Darbe girişimi ve FETÖ üyeliğinden bir mahkemede ağırlaştırılmış müebbet hapis alana, bir başka mahkeme nasıl beraat ve tahliye verebiliyor?

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da hayret ettiği, yargı adına üzüntü verici bulduğu durum bu.

Daha hayret verici olansa bir istinaf mahkemesinin beraat ve tahliye kararının, bir gün sonra bir başka istinaf mahkemesince kaldırılması.

20-01/21/5sd.jpg

Anında tahliye edilen eski Korgeneral Metin İyidil'in tekrar yakalanıp hapse konması, 'böyle' mümkün oldu.

'Böyle' derken 'usul esastan önce gelir' ilkesinden başlanarak hukukun canına okunmasından söz ediyorum.

Bir kaba yanlış, daha kaba bir başka yanlışla düzeltildi. Temyiz sürecinde Yargıtay baypas edilerek Yargıtay Başkanı Cirit de hayretlere düşürüldü.

Hayretlik yanlışlar zinciri burada bitse yine iyi.

Türkiye, İyidil'in beraatine hükmeden üç istinaf hakiminin FETÖ'cü olduğunu, yargılama sonunda bir mahkeme kararıyla değil Cumhurbaşkanı'nın bir iki gün içindeki açıklamasıyla öğrendi.

Yine hayretengizdir ki FETÖ'cü çıktıklarını söylediği hakimler, HSK müdahalesiyle derhal dağıtılıp üç ayrı şehre sürülürken  Cumhurbaşkanı, hemen talimatları verdiğini ve sağ olsun Adalet Bakanlığı ile savcılığın da gereğini süratle yaptığını duyuruyordu.

Tek bir cümleye kaç hayretin sığdığını görmek, hayret uyandırmıyor mu sizde de!

Yani FETÖ'cülük adına görevi kötüye kullanmanın cezası sürgün mü sorusu, bir!

Başka mahkemelerde masum insanların hayatını karartmaya ya da suçluları aklayıp adaletin pençesinden kurtarmaya  devam edebilecekler mi? İki!

Anayasa'nın telkin ve baskıyla yargıyı etkilemeye çalışma yasağına uyulduğu, mahkemelere emirle müdahale edilerek yargı bağımsızlığının çiğnenmediği, yol açılan aksi algıdan sonra nasıl izah edilecek? Etti mi üç!

En baştaki soruya doğru cevap verilse böyle ürkünç bir tutarsızlıklar silsilesi hiç yaşanır mıydı? Alın size dört!

Hani şu soru: Bir mahkemede ağırlaştırılmış müebbet alana, bir başka mahkeme nasıl beraat ve tahliye verebilir?

Haksız çıkan karar ve işlemleri, hakim ve savcıların yanına kalırsa olacağı budur. Ne bekliyordunuz ki!

Suçsuz yere insanları yıllarca içeride yatırmış bile olsa...Mağdurları, hakim ve savcıyla ödeşemiyor.

Balyoz ve Ergenekon davalarında haksız tutuklananlara tazminat ödenmesine hükmedildi mesela.

Mahkeme emriyle, başka bir mahkeme emrinin mağdurlarına yüzbinlerce liralık tazminatları ödemesi istenense Maliye hazinesi...

Açık bir kasıt unsuru bulunmadığı sürece, kararı Yargıtay’da bozulan ya da AYM'den, AİHM’den dönen hâkimlere zaten rücu ettirilmiyor ceza.

Dava Adalet Bakanlığına açılıyor, cezaya vatandaş çarptırılıyor. Bedeli size, bana ödettiriliyor.

Ceza, hâkim ve savcıya döndürülmedikçe adil bir ödeşmeden söz edebilir misiniz?

Bir mahsuplaşma olacaksa, takdir yetkisini kötüye kullanan ya da kararında haksız çıkan yargıçla mağdur arasında görülmeli değil mi bu hesaplaşma?

Kumpas davalarında ilk tazminat kararlarının çıktığı 2015'ten beri, kaç kez sordum.

Hâkim ve savcılar, mağdurlarına karşı bir sorumluluk taşımıyorsa onları keyfi ve yanlış tutuklamalardan ne alıkoyacak?

Devlet ısrarla 'tazminatını ben üstlenirim, sen yeter ki elini rahat tut' diyorsa hakim ve savcılara verdiği mesaj nedir? Ve görevi kötüye kullanmaktan caydıracak doğru mesaj bu mudur?

5271 Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesi, tazminat talebini düzenliyor.

Deniyor ki; suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, kanunsuz arama ve tutuklama gibi haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere...Hâkim ve  savcıların karar veya işlemleri nedeniyle tazminat davaları ancak devlet aleyhine açılabilir.

Devlet de  tazminatı ödeyip görevini kötüye kullanan hâkim ve savcılara bir yıl içinde rücu eder.

Kaçına edildi peki?

Hakim ve savcıların görevi kötüye kullanmasını bile devlete üstlendiren, 'hata yapmaktan korkmama'ları için verilen bu geniş güvence değiştirilmedikçe...Vatandaşı, şikayet konusu yargı hatalarından ne koruyacak?

20-01/21/as.jpg

Osman Sarıgün

Kılıçdaroğlu’na saldırıdan Kılıçdaroğlu da aklandı

İçişleri Bakanı Soylu, Kılıçdaroğlu’nun Çubuk'ta uğradığı saldırıya ilişkin bir soru önergesine cevap yazmış.

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’den gelmiş önerge.

Soylu, linç girişimi sırasında görevli ve sonradan takviye edilen jandarma-polis kuvvetlerini sıraladıktan sonra şöyle diyor:

“Görüldüğü üzere; söz konusu olaya ilişkin gerekli güvenlik önlemleri alınmış olup, ilave tedbirler zamana bağlı kalmaksızın alınarak olayın daha da büyümesi önlenmiştir...İddia edildiği şekilde, örgütlü bir provokasyonun mümkün olmadığı değerlendirilmektedir."

Madem tedbirde eksik, noksan yoktu... Ne diye Kılıçdaroğlu, emniyetten habersiz gitmekle, tedbir alınması için vaktinde bilgi vermemekle suçlandı?

Taşkın kalabalığa karışmış, linci kışkırtan tiplerin ellerindeki demir çubuklar, organize değilse spontane mi hazırlanmıştı? 

Yumruklu saldırgan Osman Sarıgün'e sahiplenen 'Osman Amca' kampanyası da mı kendiliğinden gelişti? Kahraman ilan edilmesi münferit tepki miydi? Elini öpme, sırtını sıvazlama kuyrukları örgütsüz ve plansız faaliyet kapsamında mı?

Linci yatıştırmaya çalışan Savunma Bakanı Akar ile dönemin Emniyet Genel Müdürü Uzunkaya, o sırada Kılıçdaroğlu'nu sağ çıkartmaktan başka bir şey düşünmediklerini açıklamışlardı.

Anamuhalefet lideri canını zor kurtarmış ama ortada ne örgütlü bir provokasyon, ne de tedbirsizlik mi var, halkın doğal ve haklı öfkesi miymiş yani?

Hrant Dink cinayetinin yıldönümünde, nasıl örtbas edilmek istendiği hala tartışılırken hiç ders almamış gibi mi davranmamız isteniyor?

Üstüne gidip saldırıyı aydınlatmak için illa Kılıçdaroğlu'nun orada ölmüş mü olması gerekirdi?

Nedir bu savunma ve kapatma çabası Allah aşkına!

Kendine saldırttığı ve dayağı hak ettiği için tek suçlusu, Kılıçdaroğlu kalmıştı. O da resmen aklandığına göre, hiç mi kusurlusu yok bu lincin?

  • Abone ol