Yazıya başlık yaptığım bu sözü; AKP’nin kurmayları ve onun yandaş medyasının esnaf takımından oluşan tetikçi takımı söylüyor.

Medyada okuyunca bu haberi; aklıma bir İsviçrelinin Türkiye’nin bir sahil beldesine yerleşmesinin nedenini anlatan öyküsünü hatırladım birden.

“Sen  deli misin ülkeni terk edip neden buraya yerleştin, burada başına ne iş geleceğini biliyor musun,biz zor yaşıyoruz, diye kasabanın  yerlileri sormuşlar” İsviçreliye..

“İsviçreli çok iyi biliyorum neden buraya  yerleştiğimi;benim ülkemde üç yıl sonra ne olacağını bilirsiniz ama Türkiye’de  ne olacağını hiç bilmediğiniz bir ülke ve insana heyecanı ve hüznü bir arada yaşatıyor,sizler içinde olduğunuz için farkında değilsiniz” demiş.

Hatırlatalım da Başbakan Erdoğan yıllarca hem de ABD Başkanı Obama’nın Türkiye’ye ziyaretine kadar yani Obama TBMM’nde Ahmet Türk ile görüşmeden öncesine kadar; BDP’lilerle o günkü parti adı olan DTP’lilerle hiç görüşmedi..

Görüşmeme nedenini de şuna bağlıyordu Erdoğan; bunlar terör örgütünün meclisteki uzantıları,bölücü başından(Öcalan’ı kastederek) aldıkları talimatla hareket ediyorlar,terör örgütüyle bağlarını koparsınlar,PKK’ya da terör örgütü desinler görüşürüm,benim iktidarımda Öcalan yakalansaydı ben asardım, derdi hep.

İsviçreli gözleminde yanılmamış vallahi.

Boşuna denmemiş el elin aynasıdır.

BDP’liler de Başbakana her toplantılarında ve medyaya verdikleri açıklamalarında silah konusunda PKK ‘nın dağ kadrosuyla ve İmrallı da tutuklu olan lideri Abdullah Öcalan ile görüşeceksiniz, muhatap biz değiliz,bizler de siyasi sorunların muhatabıyız, diye dillerinde  tüy  bitti.

Şimdi gelinen sürece bakar mısınız,Abdullah Öcalan muhatap alınırken halkın oylarıyla seçilmiş TBMM grubu olan partinin milletvekilleriyle görüşmeyi Öcalan ile görüşmenin arkasına itiyor,Öcalan’ı öne alıyor Erdoğan..

Başbakan artık Abdullah Öcalan’ın Kürt sorununda tek belirleyici bir güç olduğunun da, itirafını yapmış oluyor böylece.

Çünkü Erdoğan,Öcalan’ı etkisiz hale getirmek için çok değişik yöntemler uyguladı ama hepsinde de hüsrana uğradı.

Habur sürecini hatırlayalım Öcalan’ın çağrısıyla kandilden gelen PKK’lıları on binler karşıladı ve Erdoğan hükümeti de sınıra seyyar mahkeme kurarak dağdan gelen gerillaların ifadesini alarak tutuklamadılar..Ondan sonraki süreç bildiğiniz gibi çatışmalarla suya düştü.

Açlık grevlerini hatırlayın Başbakan açlık grevi yok bunlar kuzu çeviriyorlar,yeyip içip yatıyorlar, diye bir dış gezisinde atıp tuttu ama iş öyle bir boyuta gelince; Öcalan’ın çağrısıyla ceza evlerinde ölüm orucuna yatan on bine yakın Pkk’lı açlık grevini sonlandırınca,Öcalan’ın sıradan anlatıldığı gibi bir terör örgütü lideri olmadığı; Kürtlerin üzerinde ağırlığı ve saygınlığı olan, kitleleri harekete geçiren ve isyana dönüştüren bir gücü olduğu tescillenmiş oldu..

Öcalan’ın hangi partiyi ve kişiye işaret ederse   2.5 milyon Kürt seçmen o tarafa oy kullanıyor, bu da yüksek seçim kurulunun rakamlarıyla da teyit edilmiş durumda.

Ayrıca bu 2.5 milyon Kürt seçmen Abdullah Öcalan benim siyasi iradem diye imza veriyor TBMM’ne.

Peki Öcalan sürece destek veriyor da BDP ve Kandil neden karşı çıkıyor?

Aslında böyle bir şey yok;bu senaryoyu merkez medyaya  ayar çeken,yandaş bir medya yaratan Başbakanın siyasi baş danışmanı olan,yandaş medyanın kaptanlığını yapan milletvekilinin kurgusu ama; aklına göre Öcalan ile  kandil ve  BDP’nin  arasında görüş ayrılığı yaratmaya çalışıyor.Bunların artık bu saatten sonra yapmaya kalkmak şöyle dursun düşünmek bile komik bir şey.

Başbakan hatırlanırsa Hamas ile görüştüğünde dış ve iç dünyadan gelen baskılar karşısında Hamas’ın seçimle geldiğini söylüyordu ama Hamas ABD,AB,Japonya ve Kanada gibi ülkelerin terör örgütü listesindeydi.

Başbakan Hamas’ı terör örgütü görmediğini açıklamasından sonra PKK uluslar arası çok büyük destek görmeye başladı.

Ya bu imrallıya kim gidecek kararının komikliğine ne demeli?

Sanki AKP’nin İmrallıya gidecekleri belirlemesi AKP’nin siyasetini mi temsil ediyor; bu kadar insan kendine güldüren bir siyaset izler mi?

Ekonomiden sorumlu baş danışmanı seçtiği kişinin kendisi ve partisi için söylediği sözü kabullenip dost acı söyler sözünü yabana atıyorsa Erdoğan;daha çok zor günler kendini bekliyor demektir.

Ekonomi başdanışmanı joleli bakın ne demiş Erdoğan ve  hükümeti için,16 Mart 2006 yılında Vatan gazetesindeki köşe yazında:”Sistem artık demokrasiden faşizme kayıyor,Türkiye adına çok endişeliyim.1923’de döşenen raylardan makas değiştiriliyor;tehlike çok büyük AKP’e kapatılmalıdır..Cumhuriyet Baş savcısı AKP’yi kapatmak için Anayasa Mahkemesine kapatma davası açınca da; devlet hükümete el koydu,diye yazılar döşüyor,şimdi Erdoğan benim atam” diyen adam.

Erdoğan’ın rotasını belirleyen ne bir Kürt politikası var ne de demokratikleşme paketi,tamamen seçime endeksli,iç ve dış konjonktürün yarattığı durum belirliyor.

Türkiye’de kürt sorunu yok Kürt kardeşlerimin sorunu var, benim iktidarımda Öcalan yakalanmış olsaydı idam ederdim,sözünü nereye koyacağız.

Ama İmrallı müdavimi BDP grup başkanı Iğdır milletvekili Pervin Buldan; Öcalan bize AKP’den bir şey istemeyin, siz taleplerinizi çıkın ve arkanızda olan halkla uygulayın dedi,diye açıklamalarına ne yanıt verecek Erdoğan ve onun tetikçi esnaf takımı, yandaş medya mensupları çok merak ediyoruz!.

Erdoğan’ın asmak istediği Abdullah Öcalan en sıkıntılı süreçte can simidi oluyor.

Başbakan şunu adı gibi biliyor; Suriye iç savaşından sonra Esed’in de gitmeyeceğine göre;Suriye Kürtleri de bir statü kazanmış durumda; dış politikasında da duvara toslamış vaziyette; Orta doğu da bir Kürdistan doğuyor; bunun belirleyici lideri de örgütlü ve güçlü bir  potansiyeli  olanda elinin altında, ülkesinde Kürtlere yön veren de  Abdullah Öcalan..

Dikkat ederseniz çözüm süreciyle istisnalar hariç başta Erdoğan olmak üzere hiçbir AKP’li Öcalan için terör örgütünün bölücü başı,BDP’lilere de meclisteki uzantısı demiyorlar, örgüt lideri sıfatını kullanıyorlar.

 

  • Abone ol