19 Haziran 2014 tarihli bir gazetede (Türkiye), belki tesadüfen belki bilinçli seçim sonucu aynı sütunda sıralanan üç haber ülkemizde egemen ekonomik zihniyet ve iş anlayışı hakkında yalın ve ilginç fikirler vermekteydi.

Önce haberleri aktarayım.

Birinci haber: 'Bitlis Valisi Orhan Öztürk Türkiye'nin 657 sayılı memur kanunundan kurtulunca yükseleceğini söyledi. Bu kanun olduğu sürece girişimciliğin imkânsız olduğunu söyleyen Öztürk, 'Tembellikten dolayı işini kaybeden tek kamu görevlisi yoktur. Piyasada karşılığı olan hiçbir hizmeti devlet vermemeli. Kadrolu çalışma sisteminden Türkiye kendini kurtarırsa, o zaman bu ülke süper bir ülke olur' dedi. Siyasetin ticaretten daha zor olduğunu söyleyen Öztürk, 'Ticarette ihtiyaç karşılar para alırsınız. Siyasette ihtiyacı karşılasanız bile işiniz zor' diye konuştu'.

İkinci haber: 'Türkiye'nin en çok girişimci üyesi bulunan İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu üyesi ve İstanbul Ticaret Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkan Vekili Hasan Erkesim, Türkiye'nin genç nüfusuna dikkat çekti. Türkiye'de nüfusun genç olmasına rağmen 100 kişiden ancak 5 ya da 6'sının girişimciliği tercih ettiğini anlatan Erkesim, 'Oysa ki Avrupa'da her 100 kişiden 12'si ABD'de ise her 100 kişiden 11'i girişimci oluyor. Bizler ülkemizdeki bu eksikliği sizlerin varlığı sayesinde aşacağımıza inanıyoruz. Girişimci ve cesur olun' diye konuştu'.

Üçüncü haber: 'TAV Havalimanları İcra Kurulu Başkanı Sami Şener, 'Bir iş düşünün. Bankaya gidin ve kredi isteyin. Vermezlerse o iş tutar dedi'. Şener, 'Bizim neyi yaptığımızı biliyorlar ama nasıl yaptığımızı bilmiyorlar. Bilgi sermayesi ve sosyal sermayemiz taklit edilemez. İçini bilgiyle doldurmadığınız zaman diplomanın süresi 4 yıldır. İşe girmeye çabalayacaksınız ama iş kurmak çok önemli. Üniversitenizin adı beni hiç ilgilendirmiyor. Beni ilgilendiren dürüst, çalışkan, lisan bilen olmanız' diye konuştu'.

Art arda gelerek birbirini bütünleyen bu üç haber Türkiye'nin gerçeğini ortaya seriyor. Bu ülkede yeteri kadar müteşebbis yok. İnsanlarımız kendi işini kurmak yerine başkalarının yanında çalışmaya, daha kötüsü, devlet memuru olmaya çabalıyor. Son bilgilere göre yaklaşık bir milyon kişi devlet memuru olmayı bekliyor. Bu kimseler arasında Eğitim Fakültesi mezunları gibi diploma sahibi olmanın kendilerine otomatikman devlette iş kadrosu sahibi olma hakkı verdiğini düşünenler yanında, devlet madem bizi okuttu, o zaman iş de vermek sorunda diyenler de var. Türkiye'de devlet en büyük işveren. Ancak, daha da kötü bir durum var. İnsanlar bir defa devlet memuru olunca artık onların statüsünü değiştirmek neredeyse imkânsız. Devlet memurluğu çoğu zaman o kadar rahat bir iş ki, insanların memuriyeti tercih etmesi kendi açılarından çok rasyonel bir tercih. Ancak, bireylerin memuriyete girme rasyonel kararları birçok durumda topluma yarar sağlamıyor, zarar veriyor.

Bu hususu şöyle açıklamaya çalışayım. Her ülkede memurlar (kamu görevlileri) var. Bundan kaçınmak imkânsız. Devletler var olduğu sürece memurlar da var olacak. Dolayısıyla, devletler memur istihdam etmek zorunda. Ancak, bu, her alanda devlet memurlarının olmasını gerektirmiyor. Devlet memurlarının sayısı arttıkça ve memurlar aracılığıyla devlet ekonomik hayata daha faza müdahil oldukça ekonomik gelişme frenleniyor. Hepimiz biliyoruz ki ekonomik kalkınmada en önemli rol müteşebbisler tarafından üstlenilmekte. Bu gerçeği müteşebbislerin bulunduğu ülkelerle bulunmadığı ülkeleri karşılaştırmak suretiyle daha net görebiliriz. Eski sosyalist ülkelerde devlet çalışanı sıkıntısı yoktu. Herkes istihdam edilmekte ve herkes devlete çalışmaktaydı. Ancak, bu ülkeler ekonomik performansta herkesin devlete çalışmadığı, insanların kendi işlerini kurabildiği ve hayli geniş müteşebbis sınıfların bulunduğu ülkelere nispetle çok daha başarısız oldu. Bu yüzden zenginleşemedi, toplumlarının tüketim malı taleplerini karşılayamadı. Sosyalist rejimlerin çökmesinde bu başarısızlık önemli rol oynadı.

Bu olguların ışığı altında Türkiye neler yapmalı? Sanırım yapılması gerekenler gayet aşikâr. Bitlis Valisi Orhan Öztürk'ün dediği gibi, piyasada üretilebilen hiçbir iş, memurluk görevi hâline getirilmemeli. Devlet ekonomik hayatta genişleyen bir yer alma arzusuna esir düşmemeli. Vatandaşlar devleti en kolay istihdam kapısı olarak algılamaktan uzaklaşmalı. Devlet, memur istihdam ettiği alanlarda, belki bazı meslek memuriyetleri hariç, çalışanlarına 65 yıla uzanan garantili statüler vermemeli. Devlette çalışanların çoğu periyodik olarak yenilenen sözleşmeli statülere geçirilmeli. Devlet personel sisteminde ücret-maaş ödemeleriyle performans arasında bir ilişki kurmaya çalışmanın yolları aranmalı. Bunlar gerçekleştirilebilirse Türkiye'nin ekonomik performansı katlanarak artacaktır.

  • Abone ol