Başbakan Erdoğan bazı temaslar için gittiği Malatya’da “Haçlı zihniyetleri 9. asırda kaldı” diyen Kemal Kılıçdaroğlu’na oldukça sert konuştu:

“Sevsinler seni. Çanakkale’ye Haçlı zihniyeti geldi. 18 Mart 1915’te Gazi Mustafa Kemal, ordularımızla Haçlı zihniyetine karşı savaştı. Çünkü kimler geldi, kimler geldi o zaman. Ama bizde de kimler vardı? Şam’dan gelen kardeşlerimiz var, Afganistan’dan bileğindeki bileziğini gönderen hanım kardeşlerimiz vardı, Balkanlar’dan gelen kardeşlerimiz vardı. Bilir misiniz, onlar şu anda Çanakkale’de bizim kardeşlerimizle koyun koyuna yatıyorlar. Niye? Çünkü şehadet bunu gerektiriyordu. Kardeşlik bunu gerektiriyordu ve 18 Mart 1915’te Haçlı zihniyetini ordularımız Çanakkale’de ne yaptı, denize gömdü. Sen bunları önce bir öğren. Tarihten haberin yok. Bunları bir öğren. Sorsak Çanakkale’ye bugüne kadar kaç kere gittin, inanın daha bir kere bile belki de orada kabir ziyareti yapmamıştır.”

 Başbakan’ın bu söylemi sadece bir tarih bilgisi aktarımı değil, Suriye müdahalesine muhalefet edenlere verilmesi gereken bir ders niteliğindedir.

 Burada müthiş bir tarihsel, politik ve sosyolojik analiz paylaşılmıştır!

 İlk olarak Çanakkale’ye saldıran eli kanlı Haçlı orduları meselesine değinmekte fayda var.

 Şüphesiz ki Birinci Dünya Savaşı bir din savaşıydı.

 Göğsünde kırmızı Haç ile Fransız, İngiliz orduları mazlum Müslüman halklara acımasızca hücum etti.

 Bunun karşısında bizler büyük İslam kumandanı Hacı Otto Liman von Sanders komutasında cihat ilan ederek vatanımızı savunduk.

 İtilaf kuvvetlerinin ordusu içinde oldukça fazla Müslüman asker vardı fakat onun da bir açıklaması var.

 Bizim bu Hıristiyan Batı, halkların kanını emen, emperyalist ve sömürgeciydi.

 Oysa Müslüman Osmanlı’nın o muazzam adil ve şefkatli devlet anlayışı sayesinde gönüllü olarak tebaası altında yaşayan halklar vardı ve Haçlılar bu halkların topraklarına göz dikmişti.

 Bu yüzden de kandırılan Araplar falan ihanet etmiş bazıları karşı tarafa geçmişti.

 Fakat biz, ancak bizim tarafta savaşırken ölen Müslümanlara şehit diyebiliriz.

 Karşı tarafa geçen Müslüman zevat otomatik olarak artık Haçlı sayıldı.

 İşte nasıl ki tarihin bu kırılma ânında, o dönem çok revaçta olduğu hâlde, toplum savaş karşıtı olmadıysa bugün de Suriye’ye müdahale için muhalefet etmek ihanet ile eşdeğer.

 Çünkü orada da 110.000 insan “şehit” oldu.

 Dolayısıyla ABD, Fransa ve lütfederse İngiltere ile birlikte bu zulmü durdurmalıyız.

 Çünkü emperyalizmin kan ve petrol içici vahşeti zaten Ortadoğu’yu yaşanmaz hâle getirdi.

 100 yıl sonra bile Suriye’de Esad’ın, Mısır’da Sisi’nin ruhunda yaşayan “Haçlı” zihniyetini durdurmak, başta ABD ve bizim kaçınılmaz bir sorumluluğumuz olsa gerek.

Çünkü biz emperyalizme hep karşıyız.

 Biz tarihte kimseyi sömürmedik.

 Şimdi bizleri mumla arayan Şam, Kahire, Trablus şehirlerine bin selam ederiz.

 İç politikada da sırtımız yere gelmez.

 Çünkü biz tarihinden ders çıkaran, dindar ve kindar gençleriz.

 Ve nasıl ki Çanakkale Savaşı’nda Türk, Kürt, Gürcü, Çerkes aynı cephede savaştıysak bugün de bu dirayeti gösterip fitnelere karşı çıkmayı iyi biliriz.

 Kürt halkı da Çanakkale Savaşı’nın hatırı için anadilde eğitimden, özgürlük talebinden vazgeçer gider.

 Onlar da zaten Kürt kökenli Müslüman kardeşlerimiz. Biraz da isyancı Zerdüşt var.

 Yazıyı durduramıyorum.

 Hayatımda yazdığım en anlamsız cümleleri art arda sıralamış olabilirim.

 Kemalist resmî tarih anlayışı ile İslamcı fetihçilik sentezlenince ortaya çıkan böyle bir şey.

 Milliyetçiliğe bulandırılmış ümmetçilik kafası hayatı böyle algılıyor.

 Bu da bizim hem yeni dış politikamız hem de iç siyasetteki motivasyonumuz.

 Hayırlı olsun.

 [email protected]

  • Abone ol