• 19.11.2017 00:00
  • (1312)

 Batı blokunun en büyük askeri örgütü olan NATO’nun, Norveç’teki tatbikatında büyük bir skandal yaşandı. NATO, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün resmi ile Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ismini “düşman tablosu”na yerleştirerek hedefe koydu. Bunun üzerine Türkiye, tatbikata katılan 40 kadar askerini geri çekme kararı aldı.

Mustafa Kemal ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “düşman tablosu”na yerleştirilmesi Batı sistemi ve NATO’nun Türkiye’ye bakışını tüm çıplaklığıyla ortaya koymuştur. Atatürk üniter devleti, Erdoğan ise güçlü bağımsız Türkiye’yi simgelemekte. Batı sistemi, bu nitelikleri sebebiyle Türkiye’yi hedef tahtasına oturtmuş durumda. NATO, zaten yıllardır buradaki işbirlikçi subayları, gizli örgütleri, siyasi partileri ve liberal gazetecileri üzerinden üniter devlet yapısını aşındırarak Türkiye’yi kantonlara ayırmaya ve Batı’ya tam bağımlı hale getirmeye çalışıyor.

NATO’nun Türkiye’yi askeri ve siyasi olarak zayıflatma, karşıt kutuplara ayrıştırarak bölme ve nihayetinde işgal etme planları, 15 Temmuz’da iyice ayyuka çıktı. Bu tarihten itibaren Türkiye, NATO üyeliğini ciddi ciddi sorgulamaya başladı. Nitekim, darbeci FETÖ’cü subayların neredeyse hepsi NATO tedrisatından geçmişti. NATO görevi için yurtdışında bulunan onlarca subay da 15 Temmuz’dan sonra kendi vatanına ihanet ederek yabancı devletlere sığındı.

Kurulduğu günden bu yana NATO üyesi olmasına rağmen askeri ihtiyaçları karşılanmayan Türkiye, 15 Temmuz’dan sonra kendi savunma ihtiyaçlarını karşılamak ve milli güvenliğini kuvvetlendirmek için başka seçeneklere yöneldi. Rusya ile S-400 füze anlaşması bu sürecin ürünüdür. NATO ve ABD, bugüne kadar Türkiye’nin savunmasını zayıflatacak bir strateji izledi. Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu savunma taleplerini karşılamadılar. ABD’den talep edilen İnsansız Hava Araçları, Fırkateyn, savunma füze sistemleri, tank ve savaş helikopterleri karşılanmadı. ABD hep Türkiye’yi oyalamayı seçti. Suriye krizinde ise Türkiye’ye yerleştirilen Patriotlar, daha sonra sökülerek taşındı ve “bozuk” denilen sistemler, daha sonra NATO tatbikatlarında kullanılırken ortaya çıktı. Türkiye’nin talep ettiği füzeleri PKK/PYD’ye TIR’larla bedava gönderen ABD, bunları Türkiye’ye parasıyla bile satmadı.

Ancak ne zaman ki Türkiye, Rusya ile S-400 füze sistemleri konusunda anlaşmaya vardı, kıyameti kopardılar. Türkiye’yi açıktan tehdit etmeye başladılar. En son ABD Hava Kuvvetleri Komutanlığı’ndan yapılan açıklamada Türkiye’nin, NATO silah sistemlerine erişiminin kısıtlanacağı açıklaması yapıldı. NATO’nun Türkiye’ye ilişkin asıl mesajı Norveç’teki tatbikatta ortaya çıktı: Atatürk ve Erdoğan Türkiye’sini “düşman tablosu”na koydular. NATO’nun bugüne kadar gizli hedefi olan Türkiye, bugünden sonra açık hedefi olacak. Norveç’teki mesajın anlamı budur!

NATO’NUN ÖZRÜ...

Türkiye’nin tepkisi üzerine NATO’dan jet “özür” mesajı geldi. NATO Genel Sekreteri Stoltenberg sorumluların görevlerine son verildiğini açıklayarak Türkiye’den özür diledi. Ancak bu hızlı özür açıklaması NATO’nun, Türkiye’yle ilgili planlarını, art niyetli hesaplarını örtmeye yetmez. Jet hızıyla özür dilemelerinin sebebi, kamuoyundaki haklı tepkilerin büyümesini engellemek. Üstelik bu, NATO’dan Türkiye’ye dönük ilk düşmanca hareket de değil. Ege’de ABD, Almanya ve Yunanistan “Doğudaki düşmana karşı” ortak tatbikat yapıyor. NATO üyeleri, Türkiye’yi hedef alan askeri bir tatbikatı nasıl yapabilir? Biz NATO müttefiki değil miydik?

Türk milleti “Stratejik müttefiki” ABD’den sonra NATO’daki müttefiklerinin de gerçek yüzünü artık net olarak görmüştür. Ancak buna rağmen işi, yılan hikayesine dönüşen AB’ye üyelik sürecindeki gibi ağırdan alacaktır.

Bu mesele “NATO’dan hemen çıkalım” diyeceğimiz kolaylıkta bir mesele değil. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, bir keresinde Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi üyeliğe kabul edip etmeyeceğine ilişkin soruyu yanıtlarken, gülerek “Türkiye’yi NATO’ya yanlışlıkla aldılar, AB’ye ise hiç almazlar” dediğini hatırlıyorum. Türkiye, NATO imkanlarını sonuna kadar kullanır. Ama NATO’nun Türkiye’yi “düşman” gördüğü gerçeğini akıldan hiç çıkarmamak kaydıyla!