Rivayet edilir ki, Dêrewera aşiret reisi Tevfo Ağa, günün birinde gizlendiği mağaradan köyündeki (birîva) evine gelmeye karar verir. Bu kararının çok tehlikeli olduğunu etrafındaki hiç kimse ona söylemeye cesaret edemez. Tevfo Ağa atına atlar ve adeta meydan okurcasına köyün ortasından geçerek, evinin yolunu tutar. Onu karşısında gören karısı çok şaşırır, ama o da bir şeyler söyleme cesareti gösteremez. Tevfo Ağa yemekten önce yıkanmak ister, karısına banyo hazırlıklarını yapmasını söyler. Suyu ısıtılır ve Tevfo Ağa ‘’serşok’’ denilen yerde yıkanmaya başlar. Karısı kafasına suyu dökerken, artık dayanmaz ve şöyle söyler: “Seni bu durumda kolay öldürürler.” Saçlarındaki suyu iki eliyle akıtan Tevfo Ağa, “Hiç endişe etme, benim düşmanım beni karımın elleri arasında öldürecek kadar onursuz değildir.”

Rivayete göre, bu sözlerin edildiği tam o anda Tevfo Ağanın can düşmanları pusuyu kurmuş ve onu oracıkta öldürmek için bütün hazırlıklarını bitirmişlerdir. Ama bu lafları duyan baş düşmanı, Tevfo Ağaya doğrulttuğu tüfeğini indirir ve onu öldürmekten vazgeçer. Ertesi gün de barışmak için Tevfo Ağaya barış elçilerini gönderir.

Koca bir devlet, Tevfo Ağanın düşmanı kadar mertlik göstermedi Ahmet Altan’a. Oysa Ahmet Altan, düşüncelerini her zaman mertçe savundu, dile getirdi. O ömrünü demokrasi dışı güçlerle mücadeleye adamıştı. Askerin ve askeri vesayetin demokratlığına hiç inanmadı. Atanmışların demokrasicilik oynayabileceklerine hiç güvenmedi, onlara asla bel bağlamadı. Türkiye’deki bütün darbelere karşı açıktan tutum aldı ve sözlerini de hiç esirgemedi. Darbeler ve darbecilik gibi büyük tehlikelere karşı, toplumu ve onun temsilcilerini her zaman en yüksek vicdan seviyesinde ve kendi cümleleriyle uyarmayı hiç ihmal etmedi.

Söz gelimi 20 Eylül 2012’de Ahmet Altan, “AKP’liler bir dinleyin” adlı bir makalesinde şunları söylemeyi ihmal etmedi:

Dış dünyanın desteğine sahip olmayan siyasi bir iktidar, “demokrasi dışı” bir rekabette orduyla baş başa kaldığında neler olabileceğini hiç aklınızdan geçirmiyor musunuz?

AKP yanlış bir hayal için kendi iktidarını buduyor.

Eğer AKP yaptığı hataların bedelini siyasi arenada öderse gene pek bir sorun yok ama onu “kanlı bir kaosla” devirmek için birileri harekete geçerse, bu sefer hepimizi evimizin kapısında vururlar.

AKP’li yöneticiler de bizimle aynı kaderi paylaşır.

Aynı kaderi paylaşacak insanların uyarılarını “düşmanlık”, sizi devirecek olanların yaptıklarını “dostluk” sanıyorsunuz.

Bence bir daha ve iyi düşünün.

Bugünden bakıldığında 2012’de yazılan bu uyarı ve öngörüler, sanki, geleceği o gün görmüş bir dehanın şaşmaz tarih yazıcılığı gibi, her şey öylesine kesin ve tartışmasız öngörülmüş ki, hayıflanmamak elde değil. Olabilecek bütün kötülüklerin altı çizildikten sonra, bilgece, bu durumdan çıkacak ahlaki sonucu da hiç çekinmeden yazabilmiş. ‘’Aynı kaderi paylaşacak insanların uyarılarını ‘düşmanlık’, sizi devirecek olanların yaptıklarını ‘dostluk’ sanıyorsunuz’’

Ahmet Altan’ın bu öngörüsü aslında bugün neden hala içeride tutulduğunu, başka da bir nedene ihtiyaç duymadan anlatır. Yaptığı dostça uyarılar, düşmanlık olarak algılandı ve mahkumiyetine sebep sayılıp zindana atıldı.

Subliminal mesaj verdi diye darbecilikle suçlanan Ahmet Altan aslında 2012’de 15 Temmuz 2016’yı görmüş gibi AK Parti iktidarını haberdar etmiş. Aslında Ahmet Altan 2012’de hem AK Parti’nin gerçek karakter ve niyetini görmüş hem de FETÖ denilen darbeci çetenin ve bilumum cuntaların pervasızlığını. Ve bugün o günlerde bu kadar doğru şeyler söyleyip yazan adam, sırf bunları söyledi diye hukuk, adalet ve bütün ahlak ilkeleri ayaklar altına alınarak içerde tutuluyor. El insaf!

  • Abone ol