Masallarımızın tılsımlı etkisinden kurtulup, değişen ve dönüşen modern dünyayı tanımasaydık:

Cumhuriyetimizin dayatmacı Faşist ve Komunist rejimlerdeki gibi bir rejimle yönetildiğini ve Cennet vaadedilmesine rağmen Cehennemi bir hayatı yaşadığımızı fark edemeyecektik.!

'En Büyük Millet' şişkinliğiyle birbirimize tafra yapacak; olmadı, kısır çekişmelerle, kendi içimizde didişip ömür tüketmeye devam edecektik.!

'Bir Türk dünyaya bedeldir' gazını halen yemeye devam ediyor olacaktık.

Dünya, Türkiye’nin haritadaki yerini bilmese ve bizi tanımasa da, biz 'Türkler' , dünyanın en zeki, en çalışkan ve en cesur insanlarıydık.!

'Ne mutlu Türk’üm diyene' demekle mutlu; her sabah 'Türk, Doğru ve Çalışkan' olduğumuza dair antlar içerek işimize-gücümüze başlıyor olacaktık.!

Üç tarafımız deniz, dört tarafımız da düşmanlarla sarılı bir ülkede hâlen yaşıyor olacaktık.!

İçimizde bol miktarda dış düşmanlarla iş birliği yapan rejim düşmanı hainler vardı hâlâ.!

Osmanlı’nın külleri üzerinde yeni bir devlet kurmuştuk ama, oradan miras kalan ve 'Hakiki Türk' olmayan toplumun tüm kesimleri, potansiyel tehdit unsuruydu.!

Hele Osmanlı’yı ve onun 'şeriat düzenini' isteyen Müslümanlar vardı ki, Şeriat tehlikesi kapıdaydı.!

Ve, bu 'irticacılar' ülke rejiminin birinci öncelikli tehdidiydi.!

Ermenileri tehcire tabi tutarak, o 'tehlikeyi' güzel halletmiştik zaten!  Diğer Gayr-ı Müslim Osmanlı teb’ası nı da; 6-7 Eylül olayları, münavabeler ve 'varlık vergisi' uygulamalarıyla bertaraf etmiştik.!

Kalan 'kırıntılar' da zaten istediğimiz kalıba girmiş, çocuklarına Türk / Müslüman isimleri koyarak sadakâtini göstermişlerdi.!

Kurtuluş savaşını birlikte versek de, Kürtler hep İngilizlerle iş birliği yapıp bize 'ihanet' etmişler ve büyük bir 'nankörlükle' vatanımızı bölmek istemişlerdi.!!

Bu 'bölücü topluluğa'; Koçgiri’de başlayan, Şeyh Said ve Seyit Rıza ile devam eden tüm 'isyanlarında' gerekli 'dersi' versek de, henüz 'bölünme tehdidi' bitmiş değildi.!

İslami yaşantılarından bir türlü vazgeçmeyen ve en büyük kitle olan 'Zenci Türkler'; ikinci büyük kitle olan, Müslüman ve içlerinde Alevilerin de olduğu 'Kara Kürtler'; Karadeniz bölgesini işgal etmiş 'Fevri Lazlar', Kafkas göçmenleri ve Çerkesler; zamanında kucak açmak zorunda kaldığımız Rumeli ve Suriye Göçmenleri; Ermeni, Rum, Süryani ve Yahudilerden kalan 'kırıntılar' olarak, hep birlikte ve aşağıda inim inim inlerken, yukarıda hükûmran olan bir avuç 'Beyaz Türk'e itaat etmek ve onları daha da mutlu etmek zorundaydık.!

'Haki Renkli' bu 'Beyaz Türklerin' her dedikleri 'hakikat', her yaptıkları'doğru' ve tüm yapılanlar  da 'bizim iyiliğimize' olmaya devam edecekti,çünkü onlar 'haklıydılar!.!

Evet...

Bu 'Saklı Faşist Rejimin' ömrü bir asrı bulmadan kendi kendini tüketmiştir artık.

Kendi limanında kendi etrafında dönerken, zamanı ve değişen dünyayı ıskalamış olarak, karaya oturmuş bir gemi gibidir.! Ve gelinen bilgi çağında tüm yaldızları dökülmüş olarak, maskesi fena halde düşmüştür bugün.  

İstedikleri kadar niyetlerini ve yaptıklarını gizlesinler veya çarpıtarak farklı öğretsinler; bu çağda, hiç bir ayıpları ilelebet saklı kalamayacak ve arşivlere girilip hakikatler gün yüzüne çıkacaktı...

Öyle de oldu...

Yakın tarihte kimlerin kahraman, kimlerin hain olduğunu; kimlerin yüce, kimlerin cüce olduğunu, yetişen yeni nesiller çok daha iyi öğreniyorlar, kendilerine dayatılan masallara kanmıyor ve sorguluyorlar bugün...

Bazı iddiaları belgelendirmek de, çok şükür ki yaşadığımız bu bilgi ve iletişim çağında mümkün oluyor artık... 

Dünyayı yöneten ve dünya tarihini yapan yeni devletlerin dahi, kanunen 30-40 yıl sakladıkları derin sırlarına, belgelerindeki koruma kalkanı kalktıkça vakıf olabiliyoruz... 

Böylece geçmişe dair bilinmeyenler çok kolay öğrenilebiliyor bugün. Hatta, siber saldırılarla ele geçirilen çok taze 'devlet sırrı bilgiler' de…

Sorgulama, araştırma ve analiz etme yeteneğine sahip yeni nesiller; geçmişlerini daha iyi analiz ederek, geleceğe dair daha sağlıklı projelerini üretecek ve dünyadaki çağdaşlarıyla farklı bir dünyayı el birliğiyle kuracaklardır artık...

Bizler, mağdurları da olsak; dünyadan ve değişiminden bi-haber rejim muhafızları, hayranları ve hatta mankurtları olarak ne mi yapacağız.?!

Yeteneği olanlarımız ve samimiyetle olup-biteni sorgulamak isteyenlerimiz, şu bilgi okyanusuna girip de bir kaç kulaç atsın yeter.!

Değilse, dinlediğimiz masalların rehavet ve hoşluğuyla mışıl mışıl uyumaya devam ede duralım.!

Halen uyumak isteyenler varsa, onlara güzel uykular ve güzel rüyalar görmelerini diliyorum!

Dışişleri Bakanımız Ahmet Davutoğlu’nun dileği dileğim, duası duam ve temennisi temennim olarak: 

“Biz değilsek bile bizden sonraki nesiller, cihan devletinin vatandaşları olacak!”  diyoruz…

İnşallah.

Selam ve duayla dostlar…

  • Abone ol