Türkiye’nin her alanda görünümü, Gezi eylemleri öncesi ve sonrası diye adeta iki döneme ayrılır bir duruma dönüştü.

Gezi eylemleri öncesi gündemin sıcak başlıklarına bakacak olursak, siyasi gündemi barış süreci, yeni anayasa tartışmaları, Suriye sorunu oluştururken, ekonomide uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları olan Moody’s ve S&P’un Türkiye’nin kredi notunu “yatırım yapılabilir” seviyesine yükseltmesi konuşuluyordu.

Gezi eylemleriyle birlikte bu konular şimdi adeta gündemde düşmüş durumda gözüküyor.

Yani Gezi olaylarıyla birlikte siyasi ve ekonomik gündem değişmeye başladı ve gündeme ağırlıkla bireysel hak ve özgürlükler tartışması ve demokrasi sorunu girdi.

Dış basında Gezi olayları üzerinden verilen görüntü, özellikle ekonomide Türkiye üzerinde oluşan pozitif algının negatife dönüşmesini zorlamaya başladı.

Bu durum ekonomide mevsim nedeniyle öncelikle turizm sektörünü etkiledi.

TURSAB’ın açıklamaları da bu yönde, turizmde yüzde 30’un üzerinde rezervasyon iptali olduğu yönünde açıklamalar var. Cari açığın finansmanında, önemli kalemlerden bir olan turizm gelirlerinin (ki bu 4- 4,5 milyar civarında) olaylar sona ermezse, bundan olumsuz etkileneceği ortaya çıkmış durumda gözüküyor.

Diğer yandan, Fitch’in “Gezi eylemlerinin ekonomiyi olumsuz etkileyebileceği” açıklaması geldi. Fitch’in bu açıklaması ekonomik görünümün piyasalar tarafından daha dikkatli izlenmesine yol açtı. Hemen arkasında Moody’s benzer bir açıklama yaparak durumun pekişmesine neden oldu.

Nitekim İstanbul Borsası endeksleri son günlerde ortalama yaklaşık yüzde 7- yüzde 10 arası düşüş kaydetti.

Bu trend, gelişmelere bağlı olarak düşebilir de, çıkabilir de. Borsanın bu durumunun ne olacağı, önemli oranda hükümetin Gezi eylemi karşısında bundan sonra alacağı tutuma bağlı. Diğer yandan ise borsanın hem yumuşak karnını ve hem de gücünü gösteren, borsada yabancı yatırımın yüzde 65’lik paya sahip olması ve Gezi sonrası bu payın yüzde 1 civarında düşmesi, piyasalar tarafından “ihtiyatlı bir tepki” olarak görülüyor.

Bir başka hareketlilik de döviz piyasalarında yaşanıyor.

Gezi eylemlerinin de etkisiyle döviz kurları yukarıya doğru hareketlendi. ABD Doları 1.90 civarında, yukarı doğru bir artış gösterdi. Bu arada Merkez Bankası tarihinin en yüksek döviz rezervine (yaklaşık 130 milyar USD) sahip olmasının verdiği rahatlıkla kur üzerinde etkili olabileceğini, yaptığı müdahaleyle gösterdi.

Ancak gezi eylemlerine ilişkin gelişmelere bağlı olarak, Merkez Bankası’nın bu durumu nereye kadar sürdüreceği tam belli değil.

Burada bir kritik yapacak olursak, Türkiye ekonomisi öncelikle cari açık yüzünden zaten sürdürülebilir yanı kırılgan bir ekonomiydi, Gezi eylemleri gibi sorunların ortaya çıkmasına bağlı olarak, ekonominin bu kırılgan yanı piyasaları yeniden tedirgin etmeye başladı.

Siyasi gündeme dönecek olursak; barış süreci ile yeni anayasa tartışmalarının yerini, nerdeyse hükümetin akıbeti tartışmalarına bıraktı.

MHP lideri Bahçeli’nin, 2014 martında yapılacak olan yerel seçimler ile erken genel seçimlerin birleştirilmesini önermesi ve seçim tarihinin belirlenmesini Başbakan’a bırakması bunun en açık işareti oldu.

Kılıçdaroğlu’nun Başbakan’a ve hükümete yönelik eleştirilerinin önceliğini artık Gezi eylemleri aldı ve son olarak Cumhurbaşkanı’na tansiyonu düşürmek için liderler zirvesini toplaması çağrısı yaptı.

BDP bu süreçte kendi içinde en tutarlı siyaseti izliyor. Bir yandan Gezi eylemleri üzerinden yükselen toplumsal gerilimin düşürülmesi için Başbakan’a ikazlarda bulunurken, diğer yandan da demokratikleşme konusunda adımların atılmasını zorluyor.

Evet, bu tablonun daha da kötüleşmesi veya iyileşmesi tamamen Başbakan’ın elinde bulunuyor. Başbakan ya Gezi eylemcileri, Taksim Platformu ile görüşerek, sorunun çözümü için bir mutabakat sağlayarak genel tabloyu iyileştirecek, ya da Ergenekoncular hariç, faiz lobisi gibi “komplo teorileri”ne itibar ederek daha da kötüleştirecek.

Aslında ne kadar ironik bir durum, yani bir adam var ve bu adamın yalnız başına, koca bir ülkenin görünümünü böylesine etkiliyor olması işin düşündürücü yanını oluşturuyor.

Bence değiştirilmesi gereken de bu, yani tek adam rejiminden, özellikle yerelde ve genelde yurttaşların karar süreçlerine özgürce katılacağı, AB standartlarında katılımcı, çoğulcu bir demokratik rejime geçilmesi ve bu ihtiyacın karşılanması için de, ivedilikle yeni, demokratik bir anayasaya ihtiyaç var.

Yine Gezi eylemlerine dönecek olursak.

Ülkemizde demokrasi kültürü çok güçlü olsaydı Başbakan Taksim için acilen bir konferans toplanması çağrısı yapardı. Taksim platformu, kimi ilgili STK’lar, ilgili bakanlıklar, valilik, kaymakamlık, büyükşehir ve ilçe belediyeleri oturup yeniden Taksim’i tartışır ve bir ortak çözüm bulmaya yardımcı olurdu.

Herhalde “ben değişmem” demek, kendisine daha kolay geliyor.

Yazık...


[email protected]

 

http://www.taraf.com.tr/mustafa-pacal/makale-gezinin-ekonomi-politigi.htm

  • Abone ol