GERÇEKLER inatçıdır!

Ben de kişisel temenni ve arzularımı o gerçeklerin yerine koyanlardan değilim.

Hele hele fildişi kulelerinden ahkâm kesip sonra mosmor olanlardan hiç değilim.

Nitekim de daha önce burada kaç defa vurguladığım gibi seçim sonuçları aynen beklediğim gibi çıktı.

Gezi ve 17 Aralık derin Türkiye’nin tercihlerini etkilemedi.

Şu kesin, AKP, özellikle de Başbakan Erdoğan tartışmasız bir zafer kazandı.

***

BİN bir dereden su getirerek işi tevile çalışmak ancak züğürt tesellisi olur.

Yok şurada elektrikler kesilmiş de; yok burada pusulalar yakılmışmış da; yok başkentte durum hâlâ tartışmalıymış da falan...

Bunların çoğu spekülasyondur ve yenilen pehlivan güreşe doymaz misali avuntulardır.

Zaten Gökçek Ankara’da kaybetse ne olur, kaybetmese ne olur?

İktidar kurumu genel seçimlere oranla gerilese bile bir önceki yerel oylamaya kıyasla puan kazanmıştır ki, böyle bir gelişmeyi de adıyla sanıyla zafer olarak nitelendirmek gerekir.

Şimdi yine aynı nesnel perspektiften, fakat bu defa muhalefet açısından tespit yapalım.

***

BURADA, siyaset dışı bir aktör olmasına rağmen o siyasete müdahil davranmak isteyen ve bu yüzden de devre dışı kalan Hizmet Camiası hariç zafer sözcüğünün zıddını oluşturanhezimet kelimesiyle tanımlayacağımız herhangi bir tarafa rastlamıyoruz.

Tabii ki düne kadar mangalda kül bırakmayan ve yine dehşet bir bozguna uğrayan sıfır virgül sıfır küsuratlık neo-Nazi Maocular veya kalpazan komünistler gibi sol maskeli ulusalcıgüruhları zaten hesaba katmıyorum. Onlara Allah acısın...

Buna karşılık ne CHP, ne de MHP geriledi!

Hatta iki parti arasındaki karşılıklı oy alışverişi ne olursa olsun nispi bir ilerleme kaydettiklerini de söyleyebiliriz.

Dolayısıyla, önemli bir kazanç sağlayamamış olsalar bile onlar açısından bir hezimet, hatta yenilgi sözkonusu değildir.

Üstelik altı oklu kurumdaki göreceli ilerleme, yenilikçi hareketin tedricen meyve vermeye başladığının göstergesini oluşturdu ki, gelecekte yabana atmamak gerekiyor.

***

ÖTE yandan, belki tam anlamıyla zafer diye nitelendirilemez ama hiç şüphesiz ki AKP’ye birlikte başarı kazanmış olan diğer siyasi unsuru BDP-HDP ekseni oluşturuyor.

Kürt hareketi yerel seçimlerle birlikte coğrafi yekpareliğini büyük ölçüde pekiştirdi.

Artık ortada etno-politik bir satıh vardır. Bu gelişme de yakın dönemde gerçekleşmesi muhtemel demokratik özerklik pazarlığı açısından çok ciddi bir koz anlamına gelmektedir.

O hâlde bütün bunlardan yola çıkarak şimdi şöyle bir ilk senteze varabiliriz.

***

30 Mart aslında bir konsolidasyon seçimi oldu.

Yani 29 Mart’taki statüko değişmedi ve tüm partiler kendi konumlarını tahkim ettiler.

Dolayısıyla zafer AKP’nin elini kısmen güçlendirdi ama kutuplaşmayı hafifletmedi.

Zaten de bırakın çelişkileri yumuşatmak iradesini, tam tersine, Başbakan balkon konuşmasında meydan okur üslubunu tekrarlayarak zıtlaşma stratejisini yeniden sahiplendi.

Bu kötü ve kötümser sürecin de en azından önce Cumhurbaşkanlığı, sonra genel seçimlere kadar devam edeceğini öngörmek gerekiyor. Hatta ötesi bile şüpheli...

Bunları felâket tellallığı veya şom ağızlılık yaptığım için değil, inatçı gerçekleri temenni ve arzularımın ötesinde saptamak zorunda olduğum için söylüyorum ki, heyhat, 30 Mart öncesinde olmadığı gibi 30 Mart sonrasında da Türkiye’yi hayırlı günler beklemiyor.

[email protected]

  • Abone ol