• 18.12.2017 00:00
  • (1281)

 İçişleri Bakanlığı, ülkenin en can alıcı makamlarından biri. Bu bakanlık ülkemizi içeriden zayıflatmak, etkisizleştirmek, bölmek, parçalamak isteyen Batı’nın icat ettiği türlü türlü örgütlerle mücadeleden sorumlu.

15 Temmuz darbe girişiminin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım, bu makamı Süleyman Soylu Bey’e teslim etti. Soylu, Türkiye’nin en büyük dış saldırıyla karşı karşıya bırakıldığı dönemde bu büyük sorumluluğu üstlendi.

Görevinin hakkını verdi mi? Benim izlenimim Soylu “mış” gibi yapanlardan olmadı. Kabul edelim ki, o koltuğa gelip gidenlerin çoğu sıradan bir bürokrat, memur gibi davrandı. Çoğu eski bakan, devlete paralel bir yapı kuran FETÖ’nün başlarına ördüğü çorapları çözemeden makamlarından ayrılmak zorunda kaldı. Ne FETÖ’yü, ne de PKK’yı PKK yapan mekanizmaları çözebildiler.

15 Temmuz darbe girişimi hem toplumda hem de devlet idaresinde bir uyanışı, aydınlanmayı beraberinde getirdi. Bunun da etkisiyle Soylu, İçişleri Bakanlığı’nın hakkını vererek FETÖ’nün devlet içinden temizlenmesinde mesafe alınmasını sağladı. En önemli çabayı ise PKK’yla mücadelede gösterdi; şehirlerde yuvalanan PKK unsurlarının etkisizleştirilmesinde önemli bir başarı gösterdi. 15 Temmuz’dan sonra gerek İstihbarat birimleri, gerek Türk Silahlı Kuvvetleri ve gerekse de Jandarma ile Emniyet güçleri, koordine halinde terörle mücadelede son 40 yılda alınamayan mesafeyi alma başarısını gösterdi. Bu kısa sürede NATO ve Pentagon’un Türkiye içindeki kolları (FETÖ, PKK, DHKP-C) adeta kesildi, kırıldı…

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, 15 Temmuz darbesinin arkasındaki uluslararası güçlere karşı belki de en büyük hamlesi FETÖ ve PKK’yı içeride ve dışarıda kararlılıkla tasfiye edecek, bitirecek isimlere kabinede yer açmasıydı. İçişleri Bakanımız Süleyman Soylu da, bu sorumluluğun üstesinden gelmeyi başaranlardan biri.

CHP ve HDP’nin, bir kısım medyanın Süleyman Soylu’ya yönelik düşmanlığının arkasında işte terörle mücadeledeki bu kararlılık yatıyor. Şu mekanizmayı görelim artık; ABD, yıllardır istemediği bir Türk siyasetçiyi içeriden bu kiralık adamlara vurdurarak korkutmaya, sindirmeye çalışıyor. Çoğu bakan ve siyasetçiyi, bu baskı mekanizmasını çalıştırarak sindirdiler. Fakat bu korkutma-sindirme mekanizması Süleyman Soylu üzerinde işlemedi, sonuç vermedi. İstiyorlar ki, İçişleri Bakanı korksun, sinsin; ne PKK’nın, ne FETÖ’nün üzerine gidebilsin. Meydan da bu adamlara kalsın!

Bugüne kadar tek başına bir içişleri bakanı bile görevini gerçekte hakkıyla yerine getirebilseydi ne PKK bu kadar palazlanabilir, ne de FETÖ bu kadar fütursuzca devlet içinde cirit atabilirdi. Haliyle birikmiş bütün sorunlar Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın omuzlarına yüklendi. Neyse ki, 15 Temmuz’dan sonra Türkiye’de işler biraz değişti. Devlet, ABD’ye yaltaklık edecek adamlarla bir yere varamayacağını çok iyi gördü. Uluslararası güç çevrelerine değil kendi hükümetine, liderine ve milletine bağlı yöneticiler lazım bize; gerektiğinde ABD’ye karşı dik durabilecek, içerideki terör yuvalarının üzerine çekinmeden gidebilecek, hiçbir güç çevresine boyun eğmeyen korkusuz isimlere; tıpkı Süleyman Soylu örneğinde olduğu gibi. İçişleri Bakanı Soylu’yu hedef alan CHP ve HDP’nin karın ağrısının sebebi işte bu.