Mesaj çok açık değil mi?


25.08.2013 - Bu Yazı 1814 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Beş dakikalığına, bir başbakanın gözyaşlarına dil uzatacak kadar “insanlıktan çıkıp” sonra yeniden normale döneceğim.

Biliyorsunuz Başbakan Erdoğan son derece duygusal günler geçiriyor. Mısır ve Suriye’de yaşanan katliamlar henüz sona ermemişken İhvan liderlerinden Muhammed El Biltaci’nin darbeciler tarafından öldürülen kızı Esma’ya yazdığı mektup bardağı taşıran son damla oldu ve Başbakan daha fazla gözyaşlarını tutamadı. Televizyonda kendisini milyonlarca insan seyrederken hüngür hüngür ağladı.

On yedi yaşında bir kız bir direniş sırasında vurularak öldürülmüştü, her ne kadar bir başbakanın ekranlarda böylesine gözyaşlarına boğulması çok sık rastlanan bir şey değilse de olay gerçekten yürekleri sızlatacak ve insanın gözlerinin yaşarmasına neden olacak kadar trajikti.

“En büyük tuzak Allah’ın tuzağıdır” diyorlar ya, tam da Başbakan gözyaşlarına hakim olup yeni yeni kendine gelmeye başlarken, Eskişehir’de Gezi olayları sırasında, “evinde zor tutulan” eli sopalı sivillerin ve “başbakanın emir verdiği” polislerin birlikte öldürdüğü Ali İsmail Korkmaz’ın linç edildiği görüntüler basına yansıdı.

Zamanlama hiç olmadığı kadar “manidar” ve “tanrısal”dı. Tabii ister istemez gözler başbakana döndü. “Eyvah, daha yeni kendine gelmişti, ne olacak şimdi?” diye kaygılanılırken “korkulan” değil beklenen oldu.

Başbakan eskisinden de sağlamdı. O “hassas” adamdan eser kalmamıştı. Tıpkı Korkmaz’ın babası, “Ali’nin bu yaşta hayata veda etmesi haksızlıktır” diye isyan ettiğinde ya da Korkmaz’ın annesi “Ali niye direnmedin? Niye bizi bırakıp gittin?” diye feryat ettiğinde yaptığını yaptı, duymazdan, görmezden geldi. Kim bilir belki de “acısını içine attı”.

Öyledir bizim Başbakan, eğer canı öyle aman aman yanmadıysa kolay kolay göremezsiniz onu ağlarken.

Roboski’de 34 insan öldü, başbakanın gözleri bile dolmadı, Gezi’de 5 kişi hayatını kaybetti, başbakan “yazık” bile demedi.

Mısır’daki ölümler için haykıran yürek, Türkiye’deki ölümler için buz kesti.

Bir başbakan kendisine benzeyenlerin acılarına açık açık ortak olurken, kendisine benzemeyenlerin acılarını görmezden geliyorsa, hatta çoğu zaman bu acıların doğrudan sorumlusu oluyorsa, toplumun bir daha geri dönüşü olmaksızın tam ortadan ikiye bölünmesinde de en büyük pay sahibi olmaktan kaçamaz.

Bizim Başbakan da tam olarak bunu yapıyor. Hayatını kaybeden iki genç insanın arasında “seçim” yaparak topluma, “Bazılarınız ölseniz de umurumda değilsiniz” diyor.

Onun için çocuklar, ölümüne ağlanacak ve ölümüne aldırılmayacak çocuklar olarak ikiye ayrılıyor.

En insani tepkilerden biri olan gözyaşlarının insanlığı böylesine ağır yaraladığı zor görülür herhalde. Üstelik Başbakan'ın gözyaşları sadece insanlığı yaralamıyor, bu ülkeyi de kör bir bıçak gibi kanırta kanırta “her ölüme üzülenlerle, bazı ölümlere üzülenler” olarak ikiye bölüyor.

Vurarak da bölüyor, ağlayarak da bölüyor.

 

El insaf! Bu nasıl yalnızlık?

 

İngiltere’de başbakanlık da olmak üzere çok farklı kademelerde görev yapmış Arthur James Balfour, kendisine ‘Diplomasi nedir?’ diye soran bir gence şu hikayeyi anlatır: ‘Bir zamanlar tüm doğuya hakim olan bir padişah varmış. Padişah bir gece uykusunda bütün dişlerini teker teker kaybettiğini görerek büyük bir korkuyla uyanmış ve gördüğü rüyayı hemen bir tabirci çağırarak anlatmış. Tabirci rüyayı söyle yorumlamış: ‘Bu dişler senin çocuklarındır’ demiş, ‘birer birer hepsi ölecek, sen de onların ölümlerini göreceksin.’

Hiddetlenen padişah hoşuna gitmeyen bu yorum üzerine adamın kellesini vurdurmuş ve yeni bir tabirci çağırılmasını emretmiş.

Gelen tabirci ise rüyayı şöyle yorumlamış: ‘Ülkemizin geleceği için güzel bir rüya bu padişahım. Dişleriniz çocuklarınızdır, siz de Allah’ın sevgili bir kulu olarak o kadar uzun bir ömür yaşayacaksınız ki ülkemizin aydınlığı için bütün çocuklarınızdan fazla yaşayacaksınız.’

Padişah bu yorumdan memnun kalarak ona bir kese altın vermiş.

Balfour gence dönerek, ‘İşte diplomasi budur!’ demiş.”

Son zamanlarda ‘ters düşmediğimiz’ ülke kalmadı neredeyse. Komşularla sıfır sorun derken komşu olsun olmasın herkesle kavga halindeyiz. Yine “Türk’ün Türk’ten başka dostu yok” günlerine geri döndük.

“Darbelere karşı dimdik durmanın bedeli yalnız kalmaksa, kalalım anasını satayım” gibi “pazarlanmaya” çalışılsa da “değerli yalnızlığımızın” asıl nedeni ilkeli duruşumuz değil tam tersine tıpkı iç politikada olduğu gibi dış politikada da ilkesiz ve yetersiz olmamızdan kaynaklandığı örneklerle ortada.

Her gün küçümsenerek aşağılanmanın neresi değerli onu da tam anlamış değilim. Üstelik bu aşağılamalara ne verebilecek bir cevabımız, ne de buna cesaretimiz varken.  

Belki diplomasiyi de en iyi başbakan bildiği için bu haldeyiz. Önüne gelene “posta koymak”, “belge var” diye uydurmak bedeli çok ağır olabilecek “girişimler”. Üstelik onlarca örnekle desteklenebilecek bir samimiyet sorunu varsa ortada.

Allah’tan kendimizi çok yalnız ve değersiz hissedersek koşup birkaç çift laf edebileceğimiz, çekinmeden dertleşebileceğimiz, bizi bizden iyi anlayan El Beşir gibi bir dost orada duruyor. Bunun da “değer”ini bilmemek bize yakışmaz.

Beşir’in dostluğu da “yalnızlığımız” kadar “değerlidir” çünkü, Erdoğan’ın yandaşları çöken bir dış politikayı savunabilmek için kıvranırken bu değerli dostluğun hakkını da vermeli bence.

.

Facebook Yorumları

reklam
20.01.2015
Hayaller duşakabin
14.01.2015
"Ay resmen evrim"
07.01.2015
Reddedildi
30.12.2014
Roboski diyemeyenler…
24.12.2014
Dolu silahla Rus ruleti
16.12.2014
Vesayet Disneyland'de
28.11.2014
İtaatsizliğe devam
18.11.2014
Serbest ucuş
11.11.2014
Aslında 'yeşil' dostu bunlar...
04.11.2014
Beş vakit hukuk
21.10.2014
Barış ve faşizm
17.10.2014
Sahtekarlık belgesi
14.10.2014
Siz karar verin
10.10.2014
Kurnazlığı bırakın, net olun
07.10.2014
'Uzun', matbaayı da sevmezdi...
30.09.2014
Burada soruları ben sorarım...
19.09.2014
Algılar şelale
12.09.2014
Bir tasarım harikası
05.09.2014
Çamur güreşçileri
03.09.2014
Dünyayı bıktıran adam… (ve oğlu)
29.08.2014
"Reis ve Hoca"
26.08.2014
Yetenekli Bay Erdoğan
22.08.2014
Süleyman Şah ve mat
19.08.2014
Paralel Başbakan
15.08.2014
Suç koleksiyoncusu
12.08.2014
Sayılı günler...
09.08.2014
Erdoğan'ın 'sözde Ermenileri'
05.08.2014
Ya Erdoğan ya Türkiye
08.07.2014
Başbakan'dan muz orta
27.06.2014
Aç, susuz ve kuşkusuz darbeci Müslümanlar
20.06.2014
Ya İspanyol olsaydık?
10.06.2014
Tek çözümlü süreç
30.05.2014
Cevapları masama bekliyorum
27.05.2014
İkiyüzlü özgürlük
23.05.2014
Diktatörden kaçış yok
20.05.2014
Papua’da da anlaşabilirdik
16.05.2014
Artık yumruklarını konuşturuyor!
09.05.2014
‘Özgürlük, cezaevinde olmamaktır’
06.05.2014
Tahammülsüz 'demokratlar'
02.05.2014
İki yiğit çıktı meydane...
25.04.2014
Adım adım hiçbir yere
19.04.2014
Yalnız değilsin Başbakan
08.04.2014
Başbakan'ın Vietnam’ı
01.04.2014
Sadece Erdoğan kazandı
28.03.2014
Savaş ve seçim
25.03.2014
Gülünç ama tehlikeli
21.03.2014
Doktorunuz konuşuyor
14.03.2014
Geri dönüş yok
11.03.2014
Hem paranı, hem canını
07.03.2014
Hukukun olmadığı gezegen
28.02.2014
Bir yetmez ama evet daha
19.02.2014
Taraf projesi
14.02.2014
'Alo Fatih' hattını dinledik de ne oldu?
11.02.2014
Sizin tercihiniz
08.02.2014
Haydi Yıldıray, daha yüksek sesle: ‘Ordu göreve’
31.01.2014
Kullanışlılar
28.01.2014
Ananası doğal ama…
25.01.2014
Çok büyük geçmiş olsun
21.01.2014
Eşitlik Aziz Yıldırım’ın da hakkı
10.01.2014
Kan kardeşler
07.01.2014
‘Her şey neticesiyle ölçülür’
03.01.2014
Tehlikeli oyunlar
31.12.2013
Kutudan çıkan kirli ittifak
27.12.2013
Alın size darbe
24.12.2013
‘Siyasete sahip çıkma zamanı…’ Siz çıkın, biz daha buradayız
20.12.2013
Ejder ısırdı bir kere
17.12.2013
Sabırlı ol milli irade
10.12.2013
Recep Tayyip Başbuğ
06.12.2013
Özrü kabahatinden kurnaz
03.12.2013
Yıldıray hatıralar diyarında
29.11.2013
Dersaneler ve Başbakan'ın 'özgürlüğü'
26.11.2013
Bir an İlker Başbuğ’u hatırladım...
23.11.2013
Numaram aynı Sayın Kuzu
19.11.2013
Siz isteyemezsiniz...
15.11.2013
Oldunuz da ne oldu?
12.11.2013
Sevgililer gününüz kutlu olsun
08.11.2013
Yolun sonu
05.11.2013
Duvarlar
01.11.2013
Yırt gömleğini CHP
29.10.2013
Silahlar sustu, soğuk devam ediyor
25.10.2013
Korkmakta haksız değiller
22.10.2013
Meşhur casusun 'gizli' gerçekleri
15.10.2013
Siz önce demokrasi ve hukukla barışın
11.10.2013
Başbakan'ın iyi çocukları
08.10.2013
Mavi kuş yalan dinlemez
04.10.2013
Kemalistleri yendiler, Kemalizm'e yenildiler
01.10.2013
Yetmez ama hayır
27.09.2013
Ünal Aysal'ı yedirmeyiz
22.09.2013
Ders olsun diye...
19.09.2013
Yirmi kişi ölüyor, aldırmayın
15.09.2013
Bir Paket Demokrasi
12.09.2013
とても嬉しい (ÇOK SEVİNDİM)
08.09.2013
Hazır mısınız?
05.09.2013
Sarayın soytarıları
01.09.2013
Barışın tek şartı
28.08.2013
Kıvrıkoğlu haklı mıydı?
25.08.2013
Mesaj çok açık değil mi?
22.08.2013
Fark göremiyorum, ya sen?
18.08.2013
'Kahrolsun demokrasi'
14.08.2013
Kendisi artık raporlu
11.08.2013
Bir bayram duası: Tanrım bize net ol
07.08.2013
Hiç değişmeyecek mi?
04.08.2013
Yedirtmeyiz Recep'i
31.07.2013
Erdoğan, Oscar'a mı göz kırpıyor?
28.07.2013
'İnsanlar ölmüyor, daha ne istiyorsunuz?'
24.07.2013
'En büyük tuzak, Allah'ın tuzağıdır'
13.12.2012
Zor olan başkanlık değil...
08.12.2012
Peki Akif
06.12.2012
Dokundular
29.11.2012
‘Muhteşem On Yıl’
15.11.2012
Tarihî bir an
08.11.2012
Bahtsız kutup ayısı
01.11.2012
Yol yakınken...
25.10.2012
Hayırlısı...
18.10.2012
Okur izindeyim!
11.10.2012
Cevapları biliyorum
11.10.2012
Kongre yalanları
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı