FETÖ’nün gizli haberleşme sistemi ByLock ortaya çıkarıldığından beri, bu cep telefonu uygulamasının kullanımının terör örgütü üyeliğine yeterli delil olacağı öngörüldü.

MİT’in ele geçirdiği terör örgütünün haberleşme sistemi, örgütün şifrelerinin çözülmesi açısından önemli bir gelişmeydi. Ancak ByLock’un sadece cep telefonuna indirilmiş olmasının yeterli olmayacağıyetkililerce belirtilerek, kullanıcı kimliği almak suretiyle uygulamaya giriş yapılmış olması; uygulama üzerinden iletişime geçilmiş olmasıgerektiği de söylenmişti. Kullanıcılar, bu kriptolu haberleşme sistemine erişim yoğunluğuna göre kırmızı, turuncu ve mavi olmak üzere üç kategorik listeye tasnif edilmişti. MİT tarafından tespit edilip savcılığa gönderilen listelere göre, bugün itibarıyla 200 binin üzerinde ByLock kullanıcısının bilgilerine ulaşıldığı ifade ediliyordu.

ByLock listesi uzarken, öte yanda bir başka liste daha oluşmaya başladı: ByLock mağdurları listesi. Bu liste özellikle 2014’ün Ağustos, Eylül ve Ekim aylarında ByLock kullanmakla suçlanan ve çoğunluğu memur olup buna itiraz eden kişilere aitti. İlgili devlet mercilerine yapılan başvuruların yanı sıra, biz gazetecilere de bu gibi mağduriyet durumlarına ilişkin çok sayıda mail, mesaj ulaştı.

Çok ince ve titizlikle ele alınması gereken bir konuydu bu. Zira karşımızda suçlu olduğunu asla kabul etmeyen, mağdur olduğunu ısrarla dile getiren, örgütle bağlantısı olduğunu reddeden bir grup azılı adanmış hain vardı. Fakat bu örgüt mensuplarının mağdur sayısını artırarak masum insanları terör örgütü üyesi olmakla yaftalayarak kendilerini kurtarmak için yapmayacakları şey de yoktu. Silah olarak 15 Temmuz gecesi kullandıkları tankların, tüfeklerin yanı sıra, akıl oyunlarını da kullanmakta usta bir örgütle karşı karşıyaydık. Bunu yargılamalar sırasında ortaya koydukları tavırdan dahi anlamak mümkündü.

Nitekim mağdur ettikleri insan sayısını artırarak kalabalıkların arasında saklanmaya, ne kadar çok masum insanı kirli tezgahlarının içerisine çekerlerse bu sayede kendilerine aklanma yolu açma yolunu planlamaya ilişkin bir yol haritalarının olduğu dün Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan açıklamayla kesinleşmiş oldu. Başsavcı Yüksek Kocaman, “11.480 kişinin iradeleri dışında ByLock IP’lerine yönlendirildiğini”, yani telefonlarının kendileri farkında olmadan ByLock’a erişim yapmış şekilde göründüğünü ifade ederek “Yaklaşık bin kişinin tahliyesini talep edeceğiz,” dedi.

Örgüt, ByLock kullanmadığı halde kullanmış gibi göstermeyi başardığı kişileri tuzağına, eski TÜBİTAK çalışanı FETÖ’cü Kemalettin Cengiz Erbakırcı’nın geliştirdiği Mor Beyin adlı bir uygulamayla çekmeyi başarmış. Kritik pek çok FETÖ’cü isim gibi firar etmiş olan Erbakırcı’nın geliştirdiği bu yazılımın altına çeşitli aplikasyonlar yerleştirilmiş. Namaz saatlerini gösteren, Türkçe-İngilizce sözlük uygulaması olarak çalışan, müzik dinlemenizi sağlayan bu aplikasyonları indirdiğinizde, ByLock’un yurtdışındaki sunucusuna kısa süreyle bağlanmış gibi görünüyormuşsunuz ve bunu fark etmiyormuşsunuz bile.

Şikayetlerin 2014 Ağustos, Eylül, Ekim aylarında yoğunlaşmasına bakılırsa, FETÖ Mor Beyin kumpasını kurmaya, MİT’in ByLock’un şifrelerini kırmayı başarmasından çok önce başlamış. Zira Meclis Darbe Komisyonu raporuna göre, “MİT’in ByLock’u çözmesi aşaması Mayıs 2016 ayını buluyordu.” Aynı rapor, FETÖ’nün “2016 Ocak’tan itibaren haberleşmelerini “Eagle” sistemi üzerinden yürütmeye başladığını” ifade ediyor ve FETÖ’nün “17-25 Aralık’tan sonra zaten ByLock üzerinden haberleşmelerini kestiklerini” belirtiyordu.

Yani örgüt 17-25 Aralık 2013’ten sonra ByLock üzerinden iletişimi kesmekle kalmamış, 2014 yılında bu haberleşme sistemine ByLock’un varlığından habersiz insanları bağlanmış gibi göstererek yine korkunç bir kumpasa imza atmış. Maalesef bizden yine bir değil, birkaç adım öndeymiş.

Hal böyleyken 2016 Ocak ayında Eagle üzerinden haberleşmeye başlayana kadar, herhangi farklı bir iletişim yazılımı kullanıp kullanmadıklarını bilmediğimiz FETÖcüler, 17-25 Aralık sonrası ByLock’u kullanmamaları gerektiğini örgüt üyelerine iletmemişler midir? MİT’in Mor Beyin uygulamasının öncesinde sahip olduğu bu veri doğrultusunda, 2014 itibarıyla ByLock’a erişenleri farklı bir liste altında toplayıp bu listeyi daha da titizlikle incelemiş olması gerekmez miydi? Halihazırda “ByLock’a erişim sağlamış olmak yetmez, aynı zamanda iletişim için kullanmış olmak gerekli” ön kabulü çok daha önceden yapılmış olduğuna göre, neden şüpheli listeleri, görevden almalar ve tutuklamalar bu öncelik sırasına uygun yapılmadı?

Başsavcı Kocaman’ın ifade ettiği, iradeleri dışında ByLock IP’lerine yönlendirilen “11.480 kişi” sayısı çok büyük bir rakam, tahliyesini isteyecekleri yaklaşık bin kişi de öyle. O zaman ortada 15 Temmuz’dan itibaren bir buçuk yıldır mağdur olmuş çok sayıda kişi yok mu? İstihbarat teşkilatının ve savcılığın, kısıtlı imkanlarıyla gerçek FETÖ’cüleri yakalamaya uğraşacağı yerde mağduriyet oluşturacak işlere harcadığı mesaiyi saymıyorum bile...

Acaba karşımızdaki örgütün zehirli kafa yapısını, entrika ve hilelerle dolu çalışma şeklini ne zaman anlamaya başlayacağız? Böylesi tehlikeli bir yapıya karşı daha ince, daha titiz ve çok daha dikkatli davranarak sonuç alınabileceğini, aksi takdirde yine onların tuzağına düştüğümüzü ne zaman fark edeceğiz. Hukukun gözetilmesini, bu sayede “sadece mağduriyetlerin azaltılmayacağını, aynı zamanda gerçek FETÖ’cülerin yakalanmasında isabetli atışların artacağını” söyleyen ve bu konuda haklı eleştirileri olanları “Kes lan FETÖcü” şeklinde ezbere kalıplarla susturduğunuzda, bu gerçekte kimin işine yarıyor; maalesef Mor Beyin komplosunun ortaya çıkışı, FETÖ’yle mücadele etme biçimimizi geliştirme konusunda dahi daha çok işimiz olduğunu ortaya koyuyor.

 

  • Abone ol