Kemal CAN

Cumhuriyet



Bookmark and Share

Baş etme stratejileri


18.7.2018 - Bu Yazı 318 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Baş etme stratejisi için öncelikli hedef; sonucu değiştirmek mi, sonucu değiştirmeyi sağlayacak potansiyeli korumak ve büyütmek mi olmalı? 16 Nisan ve 24 Haziran, sonucu değiştirme ataklarıydı. İster sonucun değişmesine neden olacak dinamiklerin güçsüzlüğü, ister bu sonucu kurmaya muktedir güç odaklarının etkisi belirleyici olsun, sonucu değiştirmenin mümkün olmaması yenilgi olarak yaşandı. Şimdi yine sonuç odaklı ve "sonuca götürecek aktör" merkezli bir tartışma öne çıkıyor.

Otoriter yönetim eğilimleri ile ekonomik süreçler arasında çok doğrudan bir ilişki olduğu konusunda kimsenin kuşkusu yok. Ancak, bu ilişkinin nasıl kurulduğu, işlediği ve ürettiği sonuçlar konusunda birbirine tamamen ters, hatta hayli kavgalı onlarca teori, model var. Elbette, yaşanmakta olana hangi pencereden baktığınız göreceklerinizi ve gördüklerinizi anlamlandırmayı belirler. Fakat bu, ortada hangi modelle baktığınızdan bağımsız veya bütün bakış açıları tarafından kullanılmaya açık veriler olmadığı anlamına gelmez.

Türkiye’de AKP iktidarının, daha sonra da bizzat Erdoğan’ın şahsında merkezileşen otoriterleşme ataklarının bazı siyasi dönemeçlerle ilişkisi biliniyor. 2007’deki e-muhtıra, 2010 referandumu ve 2011 seçim sonuçları iktidar gücünü ele geçirme ve yayma imkanları açısından ciddi fırsatlar sundu. 2013 Gezi olayları, 2014 Cemaat kapışması, 2015 seçimleriyle dönülen savaş politikası ve 15 Temmuz da, iktidar tarafından tehdit algısına bağlı oy konsolidasyonu ile ideolojik çimentosu daha sağlam bir ittifak için kullanıldı.

OTORİTERLİK VE KRİZ POTANSİYELİ

İmkanlar, siyasi gerekçeler ve elverişli birliktelikler üreten ve onlardan faydalanan bu süreç, aynı zamanda 2008 dünya kriziyle başlayan ve adım adım Türkiye’de de etkisini gösteren ekonomik tıkanmanın öncü etkilerinin ama daha önemlisi risklerin arttığı bir zeminde yaşandı. Dolayısıyla, kriz içindeki ekonomik modelin icrasına aday olmuş (memur edilmiş) bir iktidarın krizin komplikasyonlarına karşı korunması, birçok güç merkezi açısından desteklenecek, rıza gösterilecek, en azından ses çıkartılmayacak bir mesele oldu.

AKP’nin ve Erdoğan’ın, yeni rejim inşası için gizli bir ajanda dahilinde yürüdüğünü iddia edenler de, ekonomik – siyasi krizlerin fırsatlarında doğmuş bir anormallik olduğunu söyleyenler de, hakim sınıfların ve uluslararası güç odaklarının projesi olarak tarif edenler de benzer kronolojiyi kullanıyor. Neredeyse hepsi otoriterleşme ile kriz potansiyeli arasında pozitif bir ilişki kuruyor. Yani, krizin ne olduğuyla ilgili tarif, otoriterleşmenin seviyesi ile ilgili isimlendirme ne olursa olsun yönelimin krizle baş etmekle yakın ilgisi olduğu kabul ediliyor.

SAVUNMA HAZIRLIĞI

Pek çok örnekte olduğu gibi, Türkiye’de de, krizle baş etme aracı olarak kullanılan ve krizin kendisiyle veya olasılığı ile beslenen otoriterleşme hamleleri, özel koşullar ve imkanlar eşliğinde beklenmedik ya da çok kolay biçimde alan genişletti. Bugün gelinen noktada, dozu, kaynakları, zemini, gücü, kararlılığı, destek potansiyeli açısından farklı isimler alsa da, karşısına başka bir baş etme stratejisi ile çıkılması gereken bir seviyeye ulaştığı açık. Muhtemelen yakın dönemde gündeme gelecek yeni uygulamalar bu konunun aciliyetini daha da artıracak.

Uygulanmaya başlanışı ve rejim özelliklerindeki bozulma açısından 24 Haziran öncesine uzanan otoriterleşme, denetimsiz iktidar kullanımı ve keyfiliğin, karşılamaya çalıştığı ve kendi içinde olduğu krizle ne kadar baş edebileceğini göreceğiz. Yeni yönetim anlayışını yerleşikleştirme çabalarındaki hazırlıksızlık ve yap-boz aklının yarattığı sorunlar çok erken görünür hale geldi, iktidarın ekonomik ve siyasi zemini de pek sağlam görünmüyor. Ancak, benzer bir hazırlıksızlık ve şaşkınlık halinin karşısında olanlarda, direnmeye çalışanlarda da olduğu anlaşılıyor.

HEDEF BELİRLEMEK

16 Nisan referandumu ve 24 Haziran seçimleri otoriter atağın yasal dayanak kazanmasını engelleyebilmek ve belki de geri çevrilmesini sağlamak için yüksek bir enerjinin oluştuğu ama yenilgiler alınan dönemeçlerdi. Bu dönemeçlerin sonuçlarına bakılırsa aşırı kötümserlik, hareketlendirdiği potansiyele bakılırsa makul iyimserlik bulmak hâlâ mümkün. Sonuçların şaibeli olduğunu düşünerek yorum yapanlara da belki şöyle sormak gerek: “Tersini mi tercih ederdiniz veya gerçek başka türlüyse daha iyi değil mi?”

Baş etme stratejisi için öncelikli hedef; sonucu değiştirmek mi, sonucu değiştirmeyi sağlayacak potansiyeli korumak ve büyütmek mi olmalı? 16 Nisan ve 24 Haziran, sonucu değiştirme ataklarıydı. İster sonucun değişmesine neden olacak dinamiklerin güçsüzlüğü, ister bu sonucu kurmaya muktedir güç odaklarının etkisi belirleyici olsun, sonucu değiştirmenin mümkün olmaması yenilgi olarak yaşandı. Şimdi yine sonuç odaklı (yerel seçimi almak) ve “sonuca götürecek aktör” merkezli bir tartışma öne çıkıyor.

SIĞINAK PSİKOLOJİSİ

Bu tartışmanın, ana muhalefet partisi CHP’de farklı bir söz ve iddia ortaya koymayan, sadece mevcut potansiyelin içinde “yakın seçenek” olarak öne çıkıp nispi olarak başarılı görünenin öncülüğünde ve etrafında sürüyor olması umut yaratacak bir başlangıç noktası gibi durmuyor. Sığınak psikolojisi, dışarıda ne olup bittiği ile ilgiyi azaltıyor. Bir baş etme stratejisi kurmaktan çok, yenilgi serilerinin devamını çağırmaya aday bir yaklaşım bu.

Ana muhalefet partisinde olup bitenlere sinik bir saldırganlıkla yaklaşmakla yetinen diğer muhalefet çevrelerinde ise, enerjinin büyüğü sorumlu aramaya ayrılmış durumda. Sonucu sağlayan veya değiştirmeye gücü yetmeyen her iki tarafta da olanı anlamamakla suçlayacak cahiller veya kötü niyetliler tespit etmek makbul bir çaba gibi görülüyor. Nasıl olmayacağı, neyin işe yaramaz olduğu üzerine derin tartışmalar, gerçekçi baş etme stratejisi önerilerine evrilmiyor. Zaman zaman da “direniş hamasetine” sığınmak yeterli bulunuyor.

YAŞANMIŞTAN DERS

İçine girdiği ve ülkeyi içine çektiği krizle gitmeyen, aksine bu riskle iktidarda kalmayı beceren iktidarın gelmekte olana hazırlanmasını anlatan çarpıcı bir yazıyı Bahadır Özgür Gazete Duvar’da yazdı. Otoriterleşmenin kurucu bir iradenin mi, yoksa kendini savunmaya çalışan çaresizliğin mi ürünü olduğu tartışması, bunun kurulmaya çalışılanın önündeki son engeller veya gelmekte olan krizle baş etme stratejisi olduğu gerçeğini değiştirmez.

16 Nisan referandumuna konu olan anayasa değişikliği metninde belirtilmiş ve referandum tartışmaları sırasında defalarca konuşulmuş kararların yayınlanan her kararname ile, “bunu da yaptılar” denilerek şaşkınlıkla karşılanmasını, bir baş etme değil, idare etme stratejisine dönüştürmemek gerekir. Bir baş etme stratejisi olarak otoriterliği defalarca kullanmış olanlar geçmiş deneyimleri başarıyla hayata geçirip zayıflıklarından güç tedarik ederken, karşısında olanlar ise benzer deneyimlerden ilhamla etkili itiraz örgütleyemiyor, itirazlarını şaşkınlıkla zayıflatıyor.

.

Facebook Yorumları

Kod8
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
27.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8