Toplumsal barış sürecinde eğitime dair yazılar yazarken Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde meydana gelen patlamalarla ülkemizin aslında mezhep çatışmalarının içine çekilmek istendiğini fark ettik diyebiliriz. Aslında bu farkındalığı daha önceden de hissetsek de kabullenmeme durumu ağır basmaktaydı. Lakin Reyhanlı'da patlayan bombalar bu tehlikeli tuzağın çokta uzakta olmadığını gözler önüne sermiştir.

Ortadoğu’yu şekillendirecek güçler, emperyalist planlarını güncelleyerek sınırları yeniden çizmek için bu bölgede mezhep çatışmalarını bir araç olarak kullanmak İstemektedirler.  Irak ile başlayan ilk adım, sonrasında Suriye ile devam ederken şimdi Suriye'yi mezhepsel bölgelere ayırmanın ve bu sürece Türkiye'nin de dâhil olmasını sağlamaya çalışmaktadırlar. Amaç Türkiye'de de mezhepsel çatışmaları artırıp sonrasında bölgeye toptan kanlı müdahaleleri yaparak bölgeyi yeniden şekillendirmenin hesaplarını gerçekleştirme amacını taşımaktadırlar. Toplumsal barış süreci ile topraklarımızda bulunan PKK'lıkarın çekilmesi, şuan bu oyunu düzenleyenlerin hesaplarını alt üst etmiş, kartların yeniden karılmasına neden olmuştur. Belirlenen yeni kart ise Türkiye'yi kışkırtmalarla Suriye'deki kanlı savaşın resmen çatışır tarafı haline getirmektir. Reyhanlı'da meydana gelen patlamanın özü bu şekilde değerlendirilirse yapılmak istenenler daha net olarak anlaşılacaktır.

Bu açıdan dikkat edilmesi gereken faktör mezhepsel farklılıkları ayrıştırıcı bir unsur olarak ötekileştirmektense doğru olanı yani bütünleştirici bir unsur olarak eğitim ile algılanmasını sağlamaktır. Mezhepsel çatışmalar Türkiye dünya üzerinde var olduğu müddetçe dış devletler tarafından iç müdahale aracı olarak kullanılan bir faktör olarak her zaman bir seçenek olarak ortada duracaktır.  CIA’nın eski Ortadoğu bölge şefi Robert Baer'in ‘İran’ın Önlenemez Yükselişi’ adlı  kitabında, Yeni Ortadoğu’yu kurabilmenin tek yolunun, bölgede geniş çaplı bir -Şii-Sünni iç savaşı- tetiklemekten geçtiğini söylemesi, aslında bu tehlikenin eğitimde dâhil her açıdan dikkat edilmesi gerektiğini göstermektedir.

Çağımızda kültürel farklılıkları ortadan kaldırmak ya da yok saymak mümkün değildir. Ama eğitimi aracı kılarak yeni nesillere verilecek bazı kazanımlarla kültürel çatışmayı,  demokratik yöntemle önlemek, çeşitlilik içinde birliği korumakla mümkündür. Esasen kalıcı barış ve demokrasi projesi olarak dinin de insanlığında dayandığı temel kriter bu olmalıdır.


Eğitimde ve sosyal alanda yapılacak yenilikler, çaresizlik, dışlanma ve marjinalleşme duygularını besleyen ve aşırılıkçılığı besleyen koşulların iyileştirilmesi, farklı olanla bir arada güven içinde yaşama ortamının geliştirilmesi için vazgeçilmez koşuldur. Ülkemizde Alevi -Sünni aileler arasında hala kız alıp verme adetlerinin kabul edilemezliği maalesef  farklılıkların insaniyet ve hakkaniyet açısından değil ideolojik açıdan yorumladığının göstergesidir.

Eğitim dünyası açısından bu işi biraz daha net olarak açacak olursak burada ilk başta üniversitelerde Alevi-Sünni akademisyenlerden oluşan eğitim ve ilahiyat komisyonu oluşturulmalıdır. Bu komisyon farklılıkları ötekileştirme değil ortak bir zenginlik kaynağı olarak yeni nesillere nasıl sunulacağının yolunu belirlemelidir. ( Bu yol belirli aslında ama yerim yok bir başka yazımda açacağım) Bu komisyon daha sonrasında  öğretmenlerin mezhepsel çatışmaları engelleme adına öğretim kademelerinde ne yapmaları gerekir,  bu açıdan Sünni ve Alevi akademisyenler tarafından seminerlere alınmalı ve sürece dâhil edilmelidir. Bu süreç işlerken Alevi vatandaşlarımızın din derslerine yönelik değişiklik talepleri üzerinde değerlendirmeler gerçekleştirilmelidir. Komisyon üyelerinin yaptığı çalışmalar doğrultusunda din dersleri ve diğer ders kitaplarının içeriği mezhepsel farklılıkların bütünleştiriciliği açısından yeniden düzenlenmelidir. Bu çalışmalar sadece Alevilik-Sünnilik açısından değil daha da genişletilerek ülkemizde beraber yaşadığımız Ermeni-Rum-Azeri ve diğer etnik ve kültürel temele sahip olan vatandaşlarımızı da kapsamalıdır.

Burada amaçlanan farklılıkları ortadan kaldırmak veya hepsini aynileştirme değil, olumsuzlukların yaşanmaması adına özgün entelektüel bilinç alanı inşasını gerçekleştirmedir.  Her şeyden önce modern devlet farklı kökenlerden olan insanların karşılıklı saygıya dayalı olarak bir arada yaşamalarını zorunlu kılmaktadır. Çeşitliliğin  birlik, karşılıklı hoşgörü ve diyalog içerisinde korunması mümkündür ve tarihi gerçekler göstermektedir ki, bu anlayışın hâkim olduğu dönemler de İslam dünyasındaki çeşitlilik gerçek bir istikrar, refah ve zenginliğe dönüşmüştür. Ama dini ve mezhepsel kimlikler siyasi kimlikleri ve ayrışmaları perçinleme ve çıkarları güvence altına alma aracı olarak kullanıldığı zaman tarihin en acımasız felaket olayları yaşanmıştır.

Bu düzenlemeler şüphesiz ki uzun zaman sonra meyvesini verecek çalışmalardır, lakin yeni yetişen nesillerimizin ihmal edilmemesi gereken ihtiyaçları arasında bulunmaktadır. Başarıya ulaşıp ulaşmamayı sorgulamak ilk adım atmanın en önemli engelleyici faktörü olarak karşımızda duracağını varsayarsak yanıldığımız nokta belirginleşecektir.

  • Abone ol