Kocaeli’de 1986 yılında  belediye başkanlığı yapmış birisiyle bir dost aracıyla tanışmıştım, benim yazıp-çizen biri olduğumu söyledi arkadaş, başkan da öyle mi,nerede yazıyor deyince,arkadaşta yazacak yer arıyor dedi ve hemen bana dönüp yazarsan benim bir dostum hafta da bir  gazete çıkartıyor seni tanıştırayım orada yazarsın,düşüncelerine  sınır getirmez hatta çok solcudan daha demokrat,diye de espri yaptı..Ben de olur deyince hemen telefon edip durumu anlatı ,o da hemen gelsin tanışalım ve bu sayıda yazısını yayınlayalım,der ve böylece yazmaya başladım ama çokta sürmedi, malum ekonomik nedenlerle dört ya da beş defa yazı yazdım hatırladığım kadarıyla, ondan sonra da kapandı.Daha önce üyesi olduğum petrol-iş sendikasının yayın organında yazıyordum ama yazılarım çok sık sansürleniyor bazen de hiç yer vermiyorlardı,sendikal sistemi eleştirdiğim için.

Çok seslilik benim yazarlık hayatımda önemli bir yer tutar ‘köşemin adıdır” 1986 yılında Kocaeli de hafta da bir çıkan yerel bir gazete de ilk defa köşe yazarı olarak yazı yazacağım;gazeteyi çıkartan dindar bir kişi, kendisi de ortopedik özürlü adı Ömer’di ama soyadını hatırlamıyorum, bir deterjan dükkanı vardı görüntüsü iticiydi ama konuştuğunuzda şeker gibi bir adamdı,çok sevecen sıcak kanlı bir kişiliğe sahip, ülkücülükten çıkma ama çakma bir dindar değil son derece inançlı,kibar ve nazik birisiydi hakkını da teslim etmeliyim..Niçin gazete çıkarttığını da bir türlü anlamamıştım sormadım da.

Arada bir dükkanına uğrar yazıyı teslim eder konuşmamızı gelen müşteri kezse de,çok derinliğe inmeden tartışırdık, o da ben de biraz tedirgindik yeni tanıştığımız için zamana bırakarak, ileri de daha çok yönlü tartışacağımızı bilincin de hareket ederdik ama bu hayallerimiz suya düştü, gazetenin yayın hayatı çok kısa sürdü ve bağımız koptu bir daha da hiç karşılaşmadım,dükkanı da kapatmıştı uğradığımda, telefon da o yıllarda pek yaygın değildi.. Böyle kısa bir yerel gazetede köşe yazarlığı maceram oldu.

İlk yazım okuyanların beğendiği bir makaleydi ama ben o makaleyi nereye koyduğumu bir daha bulamadım kütüphanemde..Ama bugün gibi hatırladığım bir cümleyle girmiştim yazıya; bu köşeden kimseye haksızlık etmeyeceğim,hiç sevmediğim insanların da düşüncelerine yer vereceğimi ve haksızlık yapmayacağım için köşemin adını “çok sesli” koyuyorum,diye detaylı bir şekilde altını çizmiştim.

Çok seslilik demokrasiyi zenginleştiren çoğulculuğu öne alan, çoğunluk üzerinden değil, bireyin özgürlüğünü ve temel hak ve özgürlükleri referans gösteren bir kavramdır.Toplumsal çatışmaların özünü ekonomiden daha çok kültürel çatışmalardan doğmuyor mu?Ötekileştirme ve aynılaştırma kavramlarını çok seslilikle ele almıyor muyuz? Günümüzde herkesi Türk,Müslüman ve Sünni görmenin sıkıntıları ve iç barışı bozan çatışmalar değil mi?Toplumları homojen olarak anlatıp, heterojen yapısını yok saymanın, farklılıkları zenginlik değil de bölücülük gibi algıladığımız bir nevi devlet politikasına dönüştürmenin sonuçlarını, yüz yüze yaşamıyor muyuz?

Bizde çok seslilik eski köye yeni adet gibi anlaşılır,bir de çok seslilik gürültüyle karıştırırız. Çok sesli demek bir davul yerine birkaç davulun daha çalınmasını anlarız.

Müzikte çok sesli demek;telli,vurmalı ve üflemeli enstrümanların bir arada orkestra şefinin kontrolünde  uyumlu çalınmasına denilir.Bir toplumun çok kültürlülüğünü,o toplumda dinlenen müzikle de ölçmek mümkündür sosyolojik olarak..Ne kadar çok çeşit müzik dinleniyorsa o toplum aynı zamanda o kadar da çok kültürlülüğe sahiptir.Bütün toplumların eğlencesi müziksiz olmaz, inancı ve düşüncesi ne olursa olsun.Hatta dinin bile bir müziği ve enstrümanı vardır..Her müziğin bir geleneği ve bir kültürü olduğu gibi,  kültürler bir günde ortaya çıkmış bir gelenek değildir en az bir asra tekabül ederler.

Her enstrümanın bir kültürü ve kitlesi vardır,bizde saz,davul,zurna  genellikle yaygın dinlenen bir çalgılardır,düğünlerin ve nişanların olmazsa olmazlarındandır.Davul ve zurna kapalı mekanlarda dinlemek bir fiil gürültü işkencesidir,onun için davul ve zurnaya boşuna harman yeri çalgısı dememişler.Kemençe Karadeniz müziğinde çok önemli bir yer tutarken, kemençeyi tulum takip eder.Her çalgının bir yerel bir de ulusal boyutu vardır bir de evrensel olan çalgılar vardır.

Evrensel enstrümanlar deyince akla ilk gelenler keman, piyano ve gitar gelir.Gitar,keman ve piyano dünyanın dört bir yanında dinlenen ve çalına enstrümanlardır,bu üç enstrümanla her türlü müziğin icra edildiğini iddia ederler müzisyenler.İster yerel bazda olsun ister evrensel boyutta dinlenen bir enstrüman olsun, bir insanın bir enstrüman çalması çok farklı bir şeydir,müzik ve müzik aletleriyle haşır neşir olmak başlı başına bir eğlencenin yanında kulağı müziğe yatkın bir insan olursunuz ve sevdiğiniz bir şarkıyı sıradan insanlardan farklı dinler ve icra edersiniz.

Çok seslilik sadece siyasal geleneklerimizde değil, toplumsal yaşamımızın  her alanında farkında olalım veya olmayalım çok yönlü yaşarız,ancak bunu kendi müziğimizden ve geleneğimizden uzaklaştığımızda veya başka bir kültürle tanıştığımızda farkına varırız..Farkına varmamızı sağlayan da karşılaştırmadır.

Yalnız fark yaratanlar farkına varırlar..Bu da çok sesli düşünmekten gelir.

                

  • Abone ol