Kemal CAN



Bookmark and Share

Değiştirmek mi sürdürmek mi zor?


12.12.2019 - Bu Yazı 214 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 2019 yılının son ayında girdik ve her sene olduğu gibi gelecek yıldan beklentiler meselesi yine konuşulmaya başlandı. Siyasette yeni partiler ve erken seçim ihtimali, ekonomide açıklanan hedeflerin gerçekçi olup olmadığı, yoğun tartışma başlıkları. Dış politika gündeminde hareketliliğin devam edeceği, Suriye’nin yanında Doğu Akdeniz ve Libya maddelerinin de yükseleceği anlaşılıyor. Yönetim ve sistem krizi, atan dikişlerin artmasıyla derinleşecek gibi. Geçen hafta Gazete Duvar’daki iki yazıda, siyasete ilişkin yerleşik kalıpları sorgulamaya çalışmıştım: “Hiçbir şey değişmiyor” ve “vatandaş ekonomi dışındaki konulara ilgisiz”. Yazılarda belirttiğim üzere, dar veya belirli bir pencereden bakıldığında son derece haklı görülebilecek değerlendirmeler bunlar. Gerçeğin ancak bir kısmını açıklamaya yetecek bu tespitlerin, tartışmayı geliştirmek yerine kapatmak için kullanılması ise biraz sorunlu. Ancak soyut tartışmalara tahammülsüzlüğün ve daha somut, elle tutulur işaretler görme arzusunun da anlaşılır tarafları olduğu açık. Bu yüzden, siyasette değişmezlik algısı ve ezbere yaslanmış “hazır” gerekçelerin geçerliliğini biraz somutlaştırmak yararlı olacak.

Önümüzdeki yıl ve yakın vadede siyasete yön verecek dinamiklerin değişme istidadında olup olmadığına bakmak için güvenilir araştırma kuruluşlarının verilerine başvurmak en iyisi. KONDA’nın kasım ayı verilerine göre –kararsızlar dağıtılınca- iktidar ve muhalefet arasındaki oy dengesi 2018 seçimine yakın bir düzeyde. Benzer bir sonuç Metropoll’ün araştırmasında da var. Bu noktadan bakıldığında durum sabit görünüyor. Fakat her iki araştırma ve başka veriler, kararsızlar grubunun büyüdüğünü söylüyor. KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır, iktidar, muhalefet ve kararsız seçmen bloklarının -sayısal olarak neredeyse eşit- üç küme haline geldiğini söylüyor. Her durumda iktidara oy verecekler, muhalefete oy vermekten asla vazgeçmeyecekler ve ne yapacaklarını bilemeyenler. Kararsızlar final resmine eklenirken -mecburen- sandığa gittiklerinde kararlılarla benzer davranacakları varsayılıyor. Ancak kararsızlar, konjonktürel etkiler, kararsız olmalarına neden olan rahatsızlıklar gibi farklı gerekçelerle başka davranabiliyor. Tekrarlanan İstanbul seçimlerinde görüldüğü gibi, kararsız olduğunun henüz farkında olmayan seçmenler belirleyici olabiliyor.

“Sonuçta ne olur sen onu söyle?” Bu soruya cevap vermek zorunda bırakılan araştırmacının, kararsızları istatistiki olarak dağıtarak söylemekten başka çaresi yok. Fakat siyasi değişim olasılığına (trendine) çekirdek (veya kemik) oylardaki durum açısından bakmak daha doğru. Sadece bu yıl değil son beş yılda belirginleşen tabloya bu gözle bakıldığında görülen şu: Söylendiği gibi ülke yüzde 50 yüzde 50 diye ortadan ikiye ayrılmış değil. Çoğunlukçu siyaset anlayışı ve anormal başkanlık siteminin zorladığı 50+1 arayışı optik bir yanılsama yaratıyor. Kutuplaştırmanın her iki tarafta kemikleştirdiği seçmen, sanılandan çok daha az. Efsaneye dönüşmüş “konsolidasyon” da, aşılmaz bir baraj olmaktan çok, altında delikler açılmaya başlanan, içindeki ayrışmaların (çeşitliliğin) arttığı bir sepet ve torba haline dönüşüyor. Toplamda aynı kalması becerilmiş görünen yüzde 50’lerin her birinin kimyası değişiyor, bağlar gevşiyor. Yerel seçim öncesindeki düşük kararsız oranına rağmen, kampanya –ve tekrar seçimler- sırasındaki oy kaymaları, “kararlıların” da güvenilir olmadığını gösterdi. Yapılan son araştırmalarda, muhalefetin iktidardan aldığı şehirlerde iktidar lehine bir oy değişimi olmaması, “anlık duygusal reaksiyon” veya “ders verme” motivasyonu iddialarını doğrulamıyor.

Seçmen davranışları ve oy oranları açısından değişmezlik fikrini besleyen en kuvvetli argümanlar: Kutuplaştırma ve kimlik siyasetinin yarattığı katılık. İktidarın dış politika ve güvenlik meselelerini öne çıkartarak milliyetçi hezeyanları kullanma becerisi. Ekonomik göstergelerin gündem operasyonlarıyla perdelenebilmesi ve konjonktürel fırsatların sağladığı avantajlar. Kutuplaştırma ve kimlik siyasetinin “koruma” sınırları, iktidar partilerinin oylarının dörtte birini beş yıl içinde erimesiyle açıkça gösterildi. Metropoll’ün son üç aylık araştırması Suriye harekatı ile gelenin nasıl hemen gittiğini gösteriyor. Daha önce Afrin harekatı sırasında da benzer bir hareket görülmüştü. 15 Temmuz darbe girişiminin oy etkisi bile altı aydan uzun sürdürülemedi. Bu verilere bakılınca milliyetçilik, savaş, düşmanlık, “haçlı saldırısı” benzeri kaldıraçların, sanıldığı kadar güçlü çapalar olmadığı anlaşılıyor.

 

.

Memnuniyet ve güven anketlerinde iktidar aleyhine kalıcılaşmaya başlayan bozulma, ölçümlere yansıyor. Buna karşılık ekonomik daralma, işsizlik ve enflasyon gibi oy verme davranışını doğrudan etkileyen değişkenlerin beklendiği ölçüde oy kaymaları yaratmadığı izleniyor. Anlaşılmaz bulunan, biat veya tevekkül gibi “kültürel faktörlerle” açıklanmaya çalışılan bu uyumsuzluk için, iktidarın gündem değiştirebilme becerisine dikkat çekiliyor. Fakat yapılan araştırmalarda gündemin o kadar kolay yönlendirilemediği, aksine ekonomik memnuniyetsizliğin belirleyiciliğinin arttığı görülüyor. Ekonominin yakın dönemde daha iyi olmayacağı veya iyi yönetilmediği konusundaki inanç, iktidarı destekleyen seçmeni de içine alarak 55-60 bandından aşağıya inmiyor. Bu ölçümler, yaşanan sorunların kaynağı ve çözülebilme kapasitesi konusunda algının değişmeye başladığının işareti. HDP’nin Ekonomi Kongresi’nde Prof. Korkut Boratav’ın krizin dördünce aşaması olarak işaret ettiği “toplumsal bunalımın” hissedilir olması diyebiliriz.

Ekonomik krizin etkilerinin iktidarın siyasal desteğine beklenenden daha zayıf yansıması konusunda, iktidarın krizin görünümleri üzerinden kurduğu “sürdürülebilirlik” halinin de payı var. Şimdiye kadar iktidarın aleyhine gelişen dünya ekonomik konjonktürünün “sürdürülebilirlik açısından yeni fırsatlar üretecek biçimde değişme olasılığı da arttı. Bu konuda, Ümit Akçay’ın birartıbir forumdaki “Otoriter konsolidasyonun kapısı aralandı” yazısı, verimli bir tartışma açıyor. Akçay, daralmadan genişlemeye doğru değişen konjonktürün iktidara avantaj sağlama olasılığına işaret ediyor. İktidar, krizin belirginleşmesiyle birlikte kritik bir siyasi tercih yaparak, çözme kapasitesi yerine sürdürebilme potansiyelini öne çıkarttı. Erdoğan’ın sürekli müjdelenen revizyon hamlelerini yapmaması, ekonomi bakanının “yapısal paket” bekleyenlerle “neymiş bu yapısallar” diye dalga geçmesi, bir tür dayanıklılık gösterisiydi. Bu çerçeveden bakılınca kendi içinde başarılı sonuçlar aldığı da söylenebilir. Fakat sürdürebilirliği abartmak, çözme kapasitesi iddiasından ve kendi tabanın sorunu yapısal gören kısmından siyasi kopuş demek. Kriz etkilerinin siyasi kopmaya dönüşmesinin hızını kesen dinamik, aynı şekilde “yüzeysel” dengelenmenin siyasi desteğe çevrilmesini de yavaşlatabilir.

Üç yazıdır sürdürmeye çalıştığım tartışmayı, somut verilerle desteklenen kısa bir özete çevirmem gerekirse şunları sıralayabilirim. İktidarın değiştirilemez gibi görülen, gösterilen oy konsolidasyonu alabildiği oyla eşit değil. Blok siyaseti, kutuplaştırma iddia edildiği gibi seçmeni ikiye bölmüyor ve şimdilik oy dengesini korusa bile kimse için güvence sunmuyor. İktidarın çok sık başvurduğu milliyetçilik, etkisi zayıflayan geçici bir dopingden fazlasını sağlamıyor. Ekonomik krizin kendisi gibi, siyasi etkilerinin de dramatik bir çökme yaratmaması, gündemde yeri olmadığı anlamına gelmiyor. İktidar değişmezlik, dayanıklılık ve sürdürülebilirlik konusunu öne çıkardıkça, sorun çözme iddiasından ve gelecek fikrinden uzaklaşıyor. Talep ve beklentileri daha öncelikli olan dinamik kesimler (kentler ve gençler) daha hızlı kopuyor. 50+1 sistemi ve ittifaklar düzeni taktik avantajlar yaratmıyor, aksine riski büyütüyor. Uzun bir süre siyasi tabloyu değiştirme yolları arayan muhalefetin zorluklarının yerini, siyasi tablonun değişmemesi için çareler bulmaya çalışan iktidarın krizi aldı. Bu özete bakınca -her şeyin aynı kalması ihtimali yerinde durmakla birlikte- değişmezlik imanını korumak bana çok kolay görünmüyor.

 

 
.

Facebook Yorumları

Emlak8
27.01.2020
Muhafazakarlaşma, Yaşlanma, Taşralaşma
26.01.2020
24 Ocak
23.01.2020
MHP ve AKP’de benzeşme gerilimi
21.01.2020
AKP’de Taban Kaymıyor Tavan Uzaklaşıyor
19.01.2020
Gelecekten kopmuş eğitim siyaseti
16.01.2020
Halının uçtuğunu kim söylüyor?
13.01.2020
Barış Akademisyenleri deneyi
9.01.2020
Yoksulluğun reddiyesi
6.01.2020
Duvara doğru koşu hevesi
3.01.2020
Her yıl gibi 2020 de seçim yılı olacak
29.12.2019
Yıl bitiyor ama ne başlıyor?
26.12.2019
İnat siyaseti
19.12.2019
Krizi atlamak, sandığı kurtarmaz
16.12.2019
Gelecek Partisi’nin çıkış fotoğrafı
14.12.2019
“Gelecek” Yeni Partilerin Geleceği
12.12.2019
Değiştirmek mi sürdürmek mi zor?
8.12.2019
Sürdürülemez olan son ana kadar sürdürülür
5.12.2019
Siyasette değişen ve değişmeyen
3.12.2019
Her şey paraya çevrilebilir mi?
1.12.2019
Kime Göre Yeni, Kimin İçin Yeni?
28.11.2019
Yine 'gündem değiştirme' paranoyası
23.11.2019
Kendi mesleğinin celladı olmak
20.11.2019
Devrimi Özlemek ama Hakkıyla
18.11.2019
Eşeği kaybedip bulma veya mehter diplomasisi
14.11.2019
Dümeni yeniden dışarıya kırmak
10.11.2019
O kadar önemli değiliz
7.11.2019
Duygu siyaseti
4.11.2019
Tehlikenin farkında mısınız?
31.10.2019
Kavgada yumruk sayılır
28.10.2019
Beklenti 'zaferden' daha bereketli
25.10.2019
"Ya Ne Olacaktı?"
24.10.2019
Alanda hayaller masada gerçekler
22.10.2019
Makarnadan Savaşa İradesiz Seçmen İnancı
20.10.2019
Biz tam olarak ne seyrettik?
17.10.2019
Özne sapıtması
14.10.2019
Derinleşen sorun, sığlaşan söylem
9.10.2019
Savaşın fragmanı bile berbat
3.10.2019
İYİ Parti çatlar, üç ittifaka da oy gider
1.10.2019
Arabada Sigara Yasağı, Kanser Bilgisine Ceza
28.09.2019
Deprem ve iki ses
11.09.2019
(Yeniden)* Hassasiyet tartışması
9.09.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Kadın öldüren el ile 'idam şart' diyen dil akraba
8.08.2019
Kendini tekrar etmenin dayanılmaz rahatlığı
28.07.2019
Çare olmayan avantaj: Zamanı kullanmak
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
11.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
29.06.2019
Şimdi iktidar düşünsün
26.06.2019
Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
20.06.2019
'Son kırılma'
13.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
10.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
26.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
19.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
17.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
13.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
10.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
6.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
2.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
15.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
7.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
31.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
26.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
4.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
23.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
13.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
10.12.2018
Tortu ve çamur
8.12.2018
Gidenden mi Bahsediyoruz, Geleni mi Konuşuyoruz?
5.12.2018
Bahçeli neden 'gerici' oldu?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
27.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive