Bizdeki ve Ortadoğu’daki bütün bu gelişmeler adeta yakıcı bir asit işlevini görüyor. Bilirsiniz mavi turnusol çözeltisi ya da kâğıdı kuvvetli bir aside katıldığında rengi kırmızıya döner. Zayıf asitlerde turnusolün kırmızısı açılır. Yaşadığımız her şey, herkesin gerçek rengini ortaya çıkaran yakıcı asit işlevini görüyor. Yani bütün bu olaylar, şimdiye kadar rengini hiç belli etmeden “işlerini” yürütmüş olanları yalnız ortaya çıkarmakla kalmıyor gerçek renklerini de açığa vuruyor.

Ortadoğu’da Baas partileri aracılığıyla iktidarlarını yürüten ailelerin, kabilelerin gerçek yüzleri ve ilişkileri ortaya çıkıyor. Bu ülkelerdeki, neredeyse sınırsız doğal kaynakları yağmalayan aile ekonomileri artık günlerini doldurduğu gibi, şimdiye kadar saklı gibi duran isimler ve ilişkiler ağıda ortaya çıkıyor. Mesela Suriye’de petrolden, doğalgaza, mobil iletişimden otomotive kadar milyarlarca dolarlık bir ağ kurmuş tek bir isim var. Bu isim de, tahmin edeceğiniz üzere, Esad’ın çok yakın bir akrabası. Tabii bu yalnız Suriye’ye özgü bir durum değil; bütün kapalı rejimlerde diktatörlük ekonomisi bu yolla çalışır. Bu ülkelerin pazarına girmek için, küresel bir güç olsanız bile, ilkönce diktatörlüğün bu ağına dâhil olmak zorundasınız. Yani, zorunlu olarak, iktidardaki aileyle ortak olacaksınız. Bu bir “ver gülüm-al gülüm” ekonomisi idi tabii.

Ortadoğu’da olan yeni bir petrol paylaşımı meselesi olmaktan ziyade, bölge halklarının talebi ile de örtüşen, yeni bir dengeye yolculuktur ve bu denge, piyasa mekanizmasını bu ülkeler için geçerli kılacak önemli bir eşiktir.

Bu siyasi değişimin aslında Türkiye tam ortasında. Türkiye’deki değişim aynı zamanda, şu sıralar gözlemlediğimiz üzere, çok ciddi bir kutuplaşmayı da gündeme getirdi. Son sınav olayı da ortaya çıkardı ki, Türkiye’de var olanı bütün güçleriyle korumak isteyen kesimler, aslında Esad ve Kaddafi gibilerden daha kararlı ve gözü kara. Böyle olmasa şu YGS melesinin üzerine böyle atlamazlardı. Peki, meselenin teknik özü ne; kısaca anlatalım...

 

Algoritma, medya ve sınavın turnusol kağıdı olması

Bir kavram kargaşası var öncelikle. Yani sosyal bilimler ve sayısal bilimler için temel sayılacak kavramlar bunlar. Örneğin, algoritma, model, sistem gibi kavramlar. Şimdi şifre diye ortaya çıkan bir algoritmadır. Algoritma bir programın en önemli öğesidir. Şifre değildir. İddia edilen algoritma sistemin tümü için geçerli değil. (Dün baskıyı yapan matbaa’nın da açıklaması da bu yöndeydi)

Meseleyi başka bir açıdan şöyle açıklayabiliriz; 1.700.000 bireysel kitapçık için geçerli olacak bir sistem kitaplar tek tek yayınlandığında ortaya çıkmamalıdır ki modelin tümüne içkin olsun ve modeli çökertmesin. Hâlbuki böyle değil... Söz konusu algoritma, belli ki sınırlı sayıda kitapçıkla programlama kolaylığı ya da -matbaanın iddia ettiği gibi başka bir amaç- için yapılmış ama modelin tümüne içkin olmamış. Eğer olsaydı söz konusu algoritma indirilen her kitapta geçerli olurdu; bu teorik olarak mümkün ama görülüyor ki böyle değil... Çünkü YGS sınavları gibi sınavlar bütünüyle bir model oluşturur... Şu an uygulanmakta olan model, bireysel, kişiye özel, çoklu seçenekli sınav modelidir. Yani 1.700.000 adayın hepsine ayrı soru kitapçığı basılıyor. Tabii bu da doğal olarak ayrı cevap anahtarlarını gerektiriyor. Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta da baskı sisteminin özelliği. Uygulanan dijital baskı sistemi, konvansiyel ofset baskı sisteminden çok ayrı bir teknoloji. Nasıl ofset baskı sistemi bir orijinalden sonsuz kopya yapabiliyorsa, bu sistemde tam tersine sonsuz orijinal yaratarak benzer kopya yaratamıyor. Yani isteseler de sistemi programladıktan sonra iki aynı kitapçık basamazlar. Şimdi bu temel bilgilerden yola çıkarak modeli kurduğumuzda, modelin kendisi, bize iddia edilen algoritma çözümünün, sınırlı sayıda -tesadüfî olarak- kitapçıkta ortaya çıkabileceği verir. Bu birincisi... İkincisi de diyelim teorik olarak iddia edilen algoritmayı tüm modele içkin kıldılar- bu zor olmakla birlikte teorik olanak mümkün- ancak o zaman da model ÖSYM bireysel soru kitapçıklarını internette yayınlamaya başladığında çöker. Çünkü herkes hileyi fark eder. Şimdi soruyorum: ÖSYM kitapları yayınladı. Bütün çocukların kitapçığı ayrı mı, ayrı; peki iddia edilen algoritma kaç kitapçık için geçerli... 20, 30, 50, 100 kaç söyler misiniz? Kaldı ki sistemin bu algoritmayı içeren kitapçıkları, toplu kopya yapacak sayıda, üretmiş olduğunu varsaysak bile bunları, kopya için tespit edilen kitleye yönlendirecek bir aklı-programı- olmadığı da açıktır.

Sonuçta bu YGS sınavı da, Türkiye tarihine renkleri belli eden turnusol kâğıdı olarak geçti. Ancak bu sınav sistemini ve onu doğuran eğitim sistemini tümüyle tartışalım ve alternatifini üretelim derseniz ona varım ama siz var mısınız; hiç sanmıyorum...

  • Abone ol