Mısır'da, içinde yaşadığımız asrın en büyük sivil itaatsizlik eylemi, bir buçuk aydır devam ediyor.

Ve bu barışçıl eylem, keskin nişancılar, askerî helikopterlerden açılan ateşler ve baltacılar tarafından kanla boğulmaya çalışılıyor.

Ancak Mısır'da süregelen eylemliliğin istisnailiği, ne yazık ki iç politikaya alet edilerek ısrarla Taksim olayları çerçevesinde mukayese edilmeye çalışılıyor. Bu yazıyı, ısrarla sürdürülen bu mukayesinin doğru olmadığına tarih önünde şahitlik etmek için yazmak zorundayım.

Gezi'deki birliktelik Taksim Anıtı'na ulaştığı yerden itibaren aşırı-ulusalcı bir kisveye bürünmüş; tüm Türkiye'ye, seçilmiş meşru hükümeti indirmeye yönelik bir enerji yaymıştır. Bu minvalde, illâ bir analoji kurulacaksa Taksim, 3 Temmuz'da kirletilmiş Tahrir'in kuzenidir.

Rabia Meydanı'ndan Mısır'a yayılan eylemsellik ise askerler tarafından indirilen seçilmiş meşru hükümete sahip çıkmak içindir.

Taksim, içinde küfrü, kaldırım taşı sökmeyi, işyeri ve araç kundaklamayı ve bunu bir nişane olarak taşımayı sahiplenmiştir.

Rabia ise bırakın kaldırım taşı sökmeyi, katliamlar başlayana kadar taş atma görüntüsüne bile ev sahipliği yapmamış, küfürlü tek bir slogan barındırmamış, baltacıların saldırdığı kiliseleri el ele tutuşarak korumuş, 'Gücümüz, barışçıllığımızdadır' ilkesini şiar edinmiştir.

Taksim olaylarında meydana gelen ölüm ve yaralanmalar elbette üzücüdür. Sorumlular hesap vermelidir, kamuoyu takipçisi olmalıdır. Bu minvalde bazı davalar hâlen sürmektedir. Ancak eş zamanlı olarak Brezilya'da başlayan olaylarda da on kişi hayatını kaybetmiş, bine yakın insan yaralanmıştır. Toplu kalkışmalar, bu açıdan ne yazık ki birbirine benzer sonuçları da doğurur.

Rabia'dan Mısır'a yayılan eylemlerdeyse binlerce kişi öldürülmüş, on binlerce kişi yaralanmıştır. Buradaki hadise 'orantısız güç/polis müdahalesi' gibi kavramlarla değil, ancak 'katliam/ devlet terörü' kavramlarıyla karşılanabilir. Sorumluların hiçbirisiyse, Rabia ruhu başarıya ulaşmadığı takdirde hesap vermeyecektir.

Taksim olaylarından sonra, işlenen vandalizm suçlarına karşın nerdeyse kimse tutuklanmamıştır.

Rabia ve sonrasındaysa seçilmiş devlet başkanı dahil binlerce kişi 'siyasî tutuklu' statüsündedir.

Taksim olayları sırasında pek çok başörtülü kadın taciz ve saldırıya uğramıştır.

Rabia'dan başlayan eylemler sırasında bir tane darbe yanlısının veya katliam övücüsünün kılına zarar gelmemiştir. Bilakis sakallı erkekler, İhvan üyesi olduğu gerekçesiyle terörize edilmiştir.

***

Ayrıca sosyal medyada, 'Tahrir' ve 'Taksim' kelimelerini aratırsanız, Taksim ruhunu Tahrir'le akraba gören pek çok eylemciyi bulabilirsiniz.

Ya da bir konserde açılan 'Taksim'den Tahrir'e kardeşiz. Diren!' yazılı İngilizce pankarta bakabilirsiniz.

Ya da 'Mısır'daki olaylar, bize uyku hâlinde kabul ettirilen din temelli değişiklikleri fark etmemizi sağladığı için yararlı olmuştur' diyen köşe yazılarını okuyabilirsiniz.

Ya da 'Tahrir'i görmeden Mısır'ı Ordu ile İhvan mücadelesine indirgemek bizdeki siyaseti darbe/sandık yüzeysel ikilemine indirgemenin kopyası' diyen Taksimci fenomenlerinin tivitlerini favorilerinize kaydedebilirsiniz.

Ya da 'Taksim için Erdoğan neyse, bugün Tahrir için de Mursi o anlama geliyor. İhvan Erdoğan ile Mursi'yi, devrim ise Taksim ile Tahrir'i birleştiriyor!' VEYA 'Tahrir Meydanı ve Taksim Meydanı 'laiklikte ısrarlı olmayan demokrasi'ye kafa tutuyor'alıntılarına göz gezdirebilirsiniz.

Ya da 28 Şubat'ı getiren 'Ne darbe, ne Şeriat'ın Mısır'daki muadlini benimseyip 'Ne Mursi, ne Ordu' diyen Taksim ruhu savunucusu gazetecilerin yazdıklarına bakabilirsiniz.

Ya da, darbenin gerçekleştiği kara 3 Temmuz'da 'Servet-mülkiyet ilişkisine dokunmadan, aynı hastalıkları revize ederek sürdürmenin sonucunda, #tahrir hesap soruyor. Firavun gidici' yazan 'Devrimci Müslümanlar' sayfasına göz atabilirsiniz.

Ya da Mursi'yi savunanlar bugün ya mezarda ya hapiste ya da hastanede olmasına rağmen hâlâ aynı eşitlemeyi yaparak Cumartesi günkü Mısır gösterisine 'Ne Mursi ne Sisi' pankartıyla gelme cüretini gösteren 'Antikapitalist Müslümanlar'ı görebilirsiniz.

Ya da 'Taksim şeyhi'nin darbeyle aynı gün 'Tahrir'de binlerce kişi ezan okununca namaza durdu. Namaz az önce bitti, bayraklar sallanarak gösteri devam ediyor' şeklindeki masumane Tahrir tasvirini hatırlayabilirsiniz.

Ya da Tahrir'deki bir grubun bu analojiye hak vererek 'Biber gazının kokusunu Taksim'den Rio'ya kadar alabiliyoruz' başlığıyla yazdığı mektunu okuyabilirsiniz.

Örnekleri ne yazık ki çoğaltabilirim.

Mısır'da eşi benzeri az görülür bir insanlık suçu, gözlerimizin önünde, canlı yayınlarda işlendi, işleniyor. Elimizden hemen hiçbir şey gelmiyor. Eğer mazlumlara birazcık saygınız varsa, en azından artık bu saçma benzetmeleri yapmaktan vazgeçersiniz.

  • Abone ol