• 29.03.2014 00:00
  • (2622)

 Paralel devletin en önemli becerisi bugüne kadar kendisini gizlemeyi başarmasıdır. Bunu, sahte düşmanlar, yapay korkular üreterek gerçekleştirdiklerini düşünüyorum. “Ergenekon” soruşturması adı altında koparılan yaygaranın, çıkarılan gürültünün asıl sebebi buydu; Gülen çetesinin devleti ele geçirme çalışmalarını gizlemekti! Şuradan buradan topladıkları, bir araya getirdikleri, alakalı alakasız sanıklarla “büyük hikâyeyi” kurmayı başardılar. Oysa topluma tehdit olarak sundukları kişi ve çevreler, Gülen çetesinin yanında kumdan kaleler inşa eden, tahtadan kılıçlarla savaşa tutuşan çocuklar gibi kalıyor. Ergenekon soruşturmalarının sonucunda ortaya çıkan örgütle, paralel örgütün boyutlarını karşılaştırın; Silivri’ye hapsedilenler Gülen çetesinin yanından geçebilir mi? Asıl tehdit, asıl Ergenekon sizce hangisi?

Kanımca, Türkiye için asıl tehdit olan Gülen çetesi, yıllarca yapay tehditler, sahte düşmanlar üreterek kendisini gizledi. Oysa asıl tehdit devletin kılcal damarlarına kadar sızan bu yapıydı. Devletin tepesindeki isimlerin aldığı nefesi bile izleyip kontrol etmeyi başarmış bu yapı. Üstelik ramak kalmış devleti tümden ele geçirmeye…

Ancak başaramadılar. Şimdi ellerinde kalan imkanlarla, biriktirdikleri son cephanelerle taarruza geçiyorlar. Bir süre daha benzer sabotaj girişimlerini sürdüreceklerdir. Devletin tepesi ise bu gücü tasfiye etmekte kararlı. Toplumun büyük bir kesiminin, özellikle seçim öncesi çok daha fazla netleşen bu büyük resmi okuyabilmesi, kendisine bu tabloda aydınlık bir yer bulma isteği, iktidarın kararlılığını pekiştiriyor. En son yapılan sızdırma artık hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını gösterdi. Ayrıca devletin yeniden yapılandırılması gereğini de ortaya koydu. Bunu bir şans olarak da görmek gerekiyor. Paralel devletin son saldırılarıyla birlikte 30 Mart yerel seçimleri, Türkiye için bir “milat” olma özelliği kazandı. Seçimlerin ardından öncelikli iş, devletin içindeki bu çetenin temizlenmesine başlamak olmalı ki, hükümetin bu kararlılıkta olduğunu Başbakan Erdoğan’ın sık sık dile getirdiği açıklamalarından anlıyoruz.

Bu açıdan Türkiye, yarın tarihi bir gün yaşayacak. Seçmenler sandık başında aslında eski Türkiye ile yeni Türkiye’yi oylayacak. Gülen cemaati, CHP ve MHP koalisyonu, eski Türkiye’yi temsil ediyor. AK Parti ise yeni Türkiye’yi. Buna BDP-HDP’yi de dâhil etmek gerekiyor. Zira Kürt siyasal hareketi de çözüm sürecinde kararlı davranarak, tercihini yeni Türkiye’den yana yaptı.

Türkiye’yi vesayet zincirinden, devlet içindeki Gülen çetesinden temizleyecek kararlılıkta, inançta, vizyonda tek güç var; bu da AK Parti ve Başbakan Erdoğan. Toplumun büyük bir kesimi, geleceklerini bu kararlılıktan cesaret alarak kuruyorlar.

Başbakan Erdoğan’ın ve bir avuç hükümet üyesi ismin kararlı duruşu ve cesareti olmasaydı, bugün Türkiye Gülen çetesinin esiri haline gelmişti. Bunun çok önemli bir başarı olduğuna inanıyorum. Seçimlerden sonra Erdoğan’ın, bu iradeyi sürdüreceğine ve devleti, toplumun ihtiyaçlarını azami oranda ele alıp, daha çok sese kulak vererek yeniden yapılandıracağına inanıyorum.

Bu yüzden benim oyum yeni Türkiye’ye…