• 23.08.2014 00:00
  • (2257)

 Çözüm sürecini bir "iç süreç" olmaktan daha çok, dış politika hamlesi olarak gördüm hep. Suriye'de iç savaş patlak verdiğinde bölgedeki statüko da sarsıldı; yüz yıl önce bölgeyi şekillendiren Sykes-Picot düzeni çöktü. Bu gidişatı ilk tespit eden de Türk dış politikası oldu. Çözüm süreci kararı, bu gelişmeler üzerine  alındı. Süreç, öncekilerden farklı bir temel üzerine inşa edildi. Sykes-Picot'nun hükmü sürüyor olsaydı, bugünkü çözüm sürecinden de büyük ihtimalle bahsedilemeyecekti. Kuşkusuz akan kanın durması için görüşmeler sürecekti ama süreç, bugünkü barış tasavvurundan yoksun olacaktı. 

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun AK Parti'nin genel başkan ve başbakan adayı olarak belirlenmesini bu açıdan son derece önemli buluyorum. Ahmet Davutoğlu, yüz yıl önce kurulan Ortadoğu'nun dağılmasına birinci elden şahitlik eden ve bu yıkımın yol açtığı etkilerden ülkesini korumaya çalışan önemli isimlerden. Çözüm süreci kararı, etrafımızı saran bu yıkım koşullarında alındı. Türkiye'yi de yangın yerine çevirecek bir süreç böylece engellenmiş oldu. Türkiye'nin önünde de öyle sanıldığı gibi çok fazla seçenek yoktu; ya statükodan yana tavır alıp "eski Türkiye" olarak kalacak ve bölgedeki yangın kendi içine de sıçrayacaktı ya da yeni Ortadoğu'nun bir parçası olacaktı. Türk dış politikası işte kimi çevrelerin "maceracı" bulduğu o cesur adımı atarak yeni Ortadoğu'nun kuruluşunda yer alma girişiminde bulunan gücü ve iradeyi gösterdi. 

Çözüm süreci, meseleyi hala "PKK sorunu" olarak algılayanların ufuklarının sınırlarını aşacak nitelikte bir süreç. Kürt meselesi, yeni Türkiye'nin ve yeni Ortadoğu'nun kilidi konumundaki bir meseledir. Güneydoğu ile sınırlı olmadığı gibi, aynı zamanda Irak, İran ve Suriye demektir. Dört ülkeyi ilgilendiren Kürt meselesi Ortadoğu demektir. Yüz yıl önce galip devletlerin çizdiği sınırlar dağılırken Türkiye bu gelişmelere seyirci kalmadı ve kendi çözüm sürecini başlatarak bir nevi ön almayı başardı. Türkiye, bu meselede dünya tarafından da kabul görecek en demokratik çözüm modelini üretti. 

Suriye ve Irak'tan tüm bölgeye yayılan çatışma, ölüm, yıkım ve felakete karşı Türkiye'nin çok sağlam müttefikleri bulunuyor ve elinde de barışı, yeni düzeni temsil edecek bir çözüm modeli mevcut.

Geçen hafta çözüm sürecinin yol haritasını görüşmek üzere İmralı'ya giden Hakan Fidan'ın gündeminde bölgedeki "ittifak" meselesi de vardı. Kürdistan Bölgesi'yle arasına mesafe koyan, zaman zaman çatışan ve Barzani'ye tavır alan PKK ve PYD'nin "Kürt ittifakı"nda yer alması görüşüldü. IŞİD saldırıları karşısında batılı devletler de bu ittifaka destek sunmaya başladı. Türkiye burada oyun kurucu rolünde ve etkin bir aktör. 

Bu anlamda Erdoğan'dan sonra Ahmet Davutoğlu'nun da çözüm süreci için bir şans olduğunun altını çizmek gerekiyor. "Yeni Ortadoğu"nun oyun kurucusu "yeni Türkiye" misyonunun da en önemli taşıyıcı aktörü konumundadır.