• 16.07.2011 00:00
  • (4649)

Demokratik Toplum Kongresi (DTK), önceki gün Diyarbakır’da toplanarak Kürt halkı adına ve tek taraflı olarak özerklik ilan etti. DTK’nın Kürt halkının bütünü adına böyle bir tasarrufta bulunma hakkının olup olmadığı kuşkusuz çok tartışılacak. Kararın zamanlaması, yöntemi ayrıca üzerinde durmayı gerektiriyor.

Kürt siyasetini yakından takip edenler için bu özerklik ilanı hiç sürpriz olmadı. Ancak Meclis’te yeni anayasa hazırlıkları yapılırken Kürt siyasetinin böyle tek taraflı bir girişimde bulunacağını sanırım kimse beklemiyordu. İşler ters gittiğinde, yani demokratik çözüm umudu tükendiğinde Kürt siyasetinin özerklik kozunu böyle tek taraflı olarak ortaya sürebileceği tahmin ediliyordu. Ama mevcut koşulların Kürt siyasetini tek taraflı özerklik ilan etmeye zorlayacak kadar da umutsuz olduğu söylenemez. En azından Meclis’te yeni anayasa hazırlıkları yapılıyor. Yeni anayasanın esas konusu da Kürt meselesini çözüme kavuşturmak. Hükümet ve muhalefet partileri, bu çözüme destek vermek için hazır olduklarını hep bir ağızdan daha birkaç gün önce dile getirdiler. Ayrıca İmralı’da devletÖcalan görüşmeleri de ilerleme kaydediyor, bunu bilmeyen de yok.

Böyle bir ortamda tek taraflı bir özerklik ilanı, demokrasi dışı bir dayatma anlamına gelmez mi?

Kürt halkının önemli bir bölümünü temsil eden BDP’nin tam olarak tarif edemese de, içini dolduramasa da bir özerklik projesini savunması, bunu siyasi talep haline getirmesi kuşkusuz yanlış değildir. Meclis’te bu projeyi büyük bir hararetle savunabilir, yeni anayasada yer bulması için büyük bir siyasi kavga başlatabilir. Ancak daha Meclis’e bile gitmeden, tek bir önerge sunmadan, bir anayasa taslağı bile ortaya koymadan Diyarbakır’da “özerklik ilan ettim” demek, bana göre demokratik çözümden kaçmaktan başka bir anlama gelmiyor.

 

İnkar-imha dönemi bitti

Aysel Tuğluk’un özerklik ilanını duyurduğu metinde yer alan bazı ifadelerin gerçeklerden uzak olduğu ve abartılı yanlar taşıdığını da tesbit etmek gerekiyor. Kürt halkının inkar edildiğini, kültürel ve siyasi olarak soykırıma tabii tutulduğunu iddia etmek, bana biraz temelsiz geldi.

Kürt siyaseti üzerinde baskılar olduğunu, Kürt dilinin ve kültürünün gelişmesinin önünde hâlâ engeller bulunduğunu söylemek elbette yanlış değildir. Ancak MHP de dahil Meclis’teki bütün partiler Kürtlerin inkâr ve imha döneminin bittiğini yüksek sesle savunurken “soykırıma uğruyoruz” demek, biraz fazla zorlama olmuş.

 

Altan Tan’ın itirazları

Kürt siyasetçilerin de bu abartılı değerlendirmelerin farkında olduğu biliniyor. Tek taraflı özerklik ilanına pek çok Kürt siyasetçi de kaygıyla yaklaşıyor. Diyarbakır Milletvekili Altan Tan, altı saat süren DTK toplantısında tek taraflı özerklik ilanına itiraz eden isimlerden. Tan, özerklik bildirisine ayrıca muhalefet şerhi de koydu. Taraf’a konuşan Tan, itiraz gerekçelerini şöyle anlattı: “Toplantıda tek taraflı olarak özerklik ilan edilmesinin zamanlamasına ve yöntemine karşı çıktım. Biz bu kararı Türkiye halkına anlattık mı? Ya AKP’ye oy veren Kürtlere? Peki ya dünyaya? Hayır. Kimseye anlatmadan böyle bir karar aldık. Şu doğru; hükümet ve Başbakan Erdoğan, Kürt halkını tanımıyor; halk olarak haklarını teslim etmiyor; bireysel haklarla yetinmemizi istiyor. Anadilde eğitimin Türkiye’yi böleceğini düşünüyor, darbe anayasasının değiştirilemez maddelerini korumaktan yana. Arkadaşlarımız böyle düşündüğü için özerklik ilan edilmesini istedi. Fakat Meclis’te gidip bunları konuşmadık, daha yeni bir anayasa yapılacak, onun için önerilerimizi götürmedik. Bunları yapmadan tek taraflı özerklik ilan etmeye karşı çıktım, aceleci buldum, gerekçelerimi de böyle anlattım.”

Altan Tan, DTK’yı tek taraflı özerklik ilanına sürükleyen başka bir nedenin ise Başbakan’ın BDP’ye Meclis yolunu açmamasına bağlıyor. Beşiktaş’ın hak etmediği gerekçesiyle Türkiye kupasını iade ettiğini hatırlatan Tan, “Başbakan da Beşiktaş kadar centilmen olmalıydı; YSK’nın bizden gasp ederek AKP’ye haksız yere verdiği fazladan milletvekilliğini iade etmeliydi; ama maalesef Başbakan, aksine BDP’nin üzerine geldi” dedi.