Devam eden 'açlık grevi'nin akıbetiyle ilgili olarak 'Hükümet ne düşünüyor?' şeklinde bir soru yöneltmek birçoğunuz tarafından 'tuhaf' karşılanabilir. Çünkü Başbakan, Hükümet'in ne düşündüğünü hemen her gün olduğu gibi partisinin Kızılcahamam'daki istişare toplantısında da bir kere daha açıklamış bulunuyor. Başbakan'ın bu toplantıda konuya ilişkin yaptığı açıklama -apaçık biçimde- bir an önce çözülmesi gereken bu büyük sorunun çözümüne ilişkin bir 'yeşil ışık' olarak değerlendirilebilecek nitelikte değildir. Başbakan'ın şu sözlere mesela:

'Bunu şantaja dönüştürmeyin. Çünkü biz sizin söylemenizle bu eylemi yapmanızla terörist başını oradan çıkarıp evine göndermeyiz.'

'İstişare toplantısı'na katılanların bu sözleri nasıl değerlendirdiklerini bilmiyoruz. Ancak bu sözlerin 'terörist başının oradan çıkarılıp evine gönderilmesi' bölümünün toplantıya katılanların hiç değilse önemli bir kısmı tarafından kendilerinin haberdar olmadığı bir 'son gelişme' olarak algılanmış olabileceğini tahmin edebiliriz. Böyle olmalı, çünkü 'açlık grevi'ne katılanların böyle bir talebi yok.

'Bu ülkede on binlerce insanın ölümüne vesile olan bir terörist başına idam verilmiştir, ama bu ülke maalesef bazı malum yerlerin baskısıyla idamı dahi kaldırmıştır.'

Takdir ederseniz ki bu sözlerin de sorunun çözümü yönünde güçsüz de olsa bir 'yeşil ışık' olarak değerlendirilmesi imkânsızdır. Türkiye'de idam cezasının kaldırılmasının -hem de 'malum yerlerin baskısıyla'- 'maalesef' sözcüğüyle nitelendirilmesi çok gerilerde kalmamış mıydı?

'Şu anda birçok insanımız kamuoyu araştırmalarında 'idam yeniden gelsin' diyorlar.'

Bir devletin 'hukuk devleti' niteliği kazanması yolunda 'kamuoyu araştırmaları'na gönderide bulunmak yerinde bir tercih midir? Üstelik, İstiklal Mahkemeleri'nden başlayıp 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül'ü de içine alan ve bugün belgeselleriyle vicdanları sızlatan siyasal nitelikteki idam cezalarının gerçekleştiği bir ülkede... Dönüp dolaşıp tekrar, seçim meydanlarında kürsüden meydana atılan 'idam kementleri' ajitasyonuna mı dönüyoruz?

'Hükümet ne düşünüyor?' sorusunu bir başka açıdan değerlendirecek olursak: Biliyorsunuz, Sadullah Ergin de Hükümet'in bir üyesi. Hem de önemli bakanlıklardan birinin, Adalet Bakanlığı'nın başında olan bir isim. Mutlaka haberiniz vardır, Ergin, Başbakan'ın Kızılcahamam toplantısında konuştuğu gün bize bambaşka şeylerden söz ediyordu. Ergin, açıkçası, topluma güzel şeylerden, muhtemel güzel gelişmelerden söz ediyordu. Aşağıdaki satırları Ergin'in 'konuya' ilişkin yaptığı açıklamaları aktaran bir haber metninden aktarıyorum:

Sadullah Ergin, BDP'li milletvekilleriyle cezaevlerinde açlık grevi eylemi yapan tutuklu ve hükümlü PKK ve KCK'lıların durumu için yapılan toplantı hakkında konuştu. (...) Adalet Bakanı Sadullah Ergin, anadilde savunma hakkı için çalışma başlattıklarını ve bu çalışmanın pazartesi günü Bakanlar Kurulu'na sunulabileceğini söyledi.'

Unutmuyoruz, 'anadilde savunma hakkı', 'açlık grevi'nde olanların üç talebinden birisi.

Devam edelim:

'Biz, partimizin son kongresinde de anadilde savunma konusunda düzenlemeler yapacağımızı açıklamıştık. Bu çalışmada mesafe aldık. Bakanlıktaki uzman arkadaşlarımız belli bir aşamaya geldiler. Ancak takdir edersiniz ki, usul ve ceza yasalarımızın hazırlanmasına büyük katkıları olan bilim adamlarının da bu konudaki düzenleme ile ilgili görüşlerini almamız yasaların uyumu açısından önem taşıyor. Bu nedenle de yaptığımız çalışmayı akademisyenlere gönderdik. Bunlar da çalışmalarını bugün yarın bitirmek üzereler. Eğer yetişirse, pazartesi günü anadilde savunma ile ilgili düzenleme taslağını Bakanlar Kurulu'na sunabiliriz.'

Demek ki, Ergin'in açıklamasından apaçık bir biçimde anlaşıldığı gibi, Hükümet'in sözü edilen yolda ciddi bir çalışması var ve epeyce yol alınmış durumda.

Yine Sadullah Ergin:

'Ancak, anadilde eğitim konusu Adalet Bakanı olarak benim alanıma girmiyor. Ayrıca bu konu Anayasa değişikliği gerektiren bir konudur. Bu itibarla konunun muhatabı tek başına Adalet Bakanı olarak ben değilim.'

Bildiğiniz gibi 'üç talep'ten birisi de 'anadilde eğitim' konusu. Bu konunun 'açlık grevi' ile çözülemeyecek nitelikte olduğunu dünkü yazıda ben de hatırlatmaya çalıştım. Mutlaka çözülmesi gereken bu sorun -tabii ki- 'açlık grevi'nin değil 'siyaset'in alanına girmektedir. Sadullah Ergin'in konuya ilişkin açıklaması da çok yerinde. Gerçekten de 'konunun muhatabı tek başına Adalet Bakanı' değildir.

Hükümet kanadını bırakıp bir 'Ankara temsilcisi'nin (Deniz Zeyrek, Radikal) dünkü yorumundan da bir alıntı yapayım: 'İkinci soru ise tecridin ne zaman biteceği. Şunu söyleyebilirim ki eli kulağında. (...) kış aylarında Öcalan'ın 'hakkında KCK soruşturması olmayan' avukatlarla görüştürülmesi mümkün olacak.'

Toparlayacak olursak: Madem ki 'Açlık grevi'ni sürdürenlerin üç talebinden birisi olan tecridin bitmesi yakındır, hatta 'eli kulağında'dır. Madem ki ikinci talep olan 'anadilde savunma hakkı'nın tanınması yolundaki düzenleme Bakanlar Kurulu'nun kapısındadır. Madem ki 'açlık grevi'ni sonlandırabilecek tek etkili kişi Öcalan'dır. Bu durumda kim niçin ağırdan almaktadır?

Deniz Zeyrek'in yorumunda Öcalan ile görüşebilecek avukatlara ilişkin getirilen 'hakkında KCK soruşturması olmayan' koşulu moralimizi bozmasın. Bozmasın, çünkü yine 'eli kulağında' olduğu söylenen '4. Yargı Paketi' söylendiği gibi kazasız belasız yasalaşabilir ise, cezaevindeki gazeteciler gibi KCK tutukluları açısından da çok önemli gelişmeler (tahliyeler yani) gerçekleşebilecektir. Binlerce insanın haksız yere tutuklu ve hükümlü olmasının müsebbipi olan Terörle Mücadele Kanunu'nda yapılacağı söylenen değişiklikler belki de ilk defa 'terör suçu'ndan söz edebilmek için olmazsa olmaz olan 'şiddet'ten ne anlaşılması gerektiğini bu ülkenin ceza kanunlarında da olması gerektiği gibi açıklığa kavuşturmuş olacaktır.

Yazının başlığını tekrarlayarak bitireyim yazıyı: 'Hükümet ne düşünüyor?'

Sizi bilmem ama benim bu soruya cevabım şimdilik 'Başbakan'ı mı yoksa Sadullah Ergin'i mi soruyorsunuz?' şeklindedir.

Kaynak:http://yenisafak.com.tr/yazarlar/KursatBumin/hukumet-ne-dusunuyor/34812

  • Abone ol