Sosyalist toplum projesi, bugünkü topluma alternatif bir toplum olarak savunulabilir mi? Daha iyi bir toplum sosyalist/komünist toplum mu demektir? “Sosyalizmden de kurtulmalıyız”* başlıklı (04.05.2011) yazımdan bu yana tartışmaya çalıştığım konu bu. Benim bu soruya yanıtım “hayır.” O nedenle “Kendimize sosyalist/komünist demenin de bir anlamı kalmamıştır” diyorum. Kendilerini bu tür nitelemelerle tanımlayan bazı arkadaşlarsa, yukarıdaki iki soruya açık bir “evet” yanıtı vermeye yanaşmıyorlar. Sanıyorum, bugün sosyalist bir toplumu nasıl tarif edebileceklerini onlar da bilmiyor. (Burada yanıtlanması gereken iki belirleyici soru var. 1) Sizin sosyalist toplumunuzda şu ya da bu ölçüde bir piyasa olacak mı? Olmayacaksa fiyatlar nasıl belirlenecek? 2) Sizin sosyalist toplumunuzda şu ya da bu ölçüde özel mülkiyet olacak mı? Olmayacaksa üretim araçlarının mülkiyetinin toplumsal biçimi nasıl olacak? Kısaca, kapitalizm nasıl aşılmış olacak?)


Onun yerine yanıt olarak “Bizim sosyalizmimiz ütopyadır; biz ütopya sahibiyiz” diyorlar. Ama, “Ütopyamız, hayalimiz var” derken söyledikleri sadece daha iyi bir toplum istedikleri, mevcut toplumun kötülüklerine karşı çıkmaları. 

Şimdi, sokaktan geçen herhangi birini çevirin, “Daha iyi bir toplum istiyor musun?” diye sorun, dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun, “Hayır ben bu toplumdan memnunum” diyen tek bir insan bulabilir misiniz? (Bırakın sizin bizim gibi insanları, bugün dünyanın en zengin iki adamı, Bill Gates ile Warren Buffet bile servetlerinin neredeyse tümünü, vakıflar aracılığıyla dünyayı kendi açılarından daha iyi bir yere dönüştürmek için harcıyor.) Bu soruyu yönettiğiniz her insan size, “Evet istiyoruz elbette, ama bu nasıl olacak? Daha iyi bir topluma nasıl ulaşabiliriz? Bu nasıl mümkün olabilir?” diye soracaktır.

Ve haftalardır tartışılan da bu. Sol bu soruya, en azından başlangıç anlamında bile olsa, bir yanıt verebilirse sol olabilir. Çünkü bu olmadan ne kendisi ne de yanına çağıracağı insanlar için siyasi yaşamı hiçbir şekilde anlamlandıramaz. Siyaset aynı zamanda bir anlam arayışıdır. Günümüz dünyasında sol daha iyi bir dünya derken insanlara ne önerebilir? Hep birlikte bir cevap aramaya çalışmamız gereken, tartışmamız, araştırmamız gereken bu. Ben sadece bu doğrultuda bazı ilk (belki çoğu yetersiz, kimisi yanlış) fikirler sürüyorum. Siz ne diyorsunuz?

Ama “daha iyi” dünya için önce “kötü dünyayı” tarif etmek gerekir. Ne var ki daha önce şu soru var: Bugünkü toplum tek bir paradigmayla ne kadar tanımlanabilir, tarif edilebilir bir toplumdur? Biz elimizdeki analiz araçlarıyla bugünkü toplumu dört başı mamur analiz edebiliyor muyuz? Üretim araçlarının özel mülkiyeti, ücretli emek sömürüsü, sınıf mücadelesi — bu analiz yetiyor mu? Hele Türkiye’de? Merkez-çevre; vesayet rejimi-demokrasi analizinin ötesinde ne diyebiliyoruz?

Bugün ne Marksist iktisat ne burjuva iktisadı günümüz ekonomisini kavrayabiliyor. Tüm dünyada iktisadın bunalımı tartışılıyor, hatta ölümünden söz ediliyor. Hele toplumun genel analizi hiç yapılamıyor. Çünkü bugünkü toplumu kapitalist toplum kavramıyla nitelendirmek mümkün olmaktan çıkmıştır. Bugün kapitalist toplumun kimi özellikleri silikleşirken kimi özellikleri daha da belirginleşiyor. Yanı sıra kapitalist topluma özgü olmayan “artan getiriler ekonomisi” ve “açık kaynak ekonomisi” gibi yepyeni olgular ekonomiye nüfuz ederken, sürdürülebilir bir ekonomi için “dışsallıkların içselleştirmesi” gibi zorunluluklarla yüz yüze geliniyor. “Ortak mallar” ya da “kamu malları” konusuna yepyeni tarzlarda yaklaşılıyor. Öte yandan kapitalist toplum yukarıdan aşağı (piramitlerin tepesinden tabanına doğru belirlenen bir toplumken, bugünkü toplum yatay ilişkilerle, ağlar üzerinden belirlenir hale geliyor. Yönetim ihtiyacının giderek azalacağı görülüyor. Belirleyici üretim ilişkileri artık mülkiyet ilişkilerinden çok insanlar arası ilişkiler haline geliyor. Onun için elle tutulabilir olmayan şeylerin (zihniyetlerin, ilişkilerin, önceliklerin, amaçların vb.) dönüşümü mümkün ve daha önemli hale geliyor. 
Başka bir deyişle bugünkü toplum eski kapitalist topluma kıyasla karmaşıklık bakımından niteliksel olarak bir üst aşamaya çıkmış, daha karmaşık bir toplumdur. Daha karmaşık toplum demek; aktörler (ve sistemler) arasındaki bağlantıların ve karşılıklı ilişkilerin sayısının daha arttığı, her aktörün (ve sistemin) çok daha fazla sayıda ağa üye olduğu, dolayısıyla her aktörün (ve sistemin) daha çok dışa (ve dış etkilere) açıldığı ve kendi kendine örgütlenmenin ve kendi kendine uyarlanmanın çok daha arttığı bir toplum demektir. Bu hem olanakların kat kat, neredeyse geometrik dizi halinde arttığı, hem de gerek sosyal varlığın gerekse doğanın bu aşırı karmaşıklığı giderek taşıyamaz hale geldiği bir toplumdur. Bu, dünyanın herhangi bir noktasındaki herhangi yeni bir gelişmenin dünyanın çok çeşitli yerlerinde, çok çeşitli ve çok daha şiddetli gelişmelere yol açabildiği bir toplumdur. Hiç beklenmedik, çok ender görülebilir “Siyah Kuğu olaylar” bir anda tüm dünya tarihini iyi ya da kötü yönde değiştirebilir. 

Kısaca, günümüzde sosyalizm kavramı ve projesi nasıl daha iyi bir dünyayı tanımlamıyorsa, kapitalizm kavramı da bugünkü “kötü” dünyayı artık tanımlayamıyor. (Sosyalizmi basitçe insanın “ezelden ebede daha iyiyi istemesinin” ifadesi olarak tarif edip Marks’ın yerine Bernstein’ın öğretisini geçirince de sorun çözülmüş olmuyor.
Onun için, bir kere, bugünkü toplumu çok daha iyi anlamalıyız; bunun için araştırıp tartışmalıyız, yeni kavramlar, teoriler aramalıyız. Fazla vakit de yok ve son 20 yılı biraz da boşa geçirmiş gibi olduk. Ne var ki “biz sosyalistiz” iddiası burada çok ciddi bir ayak bağı oluyor. Çünkü sosyalizm hem kendisinin tek doğru olduğuna inanır, hem de kendi içine kapalı bir ideolojidir; kendi doğruluğunun kanıtını gene kendi içinde arar. Ucu açık sistemlerden oluşan bir toplumu kapalı teorilerle anlayamayız. Giderek çok daha karmaşık hale gelen çok aktörlü, çok faktörlü ve çok yönlü ilişkiler ağı içerisindeki günümüz dünyasını artık sosyalizm, kapitalizm, liberalizm vb., tek bir teori ile anlamak mümkün değil. Kendi içinde sürekli değişimi ve gelişimi de bir anlamda inkâr eden, hakikati tek başına açıklayan, ucu kapalı “büyük teoriler” dönemi artık kapandı. Çok teorili, çok paradigmalı düşünmeye, yeni bir insan bilimi, toplum bilimi arayışı içindeki başka düşünür ve araştırmacılarla etkileşim içinde olmaya ihtiyacımız var. Marksizm dışı teorilerden beslenmeye açık olmamız gerekiyor. Bunların hepsine evet dediğinizde de sosyalistliğinizden geriye bir şey kalmaz. 

Yeni teori eski bir teoriden çıkmaz; eski birçok teorinin çeşitli yönlerinin yeni bir şekilde birleştirilmesinden, kombine edilmesinden çıkar. Tıpkı yeni teknolojilerin her zaman mevcut teknolojilerin yeni bir kombinasyonu olduğu gibi. 

Ve ikinci olarak, aynı şekilde “yeni toplum” da mevcut toplumun bağrında boy atan çeşitli unsurlarının yeni tarzda kombine edilmesiyle gelişir. Mesela, kapitalizmde olup da ondan önceki toplumda olmayan tek bir unsur yoktur! Daha iyi toplum da bugünkü “kötü” toplumun çeşitli unsurlarını yeni bir tarzda/tarzlarda birleştirilmesiyle oluşacak, kimi yönde adım adım, kimi yönde sıçramalı, gelgitli bir süreçte gelişecek ve herhalde hiçbir zaman da tamamlanmış olmayacak. 

Burada, etrafından dolaşmanın pek mümkün olmadığı temel bir soru var: Bütün bu süreçte—adına ne dersek diyelim, sosyalizm, komünizm, demokratik sosyalizm, devrimci ütopya ya da hiçbir şey veya sadece iyi toplum—bu uğurdaki mücadelede, eskiden olduğu gibi gene sadece ücretli çalışanları, aydınları, ekmekçileri mi yapıcı kuvvet olarak göreceğiz? Yoksa burjuvaları, kapitalistleri ve şirketleri de bizlerle aynı amaçları paylaşmaya çağıracak ve onları eşit haklı sosyal paydaşlar olarak görecek miyiz? Aşırı karmaşıklık altında sosyal varlığın ve doğal varlığın tahrip olmasının onları da çöküşe götüreceğini anlayabileceklerini ve bizler gibi onların da değişebileceğini görecek miyiz? Değişimin yollarını onlarla birlikte aramaya istekli olacak mıyız? Yeni solun o kesimlere de açık olması gerektiğini içimize sindirebilecek miyiz? 

Bütün bunların nasıl olacağını düşünebilmek için elbette hayal etmeye ihtiyacımız var; her türlü yenilik, inovasyon, yaratıcılık önce hayal dünyamızda başlar; sosyal bilimler “ütopik düşünmeye” hiç kapalı değildir. Ama ütopyanızın da değişime açık olması gerektiğini kabul etmezseniz, tüm yaratıcılığınızı öldürür, kendinizi tüm insanlığa aydınlık getirecek Prometheus gibi görmeye başlarsınız. Oysa günümüzün belirsizliklerle dolu dünyasında, bugünkü toplumun içinden çıkıp gelişen süreçleri anlamaya ve anlamlandırmaya ve değişim praksislerine katılıp katkıda bulunmaya çalışmak için belki daha çok o mütevazı Sisyphos gibi—sonuçta başarısızlıkla karşılaşınca yılmadan her seferinde yeni baştan başlamaya hazır—olmak gerekiyor. 
([i]Bu yazıdaki bütün yeni görünen kavra
mların anlamları hakkında daha geniş bilgi almak için Google’lamayı düşünebilirsiniz.)[/i]

*"Sosyalizmden de kurtulmalıyız" 

  • Abone ol