• 28.08.2014 00:00
  • (2415)

 Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın AK Parti Genel Başkanlığı tam 13 yıl 13 gün sürdü. Erdoğan dün Ankara'da gerçekleşen partisinin olağanüstü kongresinde bu uzun soluklu görevi Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'na devretti. Bu gelişme sadece AK Parti için değil, elbette Türkiye için de yeni bir dönemin başlangıcı. Ahmet Davutoğlu birkaç güne kadar yeni kabineyi kurup ülkenin başbakanı olacak. Fakat Erdoğan'ın veda konuşmasında altını çizdiği gibi misyon değişmiyor; Davutoğlu, Erdoğan'ın temellerini attığı Yeni Türkiye misyonunun taşıyıcısı olmayı sürdürecek.  

Ancak kabul edelim ki Cumhuriyet tarihinin en etkili, en baskın karakterli Başbakan'ı yok artık, yerini başka bir isim alıyor. Her ne kadar Erdoğan yüzde 52'lik halk desteğiyle Çankaya Köşkü'nden varlığını hissettirmeyi sürdürse bile, mevcut siyasal sistem cumhurbaşkanını değil, başbakanı öne çıkarıyor. Yeni bir anayasal düzenleme olana kadar da bu durumun değişmesi pek mümkün görünmüyor. Partili cumhurbaşkanlığı, yarı başkanlık veya başkanlık sistemi, bu sorunu aşmak için değişik seçenekler olarak önümüzde duruyor. Türkiye er veya geç bu seçeneklerden birini tercih etmek zorunda. Mevcut sistemden kaynaklanan sıkışmayı aşmanın başka bir yolu yok.

Kongre kulislerinde de en çok bu konunun üzerinde konuşulduğunu gözlemledim. Ahmet Davutoğlu'nun paralel devlet yapılanmasıyla mücadele etme ve çözüm sürecinin devamını sağlamanın yanı sıra Türkiye'nin başkanlık sistemine geçmesi için de çalışması gerektiğine sıkça vurgu yapılıyor. Başkanlık sistemine geçiş, Ahmet Davutoğlu'nun ajandasındaki öncelikler arasında yer alacak. 

Kongre gününe kadar akılları kurcalayan diğer bir soru da Davutoğlu isminin partide ne derece kabul gördüğü yönündeydi. AK Parti'nin önemli isimleri, Davutoğlu'na destek verme konusunda birleşmiş. Daha önce medyaya yansıyan dış politikayla ilgili bazı eleştiri ve itirazları dile getiren kimse kalmamış. Davutoğlu'na destek konusunda bir ayrılık veya parti içinde çatlak söz konusu değil. Davutoğlu, genel olarak partide benimsenmiş, kabul görmüş durumda. 

Bunun etkisiyle olmalı Abdullah Gül defterinin de kapandığı izlenimini edindim. Ahmet Davutoğlu'nun 2015 Haziran genel seçimlerinden sonraki dört yıllık dönemde de görevinin başında olacağı değerlendiriliyor. 

Ahmet Davutoğlu'nun kongre konuşması da oldukça önemliydi. Kuşkuya yer bırakmayacak şekilde Erdoğan'ın başlattığı misyonu devam ettireceğini açıkladı. Kongrenin bir "veda kongresi değil, vefa kongresi" olduğunun altını çizmesi, Erdoğan'la ters düşmesini bekleyenleri hayal kırıklığına uğratacak nitelikteydi. Turgut Özal- Mesut Yılmaz, Süleyman Demirel- Tansu Çiller ayrışmasına sıkça gönderme yaparak Erdoğan ve partisi arasında benzer bir kriz beklentisi içinde olanlar bile eminim dün kongrede ortaya çıkan bu tablodan sonra artık umutlarını yitirmişlerdir. Tayyip Erdoğan, Köşk'e çıkma sürecini doğru yöneterek, kriz senaryolarını boşa çıkardı. AK Parti iktidarı, bu geçiş sürecini hasarsız atlatarak ülkeyi de rahatlattı. Türkiye'nin artık krizlerle boğuşacak, iktidar kavgalarıyla zaman tüketecek lüksü yok.