinlikleri öğrenci kulüpleri ile bakanlık koordineli bir şekilde gerçekleştirecek.

İlk olarak Atatürk'ü Anma boyutuyla, kutlamalar kapsamında her yıl Atatürk'ün 'Benim Doğum Günüm 19 Mayıs'tır' sözüne binaen, Samsun'da doğum günü pastası kesileceği ve burada kutlamalar olacağı belirtildi.

Kesilen pasta halka dağıtılacak

Atatürk'ün Bandırma Vapuru ile Samsun'a çıktığı 19 Mayıs günü Samsun'da halkın katılımı ile doğum günü pastası kesilerek halka dağıtılacak. 19 Mayıs günü, Ankara Arena'daki kutlamaların son gecesine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da katılacak. Arena'daki gösterilerde Halk Oyunları Federasyonu'nun kurduğu 450 kişilik dev halk oyunları topluluğu nefes kesen bir gösteri sunacak. Aynı anda Atatürk Kültür Merkezi'nde de 60 Spor Federasyonu'nun en yetenekli sporcularının nefes kesen gösterileri sergilenecek. 81 ilde kent meydanlarında halk konserleri düzenlenecek. (Star, "Pastayla başlayacak dört gün festival gibi sürecek", 11 Mayıs 2012)

Geçtiğimiz aylarda Millî Eğitim Bakanlığı, stadyum töreni işkencesine son vermişti. Pek çok yazar gibi bu adımı ayakta alkışlamıştım. Tam oturmaya hazırlanıyordum ki Danıştay, yürütmeyi durdurma kararını açıkladı. Bunun üzerine MEB, gayet akıllıca davranıp kutlamaları Gençlik ve Spor Bakanlığı'na havale etti. Böylelikle yürütmeyi durdurma kararını 'bypass' etmiş oldu.

Ancak Gençlik ve Spor Bakanlığı, abartıda sınır tanımayarak kutlamaları -12 Eylül darbecilerinin bayramın ismine eklediği "Atatürk'ü anma" kısmını öne çıkararak- bir haftaya yaydı. Daha önce lise gençliğini hedef alan bu militarist ve resmî tarih güzellemesi ürünü bayrama üniversite gençliğini de kattı. "Gençler takla-parende atamıyor, piramit yapamıyorlarsa tango yapsınlar" şeklindeki formül yetmedi; rektörler aracılığıyla 19 Mayıs'tan evvelki her şeyi bir toz ve gaz bulutu olarak betimleyen resmî tarih masallarının çoğaltılması sağlandı.

Böylelikle Mustafa Kemâl'in Millî Mücadele'ye katılması için ikna edilmesi gerektiği, İngilizlerin kontrolündeki boğazlardan Sultan Vahdeddin'in teşvikiyle geçtiği, kendisi "Samsun'dan bir güneş gibi doğmadan" çok önce milli mücadele örgütlülüğünün Anadolu'da başlamış olduğu, Hintli Müslümanların halife kovulsun diye değil, korunsun diye altınlarını gönderdiği, "19 Nisan 1919 günü Trabzon'a çıkan" Kazım Karabekir'in hayatî desteği gibi tarihi hakikatlerin hiçbirinin dile getirilmeyeceği, sıfır noktasının 19 Mayıs olduğu bir resmî tarih algısı üniversitelerimizde de devlet eliyle çoğaltılmış olacak.

Kemalizmin, hiçbir zaman toplumsal kitleleri ikna kabiliyeti olmadı. Ama cebren ve hileyle ele geçirilmiş siyasî gücün verdiği zorbalıkla kendine hakimiyet alanı açabildi. Bugünse demokrasilerde olması beklendiği gibi "ikna ve rıza"ya dayalı bir siyasal sistem kuruluyor. Burada kendini halkın rızası aleyhine var edegelmiş Kemalizme yer yok. Kemalizm, bir süredir ancak romantik bir ideoloji olarak hayatını sürdürmeye mahkûm. Bu yüzden Kemalistler arasındaki en büyük tartışma başlığı "1923 ruhunu mu, 1968 ruhunu mu diriltsek?"ten öte gidemiyor. Kemalizme tekrar alan açabilmenin tek imkânı, onu halkın özdeşleşebileceği öğelerle süsleyip yeniden dolaşıma sokmaktır. (Can Dündar'ın "Mustafa" filmi, bu restorasyon çabasının en sarih örneklerinden birisiydi ama Kemalistler bunu bile doğru okuyamadı.)

Ak Parti'nin 19 Mayıs mitini bu şekilde allayıp pullayarak, gençlere piramit değil tango yaptırarak, resmî tarih masallarını üniversiteler eliyle çoğaltarak, Ata'ya şikâyet için değil, doğum günü pastasını üfletmek için başvurarak yaptığı da budur. Şüphesiz 'maslahat' umut edilen ama nihayetinde lider kültünü dirilten, Kemalizm'i restore etmeye yönelik bir çabadır. Benden söylemesi...

  • Abone ol