Saniye İçinde Yönlendiriliceksiniz


Kemal CAN

Cumhuriyet



Bookmark and Share

Umudun kışkırttığı endişe


21.6.2018 - Bu Yazı 295 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 16 yıllık AKP iktidarının Erdoğan’ın istediği “kindar nesil” yetiştirme konusundaki başarısı tartışılabilir ama zaten yetişmiş olan tatminsiz kindarları, rövanşist saldırganlığı, bu dönem boyunca artan oranda ve hâlâ başarıyla aktive edebildiği ortada. Miting kalabalıklarındaki en hareketli gruplar, sosyal medyada en aktif çehreler ve seçim kampanyasına en imanlı katkılar hep bu kesimden. Bu çembere dahil olan daha küçük bir grup ise özeleştiri, nedamet kılığında küçük mırıldanmalarla kendini gösteriyor. Suç ortaklığı da biraz böyle bir şeydir...

Tam 72 hafta, yaklaşık 500 gün önce, Gazete Duvar’da ilk yazımı yazdığımda tarih 2 Şubat 2017. Referanduma iki buçuk ay süre kala çıkan yazının başlığı: “Seçmeni sorumluluk almaya kim ikna edecek?” Şimdi seçime üç gün kaldı ve aynı soru yine yürürlükte. Söz konusu yazıdan: “Bu referandumda en önemli siyasi aktör partiler değil, bizzat seçmen (…) Siyasi sorumluluk ve basiret sadece partilere ve yöneticilerine ait kavramlar değil. Siyaset literatürü ve yaşanan tarih, kalabalıkların büyük hatalara, hatta suçlara onay verdiği örneklerle dolu”. Ve şimdi 24 Haziran öncesi, en sürprizli, en bilinmedik, en belirleyici ve aslında sonuçtan sorumlu olacak aktör yine seçmen. Dip dalgayla mı, birilerine ders verme derdiyle mi, umutla mı, korkuyla mı karar verecek beraberce göreceğiz.

“7 Haziran – 1 Kasım arasında işletilen şiddetle rehin alma politikası, 15 Temmuz ve dış – iç düşman söylemi desteği biraz tırmandırmış olsa da, seçmen hâlâ evet sorumluluğunu almak istemiyor”. Referandum öncesinde yazılmış bu cümle, 1 Kasım seçimlerine göre evet oylarında yaklaşık yüzde 10 oy kaybıyla doğrulandı. İktidar seçmeninin önemli bir kısmı, otoriter tek adam rejimiyle ilgili kurumsal düzenlemelerin sorumluluğunu almadı, almak istemedi. Şimdi de, açıklanan anketler ve yurt dışı oylarındaki katılım oranları, seçmenin oy verme sorumluluğu ve seçimden beklenti açısından bir hayli hareketli olduğunu gösteriyor. Sokaklar canlanmasa bile merak duygusu fazlaca tahrik olmuş durumda. Ancak oy verme sorumluluğunun, yaratılan sonuçla bağını öğrenmek için biraz daha bekleyeceğiz.

Tehdit algısı büyüdüğünde, kamplaşma arttığında siyaset geriye çekiliyor ve siyasi aktörlerin “vekalet çatışması” sahneyi dolduruyor. Muharrem İnce ve Tayyip Erdoğan arasında meydanlardaki video destekli atışmalar da, seçimin son düzlüğünü “eğlenceli” bir gösteriye dönüştürdü. İki tarafta da sözcülerinin performansı ve karşı tarafa attığı gollerle yoğun bir tatmin yaşıyor. Özellikle uzunca bir süredir psikolojik üstünlüğün oldukça uzağında kalmış muhalefet seçmeninde bu tatmin çok daha fazla. İktidar seçmeninde ise mensubiyet ve çıkar ortaklığının gerektirdiği görevi bir kez daha yerine getirme ve Erdoğan’ı iktidarda tutma nöbeti asıl motivasyonu oluşturuyor. Bu fark, miting kalabalıklarına sayısal olarak olmasa da coşku açısından yansıyor.

ORTAK HİSSİYAT GÜVENSİZLİK

AKP mitinglerindeki -fotoğraflarla kanıtlanan- yoklama vermeye gelmişlerin fazlalığı muhalefet seçmeninde moral bozukluğuna yol açsa da, bütün iktidar imkanları ve adam adama markajla kontrol altında tutulmaya çalışılan seçmene iktidarın güveni tam değil. Hakkı Özdal’ın alanlara yansıyan atmosfer açısından güzel izlenim yazısına bakmanızı öneririm.

Alanlara yansıyan ruhsuzluğun beslediği endişelerin iktidar sözcülerince bile artık saklanamaz hale geldiği anlaşılıyor. Kapalı toplantılarda bizzat Erdoğan tarafından ayar verilen ve sürekli ekstra çabaya çağrılan teşkilatlarda yukarıdan aşağıya doğru yayılan yüksek bir teyakkuz göze çarpıyor. Ancak verilen alarm, tehlikeyi yok etmeye yetmiyor.

Güvensizlik meselesi bu seçimin neredeyse her noktasına yayılmış durumda. En başta hâlâ muhalefetin sandıkların güvenliği ile kaygıları var. Ama ikinci sıraya kesinlikle iktidarın destekçilerinin gelecek korkuları yerleşiyor. Başta Erdoğan olmak üzere iktidar sözcüleri de bu konudaki endişe seviyesinin asla düşmemesi için ellerinden geleni yapıyor, tarihin derinliklerinden hatta bazen olguları da karıştırarak mağduriyet hikâyeleri uydurmaya çalışıyorlar. “Biz gidersek haliniz nice olur” teması, iktidar için kendi seçmeninin konsolidasyonu açısından hayati. Bu endişeler konusunda pasif kabul halinin, zoraki bir rızanın ve kerhen desteğin yavaş yavaş ama düzenli olarak büyüdüğüne dair fazlaca emare mevcut. Ama asıl aktif endişeler, yani AKP iktidarının destek çemberinde yer alarak kendi yaptıklarının farkında olanların korkuları daha fazla şey anlatıyor.

16 yıllık AKP iktidarının Erdoğan’ın istediği “kindar nesil” yetiştirme konusundaki başarısı tartışılabilir ama zaten yetişmiş olan tatminsiz kindarları, rövanşist saldırganlığı, bu dönem boyunca artan oranda ve hâlâ başarıyla aktive edebildiği ortada. Miting kalabalıklarındaki en hareketli gruplar, sosyal medyada en aktif çehreler ve seçim kampanyasına en imanlı katkılar hep bu kesimden. Bu çembere dahil olan daha küçük bir grup ise özeleştiri, nedamet kılığında küçük mırıldanmalarla kendini gösteriyor. Suç ortaklığı da biraz böyle bir şeydir. Ya sonuna kadar ve bütün vicdani sınırlarınızı kaldıran dozda saldırganlığa mecbur ya da itirafçı olursunuz. Güvensizliğin bu cephesine nasıl yaklaşılması gerektiği meselesi de muhalefet tarafında epey tartışmalı. Onları ürkütmek mi, korkularını gidermek mi daha doğru sonuç verir sorusu farklı cevaplar alıyor.

NE OLACAK BU AKP’LİLER?

AKP “bırakamayacağı kadar çok iktidar” elde eder ve bunu korumak için sert bir direnç gösterirken, taraftarlarının önemli bir kısmını da -en azından duygusal olarak – bu çizgiye yakın tutuyor. Bu duygudaşlığın zayıflaması bir değişimi mümkün kılabilir ama endişe bakiyesinin siyasi baskısı o kadar kolay dağılmayacak. CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce “devri sabık yaratmayacağız” diyerek endişeleri giderme tarafında konumlandı. Fakat, AKP’li olmayıp destekçi olan çevreler için alkış tutan komutanların apoletlerini sökmeye kadar varan hesap sorma sözlerinden de geri durmadı. Akşener de kendisine ciddi engeller çıkartan mülki amirler ve polis müdürlerine dönük olarak parmağını salladı. AKP iktidarını destekleyen kalabalıkların başka türlü bir Türkiye umudundan duyduğu endişeler meselesi seçimin sonrasındaki bir sorun olmaktan önce seçimin sonucunu da belirleyecek dinamiklerden biri olacak.

11 Nisan’da gazeteduvar’da “AKP’liler ne olacak?” başlığıyla yayınlanan yazıdan:

“Muhalefetin 2019 veya sonrasında bir iktidar değişikliği için mevcut iktidarı ayakta tutan toplumsal dinamiklere ve tabana ilişkin bir perspektifi olması gerekiyor. Bu perspektif, bu kesimlerin kimlik iddialarıyla kurulacak ilişkiden çok, oluşturulacak yeni siyaset zemininde nasıl yer alacaklarıyla ilgili olmalı. Bu tabana oy çalınacak havuz olarak bakmak yerine, siyasetle ilişkisi değiştirilebilir potansiyel olarak yaklaşmak bir başlangıç olabilir. En iddialı sonuçlarda bile mevcut iktidarı destekleyenlerin yüzde 40’ların altına düşmeyeceği düşünülüyorsa, bir karşı “yok sayma” hamlesi çok gerçekçi görünmüyor”. Yani başlangıçtaki soruya dönersek, 24 Haziran hem iktidar hem de muhalefet seçmenini sorumluluk almaya zorluyor. Dolayısıyla, seçimin sürprizli sonucunu da kararsızlar değil, verilen kararlarla ilgili alınan sorumluluklar belirleyecek. Birilerinin umudunun diğerlerinin endişesi olması, sonuca ortak olma sorumluluğunu almakla değişebilir.

 
.

Facebook Yorumları

Kod8
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
27.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8