• 4.02.2018 00:00
  • (1311)

 Türkiye ile Rusya arasında 2017’de ivme kazanan ilişkiler 2018’de de hız kesmeden ilerliyor. İki ülke ekonomik ve askeri alanlarda işbirliğini artırırken, siyasi olarak da geçmişle kıyaslanmayacak düzeyde bir yakınlaşmayı yaşıyor. Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin geçen yıl tam yedi kez yüz yüze görüştü, onlarca kez de telefonla bağlantı kurdular. Türkiye ve Rusya arasındaki bölgesel işbirliği giderek küresel düzeyde “stratejik ortaklığa” doğru evriliyor.

Türkiye, “Soğuk Savaş” döneminde Batı’yla geliştirdiği “stratejik ortaklığı” hızla geride bırakıyor. Bu değişimin güncel sebebi, her ne kadar ABD ve Avrupa’nın Türkiye’nin bekasını tehdit eden bölgesel planlara sahip olması şeklinde gözükse de, asıl neden, dünyanın ağırlık merkezinin Asya’ya doğru kayması. Geleneksel müttefiklerimiz ABD ve NATO’nun, bu değişime ayak uyduramaması, Türkiye’nin beklentilerini karşılayamaması, ülkenin savunmasına kısıtlama getirmesi, parasıyla dahi olsa Türkiye’ye silah satmaktan kaçınması haliyle Ankara’yı yeni stratejik değerlendirmeler yapmak zorunda bıraktı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, dün Ankara’da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile birlikte Akkuyu Nükleer Güç Santralı’nın temel atma törenine katılması bahsettiğimiz dönüşümün en bariz göstergesi. Türkiye’yi dünyada nükleer enerji üreten ülkeler arasına sokacak 20 milyar dolarlık bu proje, aynı zamanda 62 yıllık bir rüyanın da gerçekleşmesi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün temel atma töreninde konuşurken, Türkiye’yi dünyanın 10 büyük ekonomisi arasına sokmayı hedeflediklerini belirterek, Akkuyu’yu projesinin bu hedefin olmazsa olmaz adımlarından biri olduğunu söyledi. Akkuyu Nükleer Güç Santralı “güçlü Türkiye” yolunda adılmış en büyük adımlardan biridir. Ve dikkat edilirse “güçlü Türkiye” yolunda Ankara’nın ortağı ABD değil, Rusya olmuştur.

Batılı ülkeler, Akkuyu projesine destek vermekten kaçındığı gibi bu projeyi engellemek için de hayli çaba sarf ettiler. Türkiye, enerji alanında ihtiyaç duyduğu teknoloji desteğini Rusya’dan karşılarken, savunma alanında da Moskova ile işbirliğine yönelmek zorunda kaldı. Washington, uzun menzilli füze sistemleriyle ilgili teknolojik desteği vermeye yanaşmayınca Ankara, bu alanda da Rusya ile işbirliğine yöneldi. S-400’ler konusunda Rusya ile varılan anlaşma Türkiye’nin savunmasına büyük katkılar yapacak. 2019’da ikinci etabı tamamlanacak olan “Türk akımı” projesi de düşünüldüğünde; iki ülke tarafından yürütülen devasa büyüklükteki ortak projeler, askeri ve siyasi alanda da ilişkileri kaçınılmaz olarak stratejik bir düzeye çıkaracaktır.

Türkiye-Rusya arasında artan bu yakınlaşmaya ABD, Avrupa ve Soğuk Savaş döneminin ürünü olan içerideki siyasi muhalif kesimlerin karşı olduğu, itiraz ettiği elbette sır değil. Uçak krizi ve Rus Büyükelçi’nin Ankara’da suikast sonucu öldürülmesi, Batı’nın, Türkiye ile Rusya arasındaki yakınlaşmayı engelleme girişimleri olarak görülebilir. Ancak bu sabotajlar, Türkiye’yi daha hızlı bir şekilde Batı’dan uzaklaştırdı.

Soğuk Savaş dönemi çoktan bitti ve dünya değişti. İstihbarat operasyonlarıyla Türkiye’yi kontrol etmek artık mümkün değil. Türkiye büyüme kalkınma yolunda olan, ilerleyen, kendi milli hedefleri ve ihtiyaçları olan bir ülke. Batı’yla ilişkiler eski formatta, “ikinci sınıf” bir muamele biçimiyle yürümez. ABD de, Avrupa da bu gerçeği çok geçmeden anlayacak.