Bugün içine girdiğimiz savaş hali yalnızca siyasi açıdan, ekonomik açıdan değil toplumsal düşünce açısından da bir

yoksullaşma ve çürüme yaratıyor. Durgun zamanlarda birey, özgürlük, hümanizm ve hatta devrim, sosyalizm laflarını bolca edenlerin bugün savaşa hayır deme cesaretini gösteremeyip bin dereden bin su getirdiğine internet ortamında tanık oluyoruz, pek çok insan ise bunu da yapmayıp susuyorlar, suskunluk elbette savaşa destek vermekten daha tercih edilir bir şeydir fakat düşün dünyamızın perişanlığını ve çürümüşlüğünü suskunluk gizleyemiyor. Sonra demokrasinin bu ülkede bir güneş gibi doğması bekleniyor. Hiç de zorunlu olmayan ve dolayısıyla haklı da olmayan bir savaşa hayır diyemeyenler nasıl olur da güneş gibi parlayacak bir demokrasi inşa edebilir, inşa etmekten vazgeçtim böyle bir demokrasinin gelebileceğini umut edebilir?

Savaşlar o toplumda demokratik bir kamusallığın olmadığının göstergesidir. Eğer özgür bir tartışma ortamı olsa hiçbir aile çocuğunun savaşta ölmesini istemez, hiçbir kişi bir savaş ekonomisinin bedelini kendi cebinden ödemek istemez. Ama bir yandan baskılar öte yandan milliyetçi savaş şovenizmi insanların serbestçe düşünmesine manidir. Sıradan insanlar için bu durum anlaşılabilir bir şeydir ama düşünen insanlar için değil. Özellikle de düşünürler için hiç değil. Elbette herkes düşünür ama düşünürler dediğim eğitimden aldıklarıyla belirli bir bilgi birikimine sahip olanlardır, yani entelejansiyadır. Sözüm de onlaradır. Bu halkın vergileriyle kurulan okullarda okudunuz, meslek sahibi, yazar çizer oldunuz; siyasi, ideolojik düşünceleriniz, tutumlarınız farklı olabilir, durgun zamanlarda bu konularda kıyasıya kavga verebilirsiniz ama savaş her şeyin üstünde bir turnusol kağıdı gibidir ve tam da bütün öğrendiklerinizin, bütün bilgi birikiminizin temelinde yatan bir soruyla sizi karşı karşıya bırakır. Savaş yani insanları öldürmek niye gerekli ve zorunlu olsun, eğer ülkenize saldıran bir başka devlet yoksa?

Savaşlar bir toplumsal düşüncenin rasyonelliğini yitirmesi demek olan bir çürümenin sonucudur ama aynı zamanda savaş patladığında savaşın kendisi bu çürümeyi açığa çıkardığı gibi daha da hızlandırır. Çünkü akıl ve vicdanlar bu savaşın haklı olmadığını söylerken vicdanları bastıran korkular nedeniyle suskun kalmak insanın birey olarak içten içe çürümesi demektir. Vicdanı uyutmak üzere uydurulan her gerekçe o insanın insanlığından bir parça koparır ve çürüme hızlanır.

Fakat öte yandan bu çürüme, tarihe baktığımızda yeni ve taze düşüncelerin filizlenmesi için de bir gübre görevi görür. Bütün büyük savaşlardan sonra yeni düşünceler, yeni felsefeler, yeni insanlar filizlenmiştir. Hiç kuşkum yok ki bizde de öyle olacaktır. Zira acılar düşündürür, acılar sorgulatır. Tersini düşünmek barbarlığa teslim olmaktır, insana dair inançsızlıktır.

  • Abone ol