Üstünden epey zaman geçti; ara sıra, Türkçe'nin yanlış kullanımları üstüne yazacağımı söylemiştim. Söylemiştim ama o "ara" veya "sıra" bir türlü gelmedi. Bu, herkes birdenbire her şeyi doğru yazmaya ya da söylemeye başladığı için değil, elim değmediği için.

Her zaman tekrarlanan bir telaffuz yanlışı var. "Telaffuz", dolayısıyla konuşurken ortaya çıkıyor. Hani yazıda da ayrı ya da bitişik yazılması gerek "de", "da"lar gibi, özellikle de "a" sesi söz konusu olduğu zaman ortaya çıkan uzun ya da kısa söyleyişler. Örneğin, deniz düzeyinden yükseklik anlamında "rakım". Bu kelimede, "a"yı kısa tutarsanız anlaşılması gereken "benim içtiğim rakı" anlamı olur. Televizyonda bu telaffuza sık sık rastlıyorum. Bir zamanlar gene çok sık duyduğumuz, bunun tersi, "hakem" vardı. Maç anlatanlardan böyle telaffuz eden yoktu, gene yok. Ama seyirciler ne diyor, nasıl söylüyor, tabii bilmiyorum.

"Rakım" örneğinin tersine, kısa söylenmesi gereken "a"yı uzatanlar da var -örneğin (klasik örneklerden biri sayılır) "adem-i merkeziyet". Burada "a" uzayınca "bir erkek adı" ya da hatta "ilk erkek adı" oluyor.

Bu yanlışlık en çok "a" sesiyle ilgili ama başka seslerde de karşımıza çıkabiliyor. Örneğin "i". Bu sesin de uzunu ve kısası var. Benim kulağımı en sık tırmalayan kelime "kabine". Burada "i"yi uzatanlar çok. Uzatınca, "kabiine" gibi bir şey oluyor. 

Ne yapılır, nasıl yapılır, bilemiyorum. Bu, uzun olacağı kısa, kısa kalması gerekeni uzun söyleme alışkanlığı devam edip gidiyor; hatta belki çoğalarak devam ediyor. Osmanlıca ile Osmanlıca'nın Arapça ve Farsça kökleriyle aramız açıldıkça uzunu, kısası birbirine karışıyor. Sevmediğim "^" işaretini yeniden kullanmaya mı başlamalı? Bu yanlışları okumuş yazmış insanlar, çok zaman da "spikerler" yaptığına göre, durum ciddi. Demek ki mektep medrese görmüş olmak panzehir olmaya yetmiyor.

"Telaffuz"u burada bırakıp kullanıma gelelim. Kimilerinin belki yanlış saymayacağı bir kullanım sık sık kulağıma çalınıyor: "Umut etmek." "Yapma" ve "etme" kelimelerini kullanarak isimleri fiile çevirebiliriz. "Yardım" kelimesi isimdir, ama "yardım etmek" deyince fiil kılığına girer. Gene eski dilde (Arapça ya da Farsça) birçok kelimeden bu yolla fiil çıkarmışızdır. Örneğin şu üstüne konuşacağım durumla ilgili "ümit etmek" de bunlardan biri. "Ümit" Arapça; onun için, arkasına "etmek" kelimesini takıp fiil üretmek "meşru".

Ama "umut" öyle değil. Dil devrimi sürecinde türetilmiş kelimelerden biri. Hani "yazıt" var, "yazılan şey" anlamına geliyor, o kural ve türetme yöntemine göre türetmişiz. "Umut" da işte, "umulan şey", yani zaten Türkçe kökenli olan "ummak" tan geliyor. Böyle olduğuna göre, "umut etmeyelim", "umalım".

Bazı yabancı dilden, yani Batı dillerinden alınmış kelimelerin yanlış telaffuzu da sıkça rastlanan bir durum. Örneğin "kaparo" başka birçok ticaret terimi gibi Türkçe'ye İtalyanca'dan gelmiş bir kelimedir. Bunu "kapora" diye telaffuz eden çok kişi var. Hani yabancı dilden geliyorsa kendi telaffuzumuza uydurmamız normal bir şey; ama bu "kaparo/kaparo" bilmemekten ileri gelen bir şey.

"Gelin/damat" sorunlu... Örneğin "Gelinle damat nikah memurunun karşısında durdular" gibi bir cümle yanlış. "Damat", temelde, bir aile ilişkisinin adı. Bu cümlede "güveyi" demeniz gerekiyor. Oysa "güveyi" kelimesini neredeyse unuttuk ve unutturduk. Her yere "damat" kelimesini sokuyoruz.

"Akl-ı selim" bir isimdir. Anlamı da belli: İyi çalışan (selim) bir akıl demek. Şimdilerde "aklı selim adam" gibi bir kullanım yaygınlaşıverdi. "Akl" ve onun "-ı" ekini bilmiyorlar herhalde ve onun için bu deyimden aklı selim olan birini anlıyorlar. Söylenmesi gereken "akl-ı selim sahibi" bir adam.

Daha var, ama bir yazılık bu kadar yeter sanırım. Bu "yanlış düzeltme" fiilinde zaten bir iticilik var. Fazla uzatmayayım.

  • Abone ol