Biraz fazla rahatsın. Kendini tek parti döneminin haşmetli, azametli valileri gibi sanıyorsun. Yanlış. O valilerden değilsin. Onlar –mesela – bir gazeteciye bırak “oğlum İsmail” demek, “Lan İsmail” bile diyebilirlerdi ve bizim fukara İsmail Saymaz da boynunu büküp susmak zorunda kalırdı. Ama astığı astık, kestiği kestik, ağzından çıkan kanun, kendisi ete kemiğe bürünmüş devlet olan valiler dönemi bitti. Biteli epey oldu. Ama anlaşılan sen bunun farkında değilsin.

Bugün artık yurttaşlar, bir vali kendilerine ne yapması, neyin nasıl yapması, nasıl yaşaması gerektiğine dair öğüt vermeye kalktığında “Oğlum Vali orda bir dur bakalım” demesini biliyorlar. Üstelik bunun anaların ak sütü gibi helâl yurttaşlık hakları olduğunu da biliyorlar.

Gazeteciler ise haber yapar, yazı yazarken “Acep bu yazdıklarım valinin hoşuna gider mi, gitmez mi; vali bana kızar mı, kızmaz mı” gibi ürküntüleri çoktan unuttular. Gazeteciler ne yazacaklarına, neyi nasıl yazacaklarına artık sadece ve sadece kendileri karar veriyorlar.

Senin farketmediğin bir incelik daha var: Gazeteciler de, sıradan yurttaşlar da  tanımadıkları, yakınları olmayan birinin kendilerine “sen” diye seslenmesinden hoşlanmıyorlar ve buna izin vermiyorlar. Bunu yapanın bir vali olması umurlarında bile değil. Uygar insanların birbirlerine “siz” diye hitap etmeleri gerektiğini biliyor ve ihtiyacı olana da öğretiyorlar. Ancak bu sıradan nezaket kuralına kulak asmayanlara, o bir vali bile olsa “Madem öyle, ben de böyle” hesabıyla altını çizip, şeddeleyerek “sen” demekten de çekinmiyorlar…

Bir not daha: Özendiğin eski zaman valileri zart zurt etmeyi, kimin neyi nasıl yazması, söylemesi, düşünmesi gerektiğini öğretme hakkını kendi “devlet adamlıklarının”nın doğal bir parçası olarak görüyorlardı. Ama asla ödlek filan da değillerdi. Söylediklerinin arkasında duruyorlardı. Mesela valilik yaptığı bölgede biri öldürüldüğünde “Göstericiler birbirlerini dövdüler” dedikten sonra daha sözleri soğumadan “Ben öyle bir şey söylemedim. Benim söylemediğim sözleri ha bire tekrarlıyorsun” diye topu taca atmaya tenezzül etmiyorlardı…

Bir de şu “yerin altı da var, unutma” sözü var. Bu ülkenin gazetecileri,  valilerin yerin üstündeyapıp ettikleriyle ilgileniyorlar.  Mesela bir ilde polisler, polis muhbirleri, kendi sapık adalet anlaşıylarını ellerindeki sopalarla kendileri uygulamaya kalkan ilkel yaratıklar bir yurttaşı döverek öldürdüklerinde o ilin  en yüksek amiri, dolayısıyla bütün bunlardan sorumlu olan valilerin yerin üstünde yapıp ettiklerini izliyor, kovalıyor, didikliyor ve sorguluyorlar. Bu onların görevi. Yerin altı ise onların görev alanına girmiyor…

Oğlum vali,

sözün kısası fazla rahatsın. Olma. Kendini eski zaman valileri filan sanıyorsun. Sanma. O günler geride kaldı… Çooook geride…

Şansın yokmuş, valilik koltuğuna epey geç oturmuşsun. Şansına küs ve bugünün valisi olmaya çabala. Belki başarırsın…

  • Abone ol