Geçtiğimiz sene dava avukatlarıyla savcının itirazlarına rağmen, Hrant Dink suikasti davasından 'Örgüt yoktur' kararı çıkmış ve azmettirici olduğundan şüphelenilen Erhan Tuncel, hakkındaki delillere rağmen serbest bırakılmıştı. Temyiz başvurusuna Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin ne cevap vereceği beklenirken, 19 Ocak'a günler kala gelen Yargıtay Başsavcısının tebliğnamesi bir umut ışığı oldu.

Tebliğnamede, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararının, 'Sanıkların atılı suçları örgütün faaliyeti çerçevesinde işlediği' gerekçesiyle bozulması talep ediliyor. Üstelik sadece 'örgüt var' demekle kalınmıyor; aynı zamanda Susurluk dosyasına referansla örgütün arkasının bulunamamış olmasının örgüt olmadığı anlamına gelmediğini, örgüt bağlantılarını açığa çıkarmanın da devletin vazifesi olduğu hatırlatılıyor. Ayrıca Erhan Tuncel'in de azmettirici ve planlayıcı örgüt mensubu olarak tekrar yargılanmasının gereğine dikkat çekiliyor.

Bir türlü bulunamayan örgütün izlerini gelin Kafes Eylem Planı'nda sürelim:

'Durum: Rahip Santoro, Malatya Zirve Yayınevi ve Hrant Dink Operasyonları sonrasında, Türkiye'de yaşayan gayrimüslimlerin irticai grupların hedefinde olduğu yönünde kamuoyu oluşmuş, ancak AKP tarafından, karşıt medyanın da desteğiyle, söz konusu olayların Ergenekon tarafından organize edildiği şeklinde yoğun propaganda faaliyetlerinde bulunulmuştur.'

Kafes Eylem Planı'nda Hrant Dink suikasti ve öncesinde gerçekleştirilen Rahip Santoro cinayetiyle Zirve Yayınevi Katliamı'ndan 'operasyon' olarak bahsedilmesi ve bu üç olayın da birbirleriyle bağlantılı olarak ele alınması bile şüphelenmek için yeterli olsa gerek. Peki, bu üç 'operasyon'dan bahsedenlerin amaçları neydi?

'Hedef: Türkiye'de yaşayan gayrimüslimlerin can ve mal güvenliklerinin sorgulanarak, AKP hükümeti üzerinde iç ve dış toplumun baskısını artırmak, kamuoyunu meşgul etmek ve Ergenekon davası başta olmak üzere gündemi değiştirmektir.'

Ve bu hedefe ulaşmak için ifa edilecek 'vazife'lerden bir tanesi:

'Vazife: Etkili propaganda teknikleri ve kitle iletişim araçları kullanılarak, Agos gazetesi aboneleri başta olmak üzere Türkiye'de yaşayan gayrimüslimlerin tehlike altında olduğu, AKP hükümetinin söz konusu kişilere sahip çıkmadığı, dinî ayrımcılık gözettikleri konusunda kamuoyunu bilinçlendirmektir.'

Kafes Eylem Planı'ndan, Hrant Dink cinayeti sonrası karanlık odakların moralinin hayli bozulduğunu da öğreniyoruz. Çünkü amaca ulaşılamamıştı. Kimliğine bakmaksızın o mazlumun cenazesini omuzlayan yüz binler derin oyunu bozmuştu:

'Koşullar: 1. Hrant Dink cinayeti sonrasında, geniş bir kitle tarafından, 'Hepimiz Ermeni'yiz', 'Hepimiz Hrant'ız' şeklindeki sloganlarla Hrant Dink ve Türkiye'de yaşayan Ermenilere sahip çıkılmıştır.

2. AKP tarafından, basın ve yayın organlarında gayrimüslimlere sahip çıktıklarını ifade eden çeşitli haberler yaptırılmıştır.'

Anlayacağınız 'Örgüt yok' demekle yargının, 'Faili hemen yakaladık' demekle de yürütmenin görevinin sona erdiği bir davadan bahsetmiyoruz.

Dink davasına sahip çıkmak, sadece bir zulme karşı çıkmak anlamına gelmiyor, aynı zamanda nice 'operasyon'larla karartılmak istenen geleceğimize de sahip çıkmak anlamına geliyor. İçine sokulmak istediğimiz 'kafes'leri reddeden herkesi yarın 13.30'da Şişli Camii'nden başlayıp 'Hrant'ın düştüğü yer'e kadar sürecek yürüyüşe ve 15.00'da Agos önündeki anmaya bekliyoruz.

  • Abone ol