17 haziranda yeniden sandık başına gidecek Yunan halkı, tarihinin en zor kavşağında ülkeyi 1974 doğumlu bir adama emanet edebilir. Aylardır hakkında “popülist”ten başka bir şey okumadığımız Tsipras, bir yıldır şamar oğlanına çevrilmiş ülkeden çıkan gayet de makul tonda bir “oğlum bak git” sesi aslında. Neyse işin pek de bilmediğim bu kısmı üzerine kelam edecek değilim.

Benim derdim adamın kendisiyle. Google’da taratınca çıkan arkadan bağlanmış uzun saçlı fotoğraflarıyla, hükümet kurma görüşmelerine iPad’iyle giderken çekilmiş görüntüleriyle.

Kravatsız, kolları kıvrılmış beyaz gömleğiyle, bir masanın kenarına oturmuş, ergen usulü bacak bacak üstüne atıp neredeyse kapı önünde laflama kıvamında verdiği röportajlarda söyledikleri pek sevimli şeyler değil herhalde ama Yunanca bilmemenin avantajıyla olsa gerek o hali o kadar iç ferahlatıcı görünüyor ki.

Belki de kasıntı ve ağır liderler diyarından bakınca hissedilen bir ferahlıktır bu.

Türkiye’de siyasetin de siyasetçilerin de esas sorunu ideolojik değil. Ağırlar, çok ağırlar.

O yüzden taşıyamıyoruz artık onları. Takım elbiseler, kol düğmeleri, rugan ayakkabılarıyla neredeyse ağır çekimle hareket eden, ağır ağır kafa tokuşturan erkekler ve erkekleri taklit eden kadınlar, gençler, bitmeyen törenler, bitmeyen protokoller, bitmeyen epik nutuklar, bitmeyen bir hamaset...

Dün Tayyip Erdoğan Diyarbakır’da konuşuyordu. Erdoğan, fantastik kişilikler olan rakipleriyle karşılaştırıldığında hâlâ Türkiye’nin tek dört boyutlu lideri. Hatta bazen fazla gerçek. Politik doğruculuk sıkıcılığını aratan, dokunsa ya da dokunsan yanacak bir mesafesizlikte. Özel efektlerle güçlendirilmiş beşinci boyuta geçtiği zamanlarda ise korkutucu.

2002 yılında bir üniversitede konuşurken onu dinleyen Cüneyt Zapsu liderinin alâmet-i farikasını öyle tanımlamıştı. He is real.

Gerçekten de mesela 10 yıl önce meydanlara o günlerde popüler olan “Beraber yürüdük biz yollarda” şarkısını söyletirken ne kadar sahici ve iç ferahlatıcı gelmişti.

Ama zaman geçiyor. O şarkıyı söyleyen Ebru Gündeş, üzerine kaç tane albüm, bir tane de çocuk yaptı, Erdoğan hâlâ aynı şarkıyı söyletiyor kalabalıklara. Dün Diyarbakır Kongresi’nde herkesi ayağa kaldırıp, arkasından tekrarlattı yine. Metazori ayağa kalkıp, yıllardır sahnelerde bile söylenmeyen bir şarkıdan bozulmuş ama aşk kokan garip sözleri siyasi liderlerine doğru tekrarlayanlar pek eğleniyor gibi görünmüyordu. Başbakan şarkının sonundaki kıtayı “Bize her şey sizi hatırlatıyor” diye bir milyonuncu kez değiştirip söylerken de sahici durmuyordu. Bu abartılı hisler gerçek değil, bu lider-partili-vatandaş aşkı manalı değil.

Kürtajdan, tiyatroya, su meselesinden, yol meselesine her konuda konuşuyor Başbakan. Ne zaman televizyonu açsanız, karşınızda Tayyip Erdoğan’ı görüyorsunuz. Ya bir açılışta, ya bir ülkede ya da yola çıkmak üzere bir havalimanında. Bu enerjiye hayranlık duymamak mümkün değil.

Ama artık baraj açılışı, Suriye zirvesi demeden bütün konuşmalar birbirinin aynısı. Sanki az sonra Malazgirt Meydan Muhaberesi’ne çıkacak orduya sesleniyormuşçasına bir epiklik içinde tekdüzeleşmiş o sert mesajlar, tonlamalar artık o kadar tanıdık ve o yüzden o kadar etkisiz ki... Fena halde dersine çalışmışlık kokan prompter desteği de kurtarmıyor bu can sıkıntısını.

Çünkü can sıkıntısının sebebi hitabet sorunu değil. Türkiye’nin açık ara en iyi konuşan lideri hâlâ Erdoğan.

Bu can sıkıntısının daha yapısal bir nedeni var. Bu eskimişlikten, sıradanlaşmışlıktan kaynaklanan bir can sıkıntısı.

Başbakan ve AKP yöneticilerinin geçirdiği değişime Türkiye’deki hiçbir siyasi grup cesaret edemedi. Nereden nereye geldiler. Ama son 10 yılda onlar gibi bu toplum da nerelerden nelere geldi. Artık çok sesli, çok renkli bir ülke Türkiye. Klasik sosyolojik gettolaşmaların yerine daha melez kültürler ve kimlikler var. Bu artık yeni bir Türkiye. Ve galiba AKP ve Başbakan değişim limitlerinin ve enerjilerinin sınırına tosladı. Değiştirdikleri bu sosyolojiyi bile okuyamayacak bir iktidar konforuna kapıldı.

O yüzden sıkıcı artık Başbakan’ı dinlemek. Sürpriz yok. İç ferahlatmıyor, çözmüyor, korkutuyor, şimdi ne diyecek diye endişelendiriyor, düğümlüyor. Çünkü hâlâ o eski Türkiye’ye konuşuyor Başbakan. Hâlâ o eski Türkiye’den kalma bir üslupla, o eski Türkiye’de kaldığını sandığı bir topluma siyaset yapıyor.

İşte tam da burada başlıyor AKP ve Başbakan’ın gerileme devri. Bir zamanlar yeniyi, değişimi, dinamizmi temsil eden AKP ve Başbakan, uzun süredir eskimiş, durağanlaşmış, hantal ve en önemlisi de can sıkıcı görünüyor.

Belki bu dediğimin sonuçları sandıkta hemen görünmüyor ve görünmeyecek. Çünkü rakipler hâlâ Yontma Taş Devri’ni aşmak için debelenmekte. Ama ruh dünyamızda bir can sıkıntısı, sıradanlaşma, “yine mi aynı konuşmalar” tepkisiyle başlayan bu gerileme devri yakında sahaya da yansıyacaktır.

Ampulün ışığı artık aydınlatmıyor Türkiye’yi, ışığın feri düştü. Birileri çekmecelerde mum aramaya başlasa iyi olur...

[email protected]

  • Abone ol