Hayatta yazmak istemeyeceğim mevzular sorulsa, memleketin hukuk düzeni üzerine yüksek fikirlerimi açıklamak kesinlikle ilk üçe girer.

Fakat, Türkiye adaletin tıkandığı noktada.

Tam da böyle bir dönemde AKP’nin yeni yargı modeli taslağı ortaya çıkınca, bu mevzuda kelam etmek elzem hâle geldi.

Önce şunu söyleyeyim, memleketin yargı düzeni, özellikle de o düzeni belirleyen yargı mensuplarının zihniyeti üzerine yorum yapmanın ruhumu sıkmasının altında bir ön yargı yatıyor.

Maalesef zaman içinde doğrulanan bir ön yargı bu.

80’lerin ikinci yarısında hukuk fakültesinde dirsek çürüttüğümüz sıralarda en büyük hayal kırıklığımız, çok küçük bir azınlığın dışındaki genel öğrenci kitlesinin vaziyetiydi.

Kastettiğim apolitiklik, memleket meseleleriyle ilgisizlik filan değil.

Bildiğiniz hayatla ilgisizlik... Tek derdi bir an evvel okulu bitirip, hâkim-savcı kontenjanından maaş almak olan, bu nedenle de tuğla gibi kitapların arasında hayatı ıskalayan tiplerden söz ediyorum.

Gençlerden diyemedim, çünkü karşımızda yaşlanmış da küçülmüş hesabı “büyükler”e özgü hasletleri olan geleceğin yargı mensupları vardı.


“Kitap”
ta öyle yazdığı için idam cezasını olağan bulan, 12 Eylül darbesinin “huzur ve güven” ortamı yarattığına dair sarsılmaz bir önkabule sahip, dönemin düşünce suçu maddeleri 141, 142 ve 163’ten yana, yani özetle ilk refleksi “devlet”i savunmak olan hukuk öğrencileriydiler.

Asıl fecisi bünyelerinde genç olmanın verdiği hesapsızlıktan eser yoktu. Ne okulda çıkan facia yemeklere, ne ilk başarısızlıklarında kendilerini kapının önüne koyan YÖK’ün sınav sistemine karşı çıktıklarını gördüm; ne de arkadaşlarıyla bir bardak bira içip dağıttıklarını...

Son 20 senedir o kuşağın büyük çoğunluğu memleketin dört bir yanında hâkim ve savcılık yapıyor, kimisinin yüksek yargıya tırmandığını biliyorum.

Bu nedenle arada bir yapılan yargı araştırmalarında, ezici bir yüzdeyle hâkimlerin karar verirken adalet yerine devleti korumaya öncelik vereceklerini söylemesi gibi sonuçlar beni hiç şaşırtmadı.

Bizdeki yüksek yargı uzun bir dönem “ulusalcı”ların egemenliği altındaydı.

Yargıtay gibi kurumlar seçimini kendi içinde yapar, bu ideolojiye uygun isimleri seçerdi.

Hukuksuzluk başyapıtı 367 kararı, göreve gelen her başsavcısının sektirmeden Milli Görüş partilerine ve AKP’ye kapatma davası açması, Hrant Dink’i hedef hâline getiren 301. Madde mahkûmiyeti o yargı düzeninin eserleriydi.

AKP işbaşına geldikten bir süre sonra yargıdaki bu düzeni değiştirmek istedi.

2010’daki referandumun bir sebebi askerî vesayet düzeni ise diğer hedefi yargı vesayetini kırmaktı.

Anayasa Mahkemesi’ne Meclis üye seçecek, HSYK üyeleri farklı kaynaklardan seçilecek, yüksek yargının siyasete müdahalesi önlenecek, darbe girişimleriyle meşhur sabık dönem tasfiye edilecekti.

Biz de, bu sürecin toplumun asıl ihtiyacı olan özgürlükçü anayasa ile taçlanması gerektiğini belirterek,“yetmez ama evet” dedik o referandumda.

AKP istediği değişikliklere toplumdan destek aldı. Yargı kadrolarında önemli bir değişim yaşandı. Ancak bu değişimin üzerinden iki buçuk sene geçti ve özünde yargıda hiçbir şey değişmedi.

Hep aynı dramatik noktadaydı.

Hükümet bunun üzerine yargı paketleri çıkardı, düzenlemeler yaptı ve sandı ki böylece hâkim-savcılar olması gereken çizgiye gelecek.

Ancak öyle olmadı, çünkü AKP’nin “kendi kadroları” diye nitelenen yeni yargı üyelerinin de asıl refleksi aynıydı: Devleti korumak.


Sonunda hükümet anladı ki, kendisinin yaratmak istediği Türkiye ile yargının kafasındaki Türkiye algısı arasında derin bir uçurum var.

Ve yine anladı ki, bu yargıyla ne Kürt sorunu çözülür, ne demokratikleşme gerçekleşir, ne de mumla aranan adalet duygusu yeniden tesis edilebilir.


Bunun üzerine hükümet, yargıya yapısal bir müdahalede bulunmaya karar verdi.
İktidarın, beş sayfa 12 maddeden oluşan yeni yargı modeli taslağı bu yapısal müdahale isteğinin neticesi.

Peki, bu müdahale gerçekten memleket yargısını demokratikleştirecek mi, yoksa “başkanın yargıç ve savcıları”nı mı yaratacak?

Biraz daha ruh daralmasını göze alıp, onu da pazartesi yazısına bırakalım...


[email protected]

  • Abone ol