Saniye İçinde Yönlendiriliceksiniz


Kemal CAN

Cumhuriyet



Bookmark and Share

Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?


21.10.2018 - Bu Yazı 183 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Ekonomik kriz ve bu krizle ilişkisi çerçevesinde Brunson olayı; Suudi Konsolosluğu'nda yaşanan "Kaşıkçı cinayeti"; bunlar etrafındaki bilgi ve açıklama trafiğinin kurmacayla yarışabilecek bir akışı var. Örneğin Brunson olayının finalindeki absürtlük, başından itibaren yaşanan tuhaflıkları bile gölgede bıraktı. Bugün itibariyle, bir tarafta püskürtülmüş ekonomik saldırı iddiası, diğer tarafta "anlayışlı" ortağını geri kazanmanın teşekkürü var.

Yaşadıklarımız, içinden geçilen süreç, karşılaştığımız olaylar sadece Türkiye’de değil bütün dünyada çok inanılmaz, çok anlaşılmaz bir hal alıyor. Kurmacanın, edebiyat veya sinemanın – hız bakımından -yetişemeyeceği acayiplikler, göz açıp kapayıncaya kadar olup bitiyor. Herhangi bir senaryo için bile çok hızlı, aşırı fazla ve inandırıcılıktan hayli uzak bulunabilecek vakalar gözlerimizin önünde yaşanıyor, kulaklarımız en inanılmaz şeyleri işitiyor. Daha da tuhaf olan, bu sarsıcı şoklar, inanılmaz akış, kalıcı sonuçlar yaratıyor gibi görünmüyor. En garip olay bile hemen kabullenilip normalleşiyor, bir sonraki ilginç gelişmeye kadar konu arkada bırakılıyor, bazen hiç hatırlanmadan hafızaların ücra köşelerinde terk ediliyor. Aynı vakanın aynı anda tedavüle sokulan versiyonlarına inanan bulunabiliyor, aynı olay farklı etiketlerle arşivleniyor.

Ekonomik kriz ve bu krizle ilişkisi çerçevesinde Brunson olayı; Suudi Konsolosluğu’nda yaşanan “Kaşıkçı cinayeti”; bunlar etrafındaki bilgi ve açıklama trafiğinin kurmacayla yarışabilecek (çoğu zaman da onu geçebilecek) bir akışı var. Örneğin Brunson olayının finalindeki absürtlük, başından itibaren yaşanan tuhaflıkları bile gölgede bıraktı. Bugün itibariyle, bir tarafta püskürtülmüş ekonomik saldırı iddiası, diğer tarafta “anlayışlı” ortağını geri kazanmanın teşekkürü var. Eşeğini kaybedip bulmaktan zafer hikayesi çıkartmak, bunun inandırıcı olabileceğini düşünmek, en azından bu saçmalıktan neredeyse sıfır zararla sıyrılmak, hikayenin kendisinden daha inanılmaz. Yüzde 30 üzerinde devalüasyon ve yüzde 50 daha yüksek faizle borçlanabilmenin “dengelenme” olarak sunulabilmesi de öyle. Bunun “muhalefet edenler” tarafından kabul görmesi de cabası.

Kaşıkçı olayında da, tamamı sızdırılan – üstelik resmi kanallardan çıkan – bilgiler ile olaya verilen tepkiler arasındaki açı, aklın sınırlarını fazla zorluyor. Anlatılan hikayenin korkunçluğu bir tarafta, günlerdir “eğer öyleyse fena olur” sınırında gezinen “ılımlı” açıklamalar diğer tarafta. Olay hakkında ortaya atılan iddiaların yarısı bile yaşanmış olsa, bir polisiye dizi için birkaç bölüm uzatma pahasına zorlanmış bir sarkma gibi dururdu. İnanılmaz ayrıntılara üretilmiş gerekçeler ise, çoğu zaman iddiadan bile daha anlamsız görünüyor. Hayatın kendisi bu olaylarda kurmacayı yine fersah fersah geçiyor. Çünkü, kurmacada en azından finali kurarken daha kabul edilebilir bir nedensellik bağı beklenir, talep edilir; olmadığında da izleyici, okuyucu hayal kırıklığına uğrar. Ancak yaşadıklarımızda, bırakın tutarlılığı, takip edilir bir sürekliliği, akla uygun bir nedensellik bağını bile görmek imkansızlaşıyor.

Gazetecilik yaptığı için yargılanan gazeteciler, avukatlık yaptığı gerekçesiyle tutuklanan avukatlar, araştırma yaptığı için soruşturulan akademisyenler, zaman zaman büyük bir şakanın içinde yaşıyormuşuz hissi veriyor. Şaşkınlık süreklilik kazanınca sıradanlaşıyor ama asıl güçten düşüren, yaşanan acayipliklerin şaşırmaya bile izin vermeyecek kadar kanıksanması. Varılan saçmalık seviyesi, değil üzerine siyaset kurmayı, mantıklı biçimde konuşabilmeyi bile imkansız hale getiriyor. Bu acayipliklerin tamamının büyük bir oyunun önceden kurgulanmış parçaları olduğu, çok basit birkaç hattı takip ederek her şeyin açıklanabilir olduğunu iddia etmek ise, yaşananları anlaşılır hale getirmekten çok, büyük saçmalığa ve tuhaflığın normalleşmesine hizmet ediyor. Dört cümlede olup biten her şeyi, bütün dünya düzenini anlatmayı başaranlara imrenmemek elde değil ama bu “huzura” teslim olmak hayatı kolaylaştırmıyor.

Yaşananları, olup bitenleri idrak etmede zorlanmak, nedensellik bağını kuramadan sürüklenmek, – etki yaratmayı geçtik – dayanmayı bile zorlaştıran güçsüzlük çok tüketici. Yaşananların kurucusu, en güçlü aktörleri gibi görünenlerin bile zaman zaman içinde bocaladığı bir türbülans bu. Onlar için avantaj, saçmalık serisinin yarattığı sersemleşmeyi bir yönetme imkanı olarak kullanabilmek, bir de yapabilme sınırlarını sürekli genişletebilmek. Maruz kalanlar için en fenası da, duyulan öfkenin dile gelemeden içeride kalması. Dışarıya çıkamayan, ayrışıp muhatabına yönelemeyen öfke zehirliyor, görüşü bulandırıyor, hissedilenle birlikte dile geleni de bozuyor. Yukarıda, bazıları aklın sınırlarına uydurulmaya gelmeyecek kadar irrasyonel, bazıları da tek parametreyle açıklanamayacak kadar karmaşık meseleleri basitleştirmenin, faydasızlığı yanında, mevcut işleyişe katkı verdiğini söyledik. Yaşananlar ve müsebbipleri hakkındaki kanaatlerdeki yamulmanın kötü etkileri de hiç az değil.

Kaybettiğimiz fotoğrafçı Ara Güler üzerinden sosyal medyada süren tartışma, daha önce başka örneklerde de gördüğümüz bu bozulmanın güçlü işaretlerini taşıyordu. Üzerine epey yazılıp çizildiği için örnekleri tekrarlamaya hiç gerek yok ama kabaca Ara Güler’in iktidarla kurduğu ilişki hakkındaki kanaatlerin, tarihin istendiği yerden başlatılıp, istendiği yere bağlanabilmesi lüksünün sadece muktedirlere has olmadığını gösterdi. Ülkenin tarihi gibi, insanların hayatları da, tek bir duruş, tek bir olay referans alınarak tarif edilebiliyor, bir bilanço gibi “sadeleştirilebiliyor”. İnsanların hayatları ve hayata kattıkları konusunda diploma verme yetkisinin herkesin kullanımına açık olduğuna inanılıyor. Kanaat geliştirme ve fikir beyanı ile aforoz yetkisi karıştırılıyor. Asıl öfke nesnesiyle karşılaşma alanı bulamayan veya biraz da bundan kaçınmayı seçenler, “dolaylı sorumlular” icat ederek ya da önemlerini abartarak rahatlamayı seçiyor. Çok basit düşünelim: Ara Güler son birkaç yılını elinde “Reis en büyük” pankartıyla İstiklal Caddesi’nde yürüyerek geçirse, bunun iktidarın değirmenine taşıdığı su ne kadar olurdu? Diğer yandan, saçma öfke sapmalarıyla iktidar alanına teslim edilen her insanın ve daha önemlisi bu saçmalık zeminine hizmet eden akıl yürütme biçiminin siyasal atmosfere katkısı ne kadardır? Neden sonuç ilişkisindeki saçmalığa teslim olarak ölçüyü kurban etmek, herhangi yanlış pozisyonla kıyaslanabilir bir kusur gibi durmuyor.

 
.

Facebook Yorumları

Kod8
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
27.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8