“Başkalarının bilgisiyle bilgin olsak bile, ancak kendi aklımızla akıllı oluruz” diyorMontaigne.

Bu söz şimdilik bu ilk satırda, tek başına kalsın. Bakalım yazının devamında işimize yarayacak mı?

Yaşamanın en övgüye değer faaliyet olduğunu da söylerdi o... Hatta kızardı, “Yaşıyorsunuz ya, daha ne istiyorsunuz!” diye.

Bu sözü kullanarak ilerleyelim şimdilik...

Bir insanın yaşayarak en büyük faaliyeti gerçekleştirdiğine gönülden katılıyorum. İnsanların gösterdiği resme aldanmayın; mutlu veya mutsuz, güçlü ya da zayıf, huzurlu veya huzursuz, küskün veya coşkun olmalarından bağımsız olarak, insanlar yaşamakta zorlanır, çok doğal, çok insani.

Mesela, güçsüz bir insanın hayatla daha zor baş ettiğini, güçlünün ise yaşamın üstesinden daha kolay geldiğini düşünürsünüz değil mi?

Keşke o kadar basit olsaydı.

Hayır, ölçü asla bu değil. Tam tersi de olabilir. Hatta zayıflığı ile barışık kişi hayatın içinden daha az sürtünerek geçiyordur; güçlümüz ise sürekli kan kaybediyordur.

Bu konuda kimse genel bir hüküm çıkaramaz. Her bir insan için farklı bir gerçek ve sonuç vardır çünkü. Fakir ülkelerin mutluluk endekslerinin daha yüksek çıkmasından bahsetmeyeceğim bile, konuyu daraltmak, genelleme yapmak olur, ben daha farklı bir şeyi anlatmaya çalışıyorum.

Yalnızlığı ile barış imzalamış birisini tanıdım. Hayat ile dalgasını geçiyordu. Kierkegaard’ın beklentisini yitirmiş yaşlı adamından çok daha fazla tutunmuştu hayata. Yaşlı adamın aksine, karısı, torunu torbası yoktu; akrabası bile kalmamıştı. Yedikule Ermeni Hastanesi’nin huzurevinde huzur içinde öldü. Yakından şahidim.

 
Böyle ezberleri bozarsanız kendinize iyilik etmiş olursunuz.

Bu düşüncelerin ve amaçların çoğu sizin değil, yapmayın, bu kadarını biliyorsunuzdur artık. Size sunulan idealler mönüsü var. Hepsi farklı farklı yaşam ve insan biçimlerinin gruplaşmalarından oluşmuş, birer kanon haline gelmiş yaşam olasılıkları onlar.

O mönüden kendinize en uygununu seçmeniz mümkün olduğu gibi, kendi pizzanızı kendiniz de yaratabilirsiniz.

 
Bu zorlukla baş etmek insan inşasının temel uğraşıdır. Baş edilirken, nasıl bir insan üretiyoruz, yöntemlerimiz, çözümlerimiz, tepkilerimiz ne, işte bu bizi biz yapar.

Kafka görünürde çok zor yaşadı mesela.

Aklı ve ruhu, kurulu dünya ile sürtüşme içindeydi. Çoğu için bir yaratık kıvamındaydı. Metamorfoz’da kendini bir böcek olarak bir odaya kapatmasını anlamayan var mı bugün? Ama onun başarısı, tüm aykırılığı, tüm groteskliği ile, bize o kadar da yabancı olmadığını anlatabilmiş olmasıdır. Onun Dava’sı, hepimizin davası olmamış mıdır? Kendinizi, hayatınızın en az bir döneminde, bir sabah uyandığınızda sebebini bilmediğiniz bir davada suçlu olarak yargılandığınızı hissetmediniz mi hiç? Sizi suçlayanın kim ve kimler olduğunu bilmeden, birilerinden, sizin için verilmiş bir hükümden hiç ürkmediniz mi?

O nedir biliyor musunuz? O hissettiğiniz nedir hiç düşündünüz mü?

 
Yaşam tarafından tutuklandınız. Uzatmalar bitti. Hayattan kaçmak için akademik kariyerinize daha fazla devam edemezsiniz artık. Bir duvara tosladınız. Çocukluk bitti. Size ait görünen hiçbir şeyin sizde kalmayacağını idrak ettiniz. O zaman, kim ve ne zaman alacak sizden tüm bunları?

O âna kadar ne yapmayı planlıyorsunuz?

İşte bu karşılaşma, sizi yaşamaya zorlayan iktidarını o anda kurdu üzerinizde. Bunun olması gerekiyordu yaşamaya başlamanız için. O davadan beraat etmek için iktidarı tekrar ele geçireceksiniz. Başka yolu, daha kolay bir yöntemi yok, üzgünüm.

 
Aslında çok iyi şeylerden bahsediyorum size. Canınız sıkılmış olsa bile.

 
Hâsılı, yaşıyorsanız, bunu başkalarının hayatını karartmadan becerebiliyorsanız, hele hele kendinize ait bir tarzınız da varsa, kendi hayatınızın biricik şampiyonusunuz.

Daha ne olacaktı ki.


[email protected]

  • Abone ol