MALÛM, mevsim başında şakır şakır yağmurlar yağdı ve takır tukur dolular düştü.

Dolayısıyla yaz serin mi geçecek endişesine kapıldık.

Oysa bir geldi, pir geldi. Sıcaktan hiç haz etmediğim için ben gerçekten kavruluyorum.

Allah elektrik faturasını insaflı kılsın, klima 24 saatte 24 saat fayrap çalışıyor.

***

ANCAK dikkat, sözkonusu sıcağı sırf termometrenin tırmanışıyla sınırlamıyorum.

Esas kastettiğim şeyi, meteorolojik gelişmeye paralel olarak, hatta onu bile aşan bir hızla yükselerek Türkiye gündeminin aniden ve muazzam ölçüde ısınmasını oluşturuyor.

Fin hamamı solda sıfır kalır. Tellakta böyle bir gündemi keseleyecek mecal yoktur.

Öyle tabii...

***

ÖYLE, çünkü düşünün ki güneş huzmeleri henüz Yengeç Dönencesi’ne dikey açıdan tam inmemişti ki önce Lice’de bayrak vukuatı gerçekleşti.

Bunu Musul’da IŞİD caniliği; Çankaya’da İhsanoğlu adaylığı; ardından da adliyede 12 Eylül generallerine müebbet, Hasköy’de ise Balyoz generallerine beraat kararları izledi.

Her biri bir başka gaile olan bu olayların hepsi de topu topu bir hafta içinde gerçekleşti.

Kaldı ki gelişmelerin en erken 24 Ağustos’a kadar aynı ritimde süreceği düşünülürse, sükûnetini ve serinliğini iple çekeceğimiz sonbahara dek 2014 yazının çok sıcak, çok bunaltıcı ve çok kavurucu geçeceğini söylemek için meteoroloji uzmanı olmamız gerekmiyor.

Tabii bu arada biz gazeteci milletini de öyle deniz kıyısında kaçamak tatil falan değil, telefon, bilgisayar, kamera ve mikrofon başında yeni bir mesleki seferberlik bekliyor.

Oysa yaşım artık atmış üç olduğundan ve kendim, eşim, çocuklarım ve torunum için de vakit ayırmak zamanı geldiğinden yazı azaltmayı, hatta mola vermeyi hayal ediyordum.

Şimdi bu durum karşısında ne mümkün!

 

***

NEYSE, madem mevsim çok sıcak geçecek, o hâlde ülke kaderi açısından en hayati noktayı oluşturduğu için yukarıdaki tümyaz gündemi maddeleri arasından Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adaylığı konusuna dönmek istiyorum.

Dün dediğim gibi, fazla tanımamama rağmen şahsiyetine, birikimine ve ruhi iklimine saygı beslediğim İKÖ eski Genel Sekreteri’ne bugün o dünden de daha yakın duruyorum.

Çünkü daha İhsanoğlu’nun adı telaffuz edildiği an öyle bir vaveyla kopartıldı ki, haniyse derhal “tamam, işte benim adayım budur” yönündeki kararımı şıppadak verdim.

Zira bu yaygarayı basanlar AKP ve Erdoğan cephesi değildi ve değil!

***

TAM tersine, “İhsanoğlu’nu istemezük” diye kazan kaldıran bet sesli koro “ordu kâğıttan kaplan çıktı diye”hayıflanan şu malûm Süheyl Batum’dan, dezenformatörlük misyonunu kabir taşı kazıyarak ifa eden diğer bir malûm Soner Yalçın ve Oda TV’sine; veya başörtülü genç kızları “ikna odasına”(!) itekleyen Nur Serter’den her türlü melânetin arkasına saklanan neo-Nazi Maocuların Karanlık varakparesine, CHP’nin içindeki ve dışındaki bilumum ulusalcıçığırtkanlardan oluşuyor.

Oysa düşmanımın düşmanı dostumdur gibi bir ilkesizlik benim kitabımda yazmaz.

Kaldı ki son tahlilde Recep Tayyip Erdoğan’a alternatif arayışı içindeyiz.

Ama doğrusu, eğer Türkiye’nin en gerici, en köhne ve en bön kesimi bizzat o CHP ve MHP’nin ortak adayını bir kaşık suda boğabilmek için eğer böylesine haşin ve böylesine cırtlak bir taarruza geçtiyse, sözkonusu kesimin bu niteliksizliğinden ve cibilliyetsizliğinden dolayı tabii kiEkmeleddin İhsanoğlu’na daha çok sempati beslerim ve daha çok desteklerim.

Zaten sıcak, çok sıcak geçecek bütün yaz mevsimi boyunca da destekleyeceğim.

[email protected]

  • Abone ol