Seçim sonrası ortaya çıkan ‘isteğe bağlı yanılsama' halinin görüntülerinden biri de kimin kazançlı çıktığı tartışması. Bir önceki yerel seçimle mukayese AKP'nin kazandığına, bir önceki genel seçimle mukayese ise bu partinin kaybettiğine gerekçe gösteriliyor.

Aynı şekilde alınan toplam oy sayısındaki düşüş de hükümetin kaybetmesine delil olarak sunuluyor. Oysa bu mukayeselerin neredeyse tümü anlamsız… Her seçim kendine özgü koşullar yaratabilir ve bu türden karşılaştırmalar ancak aynı koşulların devam ettiği varsayımı altında geçerli olabilir. Ne var ki 2014 yerel seçimleri tek kelimeyle ‘anormal' şartlar altında yaşandı. 17 Aralık sonrasında ortaya çıkan gerilim Cumhuriyet tarihinde benzersizdi. Dolayısıyla bu seçimleri değerlendirmek eski seçimlere veya oy sayısına rücu etmekle mümkün değil. Kendine özgü bu ortamda her partinin avantajlarını ve dezavantajlarını, hata ve sevaplarını göz önüne almak ve başarı tanımını buna göre yapmak gerekir. Basit bir örnek vermek gerekirse bir futbol takımının başarısını da üç yıl önce aynı takımla yaptığı maçın sonucuna göre saptamıyoruz. Takımın şu anki potansiyelini dikkate alarak yapıyoruz.

Ancak önce kalın hatlarıyla şu değerlendirmenin yapılması kaçınılmaz: AKP son 12 yılda her seçimi uzak ara farkla kazanıyor ve bu kez de bütün olumsuz koşullara rağmen bu değişmedi. Ayrıca bu parti bütün seçimlerde iki büyük muhalefet partisinin toplam oy oranına eşit oy alıyor ve yine öyle oldu. Nihayet bu parti anamuhalefete yerel seçimlerde 15, genel seçimlerde ise 20 puan fark atıyor ve bu durum da aynen devam etmekte. Buradan çıkan basit sonuç, Türkiye'de seçimlerin farklı ortamlarını anlamsızlaştıran daha büyük bir toplumsal dinamiğin işlemekte olduğudur. İkinci olarak AKP'nin koşullar ne olursa olsun bu performansı sağlayacak stratejiyi üretmekte mahir olduğu da gözüküyor.

Yaşanan seçimler daha baştan birçok kişinin vurguladığı üzere yerel seçim atmosferinden çıkarak genel seçime benzedi ve muhalefetin de katkısıyla Başbakan'ı merkeze alan bir referandum anlamı taşıdı. Dolayısıyla çok kaba bir hesapla bile AKP'nin başarı çizgisinin yüzde 44'te durduğunu söylemek mümkündü. Çünkü daha önce yerel seçimde 39, genel seçimde ise 49 almıştı ve ortalamasını nirengi noktası olarak almak makuldü. Böyle bakıldığında sonucun son derece normal olduğu söylenebilir… Oysa bu sonuç son derece uçucu, riskli ve oynak bir atmosferde yaşandığı için sonuçta AKP oyu 40 ile 48 arasında herhangi bir yerde de bitebilirdi. Ancak eklemek gerek ki 40'ın altı sosyolojik olarak mümkün gözükmüyordu. Nitekim ‘normal' bir yerel seçimde de alt sınır şu an 35 olarak gözüküyor…    

İktidarın yüzde 48'e doğru gidememesinin üç nedeni var gibi gözüküyor. Birincisi yolsuzluk soruşturmasının varlığı, üzerine gidilememesi ve ilgili bakanların hiçbir şey olmamış gibi ortalıkta bulunmaları, hükümetin zaafına delalet etti. İkincisi hükümetin kendisini savunmak üzere yargıya müdahale anlamı taşıyan hamleler yapması, bu arada basınla enformel ilişki kurarak etkilemeye çalışmış olduğunun ortaya çıkması ve nihayet Twitter'ın kapatılması, demokratik alanda açık gerilemeler olarak okundu. Üçüncüsü ise Başbakan'ın ‘kavgayı' sürdürürken seçtiği üslup, kullandığı yaralayıcı, itham edici ve dışlayıcı dildi. Muhafazakâr kesimin de önemli kısmını kuşatacak şekilde bu toplum artık saygın bir demokrasiyi taşıma isteği duyuyor ve bunu rencide eden her şeyi yanlış buluyor.

Diğer taraftan AKP 40'a da inebilirdi ama öyle olmadı ve burada daha karmaşık nedenler var. Birincisi muhalefetin siyasetsizliği, tapeleri sahiplenerek ahlakî zaaf göstermesi ve gelecekle ilgili hiçbir anlamlı tasavvura sahip olmamasıydı. İkinci neden Başbakan'ın sağlam durması, tabanı kendi etrafında konsolide eden bir stratejiyi başarıyla hayata geçirmesiydi. Üçüncü nokta 17 Aralık dosyalarının sonraki dosyalar ve tapelerle bir bütün teşkil etmesi ve önceden ayarlanmış bir darbe girişimi olduğuna dair kanaatin toplumda yerleşmesi oldu. Nihayet son neden de muhafazakâr toplumun tehdit algısı ve buna karşı kendi iradesini, hayatını ve geleceğini savunma istekliliğiydi.

Sonuçta herkesin bir şeyler öğrenebileceği bir seçim oldu. AKP, Türkiye siyaseti üzerindeki hegemonyasını perçinledi. Hem siyaseti en iyi bilen parti olması hem de tabanının diğer kesimlere kıyasla daha sahici bir kaygı taşıması ve bizzat siyasete sahip çıkması nedeniyle.

  • Abone ol