Bir önceki yazıda Türkiye'de Kürt sorunu ile Suriye'deki gelişmelerin artık birbirinden bağımsız olmadığı; son bir iki ay içinde hem Suriye hem de Türkiye'deki gelişmelerin Kürt sorununda 'Haziran 2011 öncesine' dönüş sürecinde olduğunu anlatmaya çalışmıştım.

Suriye'de önceki gün, bayramda ateşkes ilan edildiği haberi geldi. Bu, Türkiye'nin Azerbaycan'da yaptığı görüşmelerin bir başarısı olduğu kadar, artık neyin olmayacağının görülmesinden sonra olabilecekler formüllerinden birinin devreye sokulmasıdır.

Bugün Suriye'ye baktığımızda gördüğümüz resim şudur;

- Rusya, Esed'den desteğini çekmediği sürece Esed'in gitmesi zor,

- Yine Rusya'nın oluru olmadan uluslararası müdahale de mümkün değildir,

- Bu durumda görünen en iyi senaryo Baas Rejimi'nin esneyerek/yumuşayarak da olsa varlığını sürdürmesi ve esnelinen/yumuşanan noktalarda muhaliflerin, muhalif taleplerin sisteme katılımının yolunun açılmasıdır,

- Ateşkes ile başlayan süreç, bu yeni dönemin başlangıcı olabilir.

Suriye'deki bu tablo, Esed'siz bir Suriye'ye yatırım yapan PKK/PYD'nin de ülkede elde ettiği göreli kazanımlarını kaybetmesi anlamına geliyor. Yani Arap Uyanışı ile kendisine Ortadoğu'da 'bölgesel güç' olma misyonu/hedefi atfeden PKK'nın gerçekle yüzleşmesi anlamına geliyor. Şu anda PKK'yı kapıldığı hayeller konusunda destekleyen sadece İran kalmış görünüyor.

PKK MASAYA DÖNMEK İSTİYOR

Suriye'deki bu tablonun bir diğer sonucu da, Kürt sorunu konusunda bazı gelişmelere yol açması oldu. Öcalan'la devlet arasında sona gelinen müzakereleri sabote eden, Öcalan'ı bile kenara iten PKK; masaya yeniden dönmenin formülünü arıyor. Ve PKK bunu da, Öcalan üzerinden yapma dışında seçeneklerinin olmadığını biliyor. Şu anda cezaevlerinde süren açlık grevlerinin amacı da budur.

Buraya kadar olan süreç tablonun bir yüzü. Tablonun diğer yüzünde Türkiye var.

Türkiye için Suriye'den alınacak en büyük ders; içeride Kürt sorunu çözülmeden bölgesel/küresel güç olma iddiası bir yanı ile hep eksik kalacağıdır. Kürt sorunu çözülmediği sürece Türkiye'nin yumuşak karnı olmaya devam edecektir.

Bu gerçeğin AK Parti tarafından fark edildiğini düşünüyorum. AK Parti'nin Kürt sorunu konusunda attığı adımlar bunun sonucu. Ancak son bir yıl içinde AK Parti de, PKK'nın yıktığı masadan uzaklaştı. AK Parti'nin salt güvenlikçi politiklara hapsolması bu yüzden.

Ancak Suriye'deki gelişmeler bunun sürdürülemeyecek olduğunu gösteriyor. Bunun farkında olan AK Parti ilk adımı 30 Eylül'deki kongrede attı. 63 (aslında 62) maddelik manifesto bu açıdan önemli bir ilk adımdır. Ana dille savunmadan kamusal hizmetlerde ana dilin kullanılmasına, parti kapatmanın kaldırılmasından temsilde adalet arayışına kadar yapılacak yasal düzenlemeler Kürt sorununda Türkiye'nin elini güçlendireceği gibi, bölgede Kürtleri kazanma konusunda büyük bir adımdır. Ki bayramdan sonra bu süreç hızlanacak görünüyor.

MÜZAKERELER YENİDEN Mİ BAŞLADI

Yine bu sürecin önemli bir parçası da, 14 Temmuz 2011'den itibaren PKK/DTK -ki içinde BDP de var- tarafından devre dışı bırakılan Abdullah Öcalan'ın devreye girmesidir. 21 Eylül'de kardeşi Mehmet Öcalan ile yaptığı görüşme her ne kadar 'savaş çağrısı' olarak okunması gayretleri olsa da yeni bir sürecin başlangıcıdır.

21 Eylül görüşmesi, devletin Öcalan ile Haziran-Temmuz 2012'de başlattığı görüşmelerin bir sonucuydu ve bu trafik bir süredir yeniden müzakere olarak devam ediyor. Ailesi ve avukat(lar)ın Öcalan'la yapacakları görüşme cezaevlerindeki açlık grevlerinin sona ermesine katkı sağlayacağı gibi Kürt sorununun çözülmesinde de önemli bir adım olacaktır.

Türkiye'nin Kürt sorununu çözme konusundaki önemli arayışlarından birisi de Barzani üzerinden yürümektedir. Barzani'nin PKK yönetimi başta olmak üzere, DTK Eşbaşkanları ve BDP Eşbaşkanları ile yaptığı görüşmelerin ana teması budur.

Kısaca Türkiye, bir yandan iradi olarak bir yandan da zorunlu olarak Kürt sorununu çözmek için çaba harcıyor.

twitter.com/murataksoy

Bayram Notu: Tüm okuyucularımıza güzel bir Kurban Bayramı diliyorum.

  • Abone ol