Üçüncü havalimanının ilk kısım inşaatında sona gelindiği ile ilgili haberler basınımızda yer almaya başladı. Haberler yayınlanınca bu havalimanı inşaatı öncesinde Avrupa kökenli bankaların çıkardığı kredi sorunları aklıma geldi. ‘Havalimanı istenmiyor’ haberleriyle dalga geçen yazıları hatırladım. Tam bunları düşünürken havacılık konularında yazılar yazan bir haber sitesinde bir haber okudum. Sizinle paylaşmak istedim.

“Sadece İstanbul hava sahasını değil, Avrupa hava sahasını da etkileyecek olan havalimanı, Avrupa’da da yakından takip ediliyor. Alman medyasında 3. Havalimanı Projesi’ne ilişkin en dikkati çekici yazılardan biri Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesinde yer aldı ve havalimanı açıldığında Frankfurt Havalimanı’nın büyük ölçüde öneminin azalacağı yorumu yapıldı.

Bu kapsamda bazı büyük havalimanlarının yeni tedbirler alması dikkat çekti. Londra’daki Heathrow Havalimanı’nda kapasite artışı için çalışma başlatıldığı ve üçüncü pistin inşa edilmesinin kararlaştırıldığı duyuruldu. Frankfurt Havalimanı da üçüncü terminalini 2023’te bitirmeyi hedefliyorken, bu çalışmasını üç yıl öne aldığı iddiaları ortaya atıldı. (kokpit.aero)”.

***

‘Ya sabır’ diyerek yazıma devam edeyim. İstanbul’da yaşayanlar birkaç sene önce iki köprünün yükünün artık kaldırılamaz bir seviyeye geldiği farketmişti. Ömür köprü kuyruğunda geçiyordu. Bir plan dahilinde hem üçüncü köprü hemde Avrasya Tüneli’nin inşaatına başlanmış ve bitirilmişti.

Daha sonra bakanlığın yaptığı açıklamalarından, bu iki tesisin neden yapıldığını anlayabiliyoruz. Bu tesisler, iki köprünün yükünün yüzde otuzunu almış gibi gözüküyor. Köprü ve tünel bitmeden önce günde 250 bin aracın geçmesi gereken köprülerden 600 bin araç geçmeye başlamış. Tabii ki bu tesisler planlamaya başlandığında buna da eleştiriler yağmaya başlamıştı. Çevreye duyarlı endişelere ben de katılıyordum. Finans modelinin de tartışmaya açık yönleri vardı. Ama bu projeleri toptan reddederek yalnızca geçen araç üzerinden hesap kitap yapmayı bu işe farklı bakmak olarak değerlendiriyordum. Bakanlığın Meclis’te verilen bir soru önergesine verdiği cevap olayı kısaca özetliyor:

“İstanbul’da seyahat süresini kısaltan Avrasya Tüneli ile İstanbullular yılda 52 milyon saat zaman kazanmaktadırlar. Ayrıca, trafiğin çok yoğun olduğu, Kazlıçeşme-Göztepe hattında yolculuk süresi 15 dakikaya indirilmiştir. “

Bu bile Avrasya Tüneli’nin yapımı için geçerli bir neden olacaktır . Ayrıca şirket devletin garanti araç ödemesi ile ilgili de bir açıklama yayınladı. “Bu sene doluluk oranını tutturmayı, hatta seneye devlete kar payı ödemesi yapmayı ümit ettiklerini” belirtti.

***

Birden aklıma ilk boğaz köprüsü kurulurken yapılan tartışmalar geldi. Bunun gereksiz olduğunu iddia edenler acaba kaç defa bu köprünün üzerinden geçmişlerdir diye düşündüm.

Geçen gün bu konuştuklarımızı iyi özetleyen bir sosyal paylaşım gördüm. Soru çok basitti.

“Acaba masanın üzerinde yarısı dolu bir bardak için kim ne yorum yapar?” diye soruyorlardı:

Matematikçi; bardağın yarısı dolu

Fizikçi; bardağın yarısı boş

Kimyacı; bardağın üçte ikisi hidrojen

Biyolog; sıvı çok az

Mühendis; bardak fazla büyük

Psikolog; bardak ruhun yansımasıdır

Filozof; pardon soru neydi?

Bundan sonrasına ben bir ekleme yapmak istiyorum:

Türkiye’ de yaşayıp hiçbir şeyden hoşlanmayan bir kesim de muhtemelen hep yok sayan tavırları ile, ‘masa nerede’ diye soracaklardır. Bırakın bardaktaki yarım suyu görmeyi onlar masayı bile görmeyeceklerdir .

Uçak doluluk nedeniyle geç kalkar ve neden önlem alınmıyor denir, köprüde sıkışır, bu trafiğe kim çözüm bulacak derler, kamyon trafiği dışarı çıkartılmayacak mı diye sorarlar... Sonra çözüm üretenlere bakıp...

Avrasya tüneli nerde ? Diye sorarlar.

  • Abone ol