Kemal CAN



Bookmark and Share

Gezi Davası’ndan duruşma sahneleri


30.01.2020 - Bu Yazı 243 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

  Osman Kavala’nın 819 gündür tutuklu olduğu 2. Gezi Davası’nın bir duruşması daha geçildi. Vakit geçirmeden bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılması ve tamamen vazgeçilmesi gereken bu büyük eziyet, bu dev saçmalık, bu ağır haksızlık, bu derin adaletsizlik ve bu utanç tablosu hâlâ devam ediyor. Savunmanın “hukuka, yasalara, usul kurallarına uyun” talepleri yine karşılıksız kaldı, mahkeme uluslararası yargı kararlarını da hiçe saymaya devam eden tavrını sürdürdü. “AİHM kararı kesinleşmedi” gibi bir gerekçeye sığınarak Osman Kavala’yı tahliye etmediği gibi, bir duruşmaya sığabilecek maksimum hukuksuzluk konusunda da ulaşılması zor yeni bir çıta koydu. Mesnetsiz, tutarsız, saçma gerekçelere ve iddialara dayandırılan; haklı ve hukuki dayanağı olmayan bu dava, mahkemenin artık sadece hukuk ve uluslararası normları değil yasaları, usul kurallarını da tanımama ısrarı ile yeni bir boyut kazandı. Davanın şimdiye kadarki seyri, sadece Türkiye ile sınırlı kalmayacak, kolay silinmeyecek ibretlik bir örnek olmaya fazlasıyla yeter. Ancak yargılama süreci başladıktan sonra yaşananlar, keyfiliğin bir dip noktası olmayacağını gösteriyor.

Osman Kavala, makul olmayacak kadar uzun bir süre savcı karşısına bile çıkartılmadan, ne ile suçlandığını bilmeden (iddianame hazırlanmadan) tutuklu kalmıştı. İddianame çıktığında ise böyle bir “iddianameyi” kabul eden mahkemenin, nasıl yargılama yapacağı merak konusu oldu. Çünkü iddianamede, değil isnat edilen suçlara delil teşkil edebilecek bir satır, bu davada sanık olanlar için herhangi bir kusur bile gösterilebilmiş değildi. Daha fenası, “suç bulamadık bari uyduralım” çabası, -şimdi mücadele edildiği söylenen- bir suç örgütünden devralınanlardan ibaretti. Bu iktidarın komplolar kurmakla suçladığı ve yargıladığı “FETÖ’nün” hukuksuz –ve komplo amaçlı- topladığı materyal, iddianame tarafından “yeniden kıymetlendirilmişti”. Davanın daha ilk duruşmasından başlayarak, savunma, tutarsız iddiaların hemen hepsini çürüttü. Aslında ortalıkta çürütülecek bir iddia veya yargılamaya konu olacak pek bir şey de yoktu. Suç yoktu, suç olmadığı için delil de yoktu, iddianameye giren dinleme kayıtlarında şiddet, kalkışma değil yakışıksız bir söz bile bulunmuyordu. Darbe yapmaya kalkanların örgütü veya ellerine aldıkları bir taş bile yoktu. “Her şeyin başı Soros”un parasının izi de, sanık listesinde ismi de yoktu.

“Tahkim” edilerek –Kavala’yı tahliye etmek gerektiğini düşünen önceki heyet başkanı apar topar görevden alınmıştı- oluşturulan mahkeme heyetinin önünde, olmayan suça suçlu bulmak, kurgulanmış hukuksuzluğu sürdürmek gibi zor bir görev vardı. Mecburen duruşma dediğimiz garip oturumlar serisindeki “yüksek performans”, galiba bu zorluktan ortaya çıktı. Hemen her duruşmada hukuka, yasalara ve usul kurallarına aykırı noktalar, savunma tarafından tek tek dile getirildi. Mahkeme, “hiç olmazsa işi kuralına göre yapmaya” ısrarla davet edildi. Yüzlerce talep ve dilekçe mahkeme kaleminden geçti. Bu da yetmedi, AİHM 10 Aralık gününde oy birliğiyle, bu davada yapılanların hukuk dışı olduğunu karara bağladı, Osman Kavala’nın da hemen serbest bırakılmasını talep etti. Adaletle (yasaları uygulamakla) görevli yargıçların yaptıkları işle ilgili hatalarının bu kadar yüzlerine vurulması gerçekten çok sarsıcı olabilirdi. Ancak mahkeme heyeti hiç esnemedi. Kim ne derse desin, hangi yasa maddesi ne söylerse söylesin, hangi usul kuralı çiğnenmiş olursa olsun, bildiğini okumaya devam etti. Gerekçe açıklama ihtiyacı duymadan, “kuralı ben koyarım, istersem de değiştiririm” demeyi sürdürdü.

28 Ocak 2020 tarihinde yapılan duruşmada yaşananlar bu dava ve bu davanın yürütülme biçimiyle ilgili çok net bir resim aslında. Biraz geriye giderek duruşmaya damgasını vuran meseleyi hatırlatayım: İddianamedeki suç/suçlu uydurma çaresizliklerinden en çarpıcısı, kendi beyanıyla akli dengesizlik nedeniyle ordudan atıldığını söyleyen bir emekli subayın, tam da olması gerektiği gibi deli saçması suçlamalarıydı. Gerçek adı konusunda bile tereddütler olan bu insan, 2016 yılında alındığı söylenen ifadesinde –iddianamenin tamamında olduğu gibi- somut bilgi içermeyen kanaatleriyle bu davanın sanıklarını itham ediyordu. Sonra aynı adam, çıkıp –savcılığa dilekçe vererek- “benim söylediklerime neden bakıyorsunuz ben hastayım” demişti. İddianame suç uydurma işinde yetersiz kalınca, bu “tanık” -tıpkı “FETÖ dinlemeleri” gibi- yeniden “kıymetlendirilmek” istenmiş anlaşılan. Meğer bu insan, iddianame çıkmadan bir gün önce elinde bir gaz maskesiyle gelip, “bunu davanın sanığı olanlardan aldığını söyleyen birilerinden aldım. Sanıkları suçlayacak şeyler anlatırım ama duruşmada olmaz” demiş. Mahkeme heyeti de, yasalara ve usul kurallarına aykırı olarak bunu kabul etmiş.

28 Ocak duruşmasında tek tek söz alan bütün avukatlar, yapılanın her adımda yasalara, usul kurallarına ve hukuka aykırı olduğunu anlattılar: Tanığı, savunmadan kaçırmak. Savunmanın tanığa soru sonra hakkımızı engellemek. Sesli ve görüntülü yapılması yasa gereği olan duruşmanın, belirsiz bir yerde yapılan görüşme tapesi olarak dosyaya konması. Tanığın kimlik bilgileri dahil olmak üzere güvenilirliği ile ilgili sorgulama yapılmaması. Ve daha onlarca açık yasal gerekliliğin yerine getirilmemiş olması. Yetmezmiş gibi bu duruma ilişkin yapılan itirazların gerekçe belirtilmeksizin “öyle işte” diye cevaplanması. Bunların yanı sıra, İstanbul Barosu Başkanı, –daha önce 12 Baro tarafından bir bildiriyle kınandığı gibi- avukatların duruşmada bulunmasının bir güvenlik sorunu veya tanığın can güvenliği için tehdit olarak görülmesinin kabul edilemez olduğunu söyledi. Ali İsmail Korkmaz’ı öldüren polisin müşteki olarak davaya kabulü gibi hukuk dışı olmak yanında akıl, vicdan dışı karar ve uygulamaları da ekleyerek bütün avukatlar reddi hakim talebinde bulundular. Mahkeme heyeti her zaman olduğu gibi bu talebi de kabul etmeyince avukatlar protesto ederek salondan çıktılar. Son derece açık gerekçelerle adil yargılama yapamayacakları yüzlerine vurulan yargıçların, davadan el çekmeleri gerekirken, yeni bir kural ihlaliyle avukatsız yargılama sürdürüldü.

Bu davanın varlığı ve mahkemenin ortaya koyduğu uygulamalar, “yargıya talimatlarımızı verdik” sözlerinin sakınmadan kameralar önünde söylendiği günlerden geçtiğimiz için fazla şaşırtıcı gelmiyor olabilir. Ancak yine de anlamakta zorlandığım –duruşma arasındaki sohbetlerde bu konuda yalnız olmadığımı da gördüm- noktalar var. Bunun birkaç ayrı siyasi hesabı bir arada görmek için kurgulanmış, en azından öyle gelişmeye başlamış bir dava olduğu çok açık. Fakat iktidara karşı bir darbe hazırlandığı suçlamasını, sahiden darbe yapmış olanların hazırladığı uyduruk kanıtlara yaslamak kimin aklı. Çaresizlik mi, özel bir tercih mi? İçeriği zaten boş olan “delillerin” güvenilirliğini de sıkıntıya sokan bu kadar çok –hatta seri- hata sadece beceriksizlik olabilir mi? Yoruma açık olmayacak kadar bariz –aynı zamanda üst yargılamalarda ve uluslararası mahkemelerde kolayca ihlal alacak – yasa ve usul tanımazlık, kime ne anlatmak için bu kadar abartılıyor? Dünyanın en zayıf iddianamesini yeniden “kıymetlendirilen” deli saçmalarıyla kuvvetlendirmek mümkün mü? Gezide yaralandığı için müşteki olabilecek binlerce kamu görevlisi bulunabilecekken, tutup Ali İsmail Korkmaz’ın katilini mağdur saymak kimin fikri? Sanıklardan Can Atalay’ın duruşma salonunda söylediği gibi, mahkeme heyeti de dahil ketenpereye getirilmeye çalışılanlar görünenden daha mı kalabalık?

 
.

Facebook Yorumları

Emlak8
9.04.2020
Şaşırtıcı hiçbir şey yok
4.04.2020
Bu krizden fırsat çıkar mı?
2.04.2020
İyimserlik tutmadı, suçlamaya dönüş başladı
31.03.2020
Korona Teorileri
30.03.2020
Bilim Kurulu için siyasi izolasyon
25.03.2020
Korona bahaneleri ve bildik tekrar
22.03.2020
Korona sınavı hangi dersten?
19.03.2020
Herkese korona testi
15.03.2020
Derdin Tarifine Göre DEVA
12.03.2020
Az popülizm çok otoriterlik
8.03.2020
İdlib’den çıkamamak
5.03.2020
İdlib’in psikopolitik tortusu
1.03.2020
Şehitler tepesi dolu, sorumlu kürsüsü boş
27.02.2020
Yüze vurur ifadesi...
23.02.2020
Münferitleşme tuzağı
21.02.2020
Gayri ciddilik çok ciddi bir sorundur
16.02.2020
Tırmanan gerilim, taktik mi stratejik mi?
13.02.2020
Şam’a yürüyen Bahçeli nereye gider?
9.02.2020
Medya boykotu ve vekalet savaşı
6.02.2020
Öncesiz ve sonrasız yaşamak
2.02.2020
Güvenlikçilerin yarattığı güvenlik sorunu
30.01.2020
Gezi Davası’ndan duruşma sahneleri
27.01.2020
Muhafazakarlaşma, Yaşlanma, Taşralaşma
26.01.2020
24 Ocak
23.01.2020
MHP ve AKP’de benzeşme gerilimi
21.01.2020
AKP’de Taban Kaymıyor Tavan Uzaklaşıyor
19.01.2020
Gelecekten kopmuş eğitim siyaseti
16.01.2020
Halının uçtuğunu kim söylüyor?
13.01.2020
Barış Akademisyenleri deneyi
9.01.2020
Yoksulluğun reddiyesi
6.01.2020
Duvara doğru koşu hevesi
3.01.2020
Her yıl gibi 2020 de seçim yılı olacak
29.12.2019
Yıl bitiyor ama ne başlıyor?
26.12.2019
İnat siyaseti
19.12.2019
Krizi atlamak, sandığı kurtarmaz
16.12.2019
Gelecek Partisi’nin çıkış fotoğrafı
14.12.2019
“Gelecek” Yeni Partilerin Geleceği
12.12.2019
Değiştirmek mi sürdürmek mi zor?
8.12.2019
Sürdürülemez olan son ana kadar sürdürülür
5.12.2019
Siyasette değişen ve değişmeyen
3.12.2019
Her şey paraya çevrilebilir mi?
1.12.2019
Kime Göre Yeni, Kimin İçin Yeni?
28.11.2019
Yine 'gündem değiştirme' paranoyası
23.11.2019
Kendi mesleğinin celladı olmak
20.11.2019
Devrimi Özlemek ama Hakkıyla
18.11.2019
Eşeği kaybedip bulma veya mehter diplomasisi
14.11.2019
Dümeni yeniden dışarıya kırmak
10.11.2019
O kadar önemli değiliz
7.11.2019
Duygu siyaseti
4.11.2019
Tehlikenin farkında mısınız?
31.10.2019
Kavgada yumruk sayılır
28.10.2019
Beklenti 'zaferden' daha bereketli
25.10.2019
"Ya Ne Olacaktı?"
24.10.2019
Alanda hayaller masada gerçekler
22.10.2019
Makarnadan Savaşa İradesiz Seçmen İnancı
20.10.2019
Biz tam olarak ne seyrettik?
17.10.2019
Özne sapıtması
14.10.2019
Derinleşen sorun, sığlaşan söylem
9.10.2019
Savaşın fragmanı bile berbat
3.10.2019
İYİ Parti çatlar, üç ittifaka da oy gider
1.10.2019
Arabada Sigara Yasağı, Kanser Bilgisine Ceza
28.09.2019
Deprem ve iki ses
11.09.2019
(Yeniden)* Hassasiyet tartışması
9.09.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Sükût Bazen Daha Değerlidir
26.08.2019
Kadın öldüren el ile 'idam şart' diyen dil akraba
8.08.2019
Kendini tekrar etmenin dayanılmaz rahatlığı
28.07.2019
Çare olmayan avantaj: Zamanı kullanmak
17.07.2019
Üçüncü yılında 15 Temmuz
11.07.2019
Demiri değil oyunu soğutmak
3.07.2019
Sistem tartışması tercih değil mecburiyet
29.06.2019
Şimdi iktidar düşünsün
26.06.2019
Hatalı lider mi, güçsüz lider mi?
22.06.2019
Kürtlerle sınav ve Kürtlerin sınavı
20.06.2019
'Son kırılma'
13.06.2019
Erdoğan neden saklanıyor?
10.06.2019
'Pontus' kampanyası kimin 'marifeti'?
5.06.2019
AKP’nin bayram vitrini
1.06.2019
'Niyet okumak' önemlidir
29.05.2019
Yalanın kime ne faydası var?
26.05.2019
Yeniden referandum mu, kimlik sayımı mı?
24.05.2019
Siyasette Sertleşme Sorunu
19.05.2019
Vefasız zenginler, nankör fakirler
17.05.2019
'(İç) hukuk' tüketilmiştir
13.05.2019
Aynısını istemek daima azını getirir
10.05.2019
Bu dalga kıyıya taşır mı?
6.05.2019
İttifaksız Düşünmeye Başlamak
2.05.2019
İttifakın kara yazısı
27.04.2019
Algı-olgu ilişkisi ve gerçeğin intikamı
24.4.2019
'Gaz sıkışması' mı, gaz verme mi?
23.4.2019
Siyasi kibirden vazgeçmek İstanbul’u bırakmaktan bile zor
15.4.2019
Mazbata hakların diyeti olmamalı
10.4.2019
Kontrolsüz gücün kendine ettiği
7.4.2019
Zaafın dibinde, kaosun eşiğinde
31.3.2019
Seçim okuma kılavuzu
27.3.2019
Medyadan tabana imha hikâyeleri
22.3.2019
Seçim neyi çözer, ne gösterir?
20.3.2019
Tasada ve Sevinçte Bir
6.3.2019
Ismarlama davaları kim kazanır?
1.3.2019
Olasılığın gücü kime çalışacak?
23.2.2019
Rakam değil insan olmak
20.2.2019
Lümpen muhafazakarlık
17.2.2019
Kaybetmeyen hep kazanır mı?
12.2.2019
Issız Adam
8.2.2019
Hikayeden siyaset
3.2.2019
Kanaat siparişleri ve klişe müfettişleri
30.1.2019
Duygu durumu: Fena
26.1.2019
Sakin Olmak Lazım
23.1.2019
Birey olmak ve hayal kırıklığı
21.1.2019
Herkesi yakalayan belirsizlik rehaveti
18.1.2019
Muhalefet 'bekliyor'
4.1.2019
Zayıfa şahin tüccar kahramanlar
26.12.2018
Bana mı dedin?
23.12.2018
Kimlik siyasetinin panzehiri hizmet siyaseti mi?
19.12.2018
Aşırı strateji, yüksek dozda taktik
16.12.2018
Hızlanınca icraat devrilince kader!
13.12.2018
Aynı derede kaç kere yıkanılır?
10.12.2018
Tortu ve çamur
8.12.2018
Gidenden mi Bahsediyoruz, Geleni mi Konuşuyoruz?
5.12.2018
Bahçeli neden 'gerici' oldu?
2.12.2018
Eski defterleri yeniden açmak
29.11.2018
Vaat siyaseti terk ederken
26.11.2018
Yerel seçimin nesi farklı
24.11.2018
Yeniden ittifakların gölgesinde siyaset
22.11.2018
Siyasette hareketlilik vadeden bir hafta
17.11.2018
Bildiğini unutmak, elindekinden olmak
14.11.2018
Ayrıntıdaki şeytandan öğrenmek
12.11.2018
Neyin İçinde, Ne ile Beraber, Nereye Doğru?
10.11.2018
Muhalefet cephesinde güncel durum
7.11.2018
İttifak hikayesinde güncel tablo
4.11.2018
Sistemin 'çaresi' ve krizi: Kimlik siyaseti
31.10.2018
Sahiden Kaşıkçı işi ne oldu?
29.10.2018
Hareketlilik de gerilim de iktidar blokunda
24.10.2018
İttifaksız yeni dönem
21.10.2018
Saçmalığa teslim olmak, nereye su taşır?
13.10.2018
Piyasa okur yazarlığı ve Brunson olayı
11.10.2018
Ölçüsüzlük
7.10.2018
İktidar neden seçimden korkmuyor?
4.10.2018
İmkan ve ihtimal
30.9.2018
İttifak günlükleri
28.9.2018
Enerjik Kötümserlik
26.9.2018
Bugünün sorumluluğu
23.9.2018
İktidarın yerel seçim rotası
19.9.2018
Acayip zamanlar
13.9.2018
Cumhuriyet tartışması
10.9.2018
Eyvallah
7.9.2018
Ödenmemiş fatura yığını
5.9.2018
Hastaya 'hasta' demek lazım
3.9.2018
Ekonomiyi siyasetle, siyaseti sertlikle idare
27.8.2018
Lütufla başlamayan yasakla bitmez
24.8.2018
Partilerin yerel seçim ufku
23.8.2018
Az iken muhalefet çok olunca kibir
20.8.2018
Lütuf düzeni
18.8.2018
Kayıp bölüştürmek
15.8.2018
Krizden çıkan totalitarizm hevesi
14.8.2018
Neyin mücadelesi kimin savaşı?
13.8.2018
Krizi karşılama stratejisi
10.8.2018
Her şey algıdan
8.8.2018
Vakit bulmak veya yaratmak
6.8.2018
Göstermeye ihtiyaç yok, her şey zaten ortada
3.8.2018
Kim kimi idare ediyor?
1.8.2018
Tabana yayılan ucuzculuk
30.7.2018
Diklenerek eğilmek
27.7.2018
Akşener gerçekten dönmezse?
26.7.2018
Kötülüğü çoğaltmak
24.7.2018
Ne yaptınız da yoruldunuz?
18.7.2018
Baş etme stratejileri
17.7.2018
‘Dağılma’ hevesi
14.7.2018
Kötü siyaset iyisini kovar
11.7.2018
Yeni rejim neye benziyor?
10.7.2018
Başkanın adamları
9.7.2018
Yeni dönem başlarken
5.7.2018
Seçim notları 2: 'Büyük hezimet' 7 Haziran'a benziyor mu?
2.7.2018
Soruları bitmeyen seçim
30.6.2018
Değişim bir tercih değil
28.6.2018
Seçim notları
26.6.2018
MHP oylarının anlamı
25.6.2018
24 Haziran’ın iktidar tablosu
23.6.2018
Bozgun görüntüsü
21.6.2018
Umudun kışkırttığı endişe
18.6.2018
Son düzlük notları
14.6.2018
İttifak çatlağı su sızdırıyor
12.6.2018
İttifaklar tablosu
8.6.2018
Metal paslanması
7.6.2018
Son düzlük kaygıları
4.6.2018
Rehavete yetmeyen ama cesaret veren bir umut
1.6.2018
Yüzde 50 evde zor tutuluyor
30.5.2018
Kötü haber: Seçim bitmeyecek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive