Kemal CAN



Bookmark and Share

Bugünün sorumluluğu


26.9.2018 - Bu Yazı 145 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Bugün yaşadıklarımız, ne sadece "yetmez ama evet denmesi", ne de "AKP'nin derin devlet tarafından ele geçirilmesiyle" açıklanabilir. Her pozisyonun çizdiği sınırda kötü niyetliler, kandırılmışlar, kullanılmışlar, inanmışlar veya aymamışlar bulunabilir, her tavrın sayısal olandan daha büyük etkileri de olabilir. Fakat, özel bir anda dondurulmuş pozisyonları kullanan klişeler, "bugünün sorumluluğunu" yok etmemeli.

Klişeler, anlatım kalıpları, aşırı kullanımda çok sıkıcı olabilir. Hatta, klişelerden sıkılmak da çok kuvvetli bir klişe haline gelebilir. Ama klişeler aynı zamanda uzun bir deneyimin sonucunda üretilmiş merak, izleme ve sonuç garantili formüller. Edebiyattan sinemaya, politikadan reklamcılığa, gazetecilikten spora kadar her alanda kullanılıyor, çoğu zaman da tıkır tıkır işliyor. Hatta bazen klişeleri kullanmamak eksiklik yaratıyor. Çünkü, belirgin türlerin “müşterileri” bu kalıpları özellikle bekler, arar oluyor. Fazla kullanımdan hırpalanmış olanlar da yeni formlarda tazelenerek tekrar üretiliyor. Bazen en alışılmadık, en yeni çıkışların ardında bile örtülü bir klişenin olduğu hayretle fark ediliyor. Çoğu klişe, büyük anlatılar, destanlar, mitoloji, tarihi hamaset öyküleri gibi derin kodlara gönderme yapan hassasiyetlerin üzerine oturuyor. Önemli bir kısmı da, bilinçaltına uzanan psikolojik köklere tutunuyor. Sosyolojik trendlerin ayrılan kollarında başka pencerelerle yeniden hayat buluyor.

Özetle, klişeler ve anlatım kalıpları öyle kolay dışında kalınabilinecek şeyler değil. Üstelik iletişimin hızlanması ve yoğun enformasyon saldırısı, maruz kalınan klişeleri ve dolayısıyla etki alanlarını-sürelerini fazlasıyla artırıyor. Hayat karmaşıklaştıkça, eskiye göre daha karmaşık gibi gibi gelmeye başladıkça, klişe ihtiyacı da ve etkisi de artıyor. Yaşananları kolay anlaşılır hale getirmek; zorlu pozisyonlarda öncelikle kendini, sonra da başkalarını ikna edebilmek için başvurulan kalıplar çoğalıyor. Ancak bu yaygınlık çoğu zaman bir zenginleşmeye, gelişmeye değil basitleşmeye, hatta kabalaşmaya doğru ilerliyor. Anlaşılma veya daha önemlisi kabul görme ihtiyacı, çok daha iyisini yapabilecek olanları bile tatsız bir kalıbın, klişenin içine sığınmaya zorluyor. Bir sürü insan aklına, birikimine, donanımına hiç uymayacak kabalıkta bir sloganın, bir tanımlamanın arkasından kafasını uzatıyor. Daha önce yine Gazete Duvar’daki “Hastaya hasta demek lazım“ ve “Acayip zamanlar“yazılarındaki rahatsızlıklar ve tuhaflıklar yüzünden belki de.

Türkiye’de yaşananları ve özellikle de siyasi süreçleri açıklamak için kullanılan çok sayıda klişe var. Hatta bunların çoğu, birbirine tamamen zıt çevrelerin ve alakasız sonuçlara varan yaklaşımların ortak kullanımında. İsimler ve bağlamlar değiştirilerek aynı kalıp, farklı suçlamalar için kolayca dolaşıma sokulabiliyor. Komplo teorileriyle de ilişkilenerek en çok kullanılan kalıplardan biri, Türkiye’nin içinde veya dışında örtülü faaliyet yürüten birilerinin, bazı çevreleri kullanarak sosyal ve siyasal süreçleri etkileyebildiği, hatta belirleyebildiği fikri. Yaşanan bütün siyasi meselelerin bir tarihi süreklilik içinde anlaşılması gerektiği iddiası da, bir başka yaygın kalıp. Birbirinin tamamen karşısında yer alan düşman kamplar tarafından aynı iştahla kullanılabilen klişeler bunlar. Aslında bu iki mesele de, bütün klişelerde olduğu gibi son derece kuvvetli gerçeklere, gerekçelere dayanıyor. Zaten bu kadar kolay ve etkili kullanım da, bu gerçekler ve gerekçelerden besleniyor. Ancak, yine bütün klişelerde olduğu gibi meraklıları bunların yokluğunda büyük arıza çıkartıyor.

Siyasi süreçleri açıklamada kullanılan klişelerin meraklılarının, genel kamuoyu üzerinde yüksek bir etki gücü var. Türkiye’de yaşanmakta veya yaşanmış bir olayın içeride ya da dışarıda örtülü bir çevreyle ilişkisini kurmamış veya olanları bir tarihi süreklilik içine tanımlamamış olmak, bir yetersizlik alameti sayılıyor. Maksatlı bir tavır, açık bir kötü niyet gibi algılanıyor. Bu klişelere müracaat etmek de, tutarlılık, mantıklılık ve açıklayıcılık sorumluluğunu büyük ölçüde kaldırdığı gibi, ahlaki zaafları da örten bir konfor sağlıyor. Ayrıca sıhhati son derece tartışmalı ve çoğu zaman aşırı keyfi çalışan sicil ofisleri, sabıka kayıtları için de kolay erişim mevcut. Türkiye’nin güncel tartışmalarında, bazen Cumhuriyet Gazetesi operasyonunda, bazen ekonomik kriz tablosunda, bazen de Suriye’de olup bitenlerde, bütün aktörleri bu şablonlara yerleştirip bir büyük resim imal etmek mümkün. Suçlanacak kişi için uygun, kendisine iddialı bir sıfat bulan herkes, kalıba uygun biçimde hikayeyi tamamlama hakkını kazanmış oluyor.

Türkiye’nin yakın siyasi tarihinde ve özellikle son on yılında yaşananların, bu klişelerle ilişkili anlatısı çok revaçta, hatta aşırı kullanımdan hayli eskimiş ve sası bir tat bırakmaya başlamış durumda. Bir tarafında derin devlet ve Ergenekon, diğer tarafında da “yetmez ama evet” ve liberaller olan bir madalyonla sürekli yazı tura atılıyor. Memleketin yüz yılı aşkın kadim çatışmaları, dünyanın ezel-ebet gerilimleri, çok temel politik farklar, kritik ve önemli ama ne her şeyin başı, ne de sonu olmayan vakalarla açıklanıyor. Bugün yaşadıklarımız, ne sadece “yetmez ama evet denmesi”, ne de “AKP’nin derin devlet tarafından ele geçirilmesiyle” açıklanabilir. Elbette, tarihi süreklilik içinde bu olayın bir yeri var ve elbette bu süreçte etkili olmaya çalışan çeşitli çevreler mevcut. Her pozisyonun çizdiği sınırda kötü niyetliler, kandırılmışlar, kullanılmışlar, inanmışlar veya aymamışlar bulunabilir, her tavrın sayısal olandan daha büyük etkileri de olabilir. Fakat, özel bir anda dondurulmuş pozisyonları kullanan klişeler, “bugünün sorumluluğunu” yok etmemeli.

Cumhuriyet eski Yazıişleri Müdürü Faruk Eren, Diken’de yayınlanan röportajında, her tartışmanın geçmiş tutumlarla ilişkilendirilmesine, günah keçileri yaratılmasına itiraz ederek şöyle diyor: “Politik bir tutumu politik olarak eleştirirsiniz, o kadar. Dövecek misiniz insanları?” Klişeler, düşmanlıkları süreklileştirerek meşruiyet yaratma yanında, bugünün sorumluluğunu, mevcut pozisyonların ahlaki ağırlığını yok etmek için çok sık kullanılıyor. AKP’nin iktidarını bazı çevrelerin talepleri uyarınca pekiştirme iddiasıyla birilerini suçlayanlar, yine aynı çevrelere karşı mücadele ettiği gerekçesiyle bugün iktidarın yanında, yakınında. Derin devlete karşı mücadele ettiği gerekçesiyle iktidarı destekleyenler, bugün AKP’nin Ergenekon’a rehin düştüğünü söyleyebiliyor. Ve her iki taraf da aynı klişeleri ve başkaları için tuttukları abartılı sicil kayıtlarını kullanarak bugünlerini kurtarmayı deniyor. Oysa hiçbir siyasi tutum, bugünün sorumluluğunu almadan, kendisine ait olmayan bir geçmişe ve başkaları için yaratılmış suçlamalara yaslanarak meşruiyet sağlayamaz.

.

Facebook Yorumları

Kod8
13.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
10.12.2018
Tortu ve çamur
8.12.2018
Gidenden mi Bahsediyoruz, Geleni mi Konuşuyoruz?
5.12.2018
Bahçeli neden 'gerici' oldu?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
27.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8