Falih Rıfkı Atay’ı bilirsiniz, Atatürk’ün en yakınındaki kalemlerden biri, belki de birincisidir. Bazı gerçekleri açıkça itiraf edebilen nadir Kemalistlerden. Propagandist olmadığı zaman çekilebilen bir Kemalist’tir.

“Çankaya”nın “Bir şehir yapmak” bölümünü ibretle okumuştum. Bir dönemin talancı zihniyetini pek güzel yansıtan bu bölümü okumayan, 1920’ler ve 1930’larda Ankara’daki köşe dönme hikâyelerinden nasiplenmemiş olur.

    Bu konuyu neden gündeme getiriyorum?  Şundan:

    Şu “Gezici” aydınlarımız var ya, canım Topçu Kışlası’nın yeniden yapılmasına sırf ‘rölövesi’ yok diye karşı çıkanlar, diyesiymişler ki, hükümet o kadar tarihî eseri yeniden yapmaya meraklı ise Swiss Hotel’in yerindeki Şark Kahvesi’ni yapsın da görelim.

Söz madem Şark Kahvesi’nden açıldı, biz de diyelim diyeceğimizi:

Swiss Hotel’in oraya yapılması tabii ki feci bir hata. Ancak aynı hata, hem de çok daha büyüğü, 1935-40 yıllarında İsmet Paşa ve avanesinin tezgahladığı akıllara zarar bir operasyonla gerçekleşmişti. Peki sizler cami arsası gasp edilerek yaptırılan İnönü Köşkü ve girdiği bütün savaşları kaybetmesiyle meşhur İsmet Paşamızın anlı şanlı heykelinin süslediği İnönü Parkı çatır çatır yapılırken neden ses çıkarmadınız? O zaman yoktunuz belki ama insan bir vakıf arazisinin gaspını tek bir yazısında olsun sorgulamaz mı?

Gelin, İnönü Köşkü ve çevresindeki CHP kodamanlarının vakıftan ele geçirdikleri araziyi geri alma girişimini destekleyin de samimi olduğunuza inanalım.

Otelin yeri olsun, Şark Kahvesi ve İnönü Köşkü’nün yeri olsun temelleri 1875’te atılan Aziziye Camii’nin arsasıdır ve bir vakıftır. Nitekim Akaretler denilen sıra evler de bu vakfa gelir olsun diye yaptırılmıştır.

Şimdi Falih Rıfkı’nın Ankara itiraflarına bakalım, sonra da bir cami arsasının uyanık bir cumhurbaşkanı tarafından nasıl ele geçirildiğini görelim.

(Üstte)  Sultan Abdülaziz’in yapımını başlattığı Aziziye Camii’nin sonradan gasp edilecek arsasındaki kalıntıları (Ressam: Warwick Goble)

Ankara’da spekülasyon fırtınası

“Çünkü hemen spekülasyona dalmıştık. Herkes saklayıp ileride satmak üzere arsa edinmek hırsına kapılmıştı. Şehir imarlarının başlıca düşmanı spekülasyon olduğunu düşünecek halde bile değildik. Bunlar yeni devletin “kusur”ları değil, “tecrübesizlikleri” idi.”

“Ankara’da” diyor, “herkes” diyor Falih Rıfkı, “hırsa kapılmıştı”, “spekülasyona dalmıştı”. “Tecrübesizlik” diye “kusurları” örten bir kılıf da uydurmuş. Güzel. Bir kenara yazıp devam edelim:

“Ankara’da milyonlar çalınmıştır. İstanbul’da milyonlar vurulmaktadır.”

Ve arkasından şu hüküm cümlesi gelir:

“Sabit olmuştur ki, Mustafa Kemal, şapka ve Latin harfleri devrimlerini başarabilecek kadar kuvvetli bir idare kurmuş, fakat bir şehir planını tatbik edebilecek kuvvette bir idare kuramamıştı.”

Nasıl? Dediğim kadar var, değil mi? Artık aynı tayfanın İstanbul’da bir cami arsasında ne “milyonlar vurduklarını” görebiliriz.

Abdülaziz’in ahı yerde mi kaldı?

Sultan Abdülaziz devasa bir cami yaptırmak istiyordu. En uygun yerin, Dolmabahçe Sarayı sırtlarındaki Vişnezade Mahallesi’nde olduğuna karar vermişti. Burada Kanuni’nin yaptırdığı bir camiyle bazı evler vardı. Hepsini bedellerini fazla fazla ödeyerek istimlak ettirdi ve 1875 yılında Aziziye adını alacak caminin inşasını başlattı. Ancak ertesi yıl askeri darbeye maruz kalınca inşaat durdu.

4 minareli ve Boğaziçi’nin en güzel mimari eserlerinden biri olacağı belirtilen cami inşaatı yarım kalınca taşlar uzun zaman yerde bekledi; halk bu yüzden oraya “Taşlık” adını verdi. Taşların bir kısmı çevre binalarda kullanıldı.

Taşlık 1923 yılından itibaren şahıslara kiralanmış, bir köşesine gazino inşa edilmişti. Buraya 1940’ların sonunda Sedat Hakkı Eldem tarafından bir Şark kahvesi inşa edilecektir.

Ancak cami arazisinin başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmedi. 1935’ten itibaren cami arsasına devletlular göz dikti. Taksim’deki Gezi Parkı’na ismini veren ve heykelini de Viyana’ya sipariş veren Cumhurbaşkanı İnönü, cami arsasından parseller satın almaya koyuldu. Ne gariptir ki, müsteşarı Kemal Gedeleç de arsalar satın alıyordu. Onun yanında ise yine CHP’li Maliye Bakanı Fuat Ağralı ile eşinin arsaları çıkacaktı.

İmar faaliyeti de başlamakta gecikmedi. Köşkler peş peşe yükselirken camiye ait büyük taşlar ve mermer sütunlar kaldırıldı, temelleri görünmez hale getirildi. Cami arsasından geriye kalan kısım ise 1948 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla Belediye’ye devredildi.

Söz konusu otelin temelinin 1987’de atıldığını söyleyelim. Son kalan yere de Maçka İnönü Parkı yapılarak ortasına, Gezi Parkı’na konulmak üzere sipariş edilen heykel dikildi. Daha doğrusu cami arsası yağmasına “tüy” dikilmiş oldu.

    İstanbul’un bu gözde mekânındaki spekülasyonlar DP döneminde Meclis’e getirildi (20 Kasım 1950). Sinan Tekelioğlu İçişleri Bakanı Rüknettin Nasuhioğlu’ndan Taşlık’taki yağmayı soruyor. O da cevaplıyor.

Tutanaklara göre Belediye Başkanı Lütfi Kırdar, başta İnönü olmak üzere burada ev ve apartman yaptıranlar tarafından bir park yapması ve yolun imar planlarına aykırı olarak evlerinin önünden geçmesi için sıkıştırılmış. Yolun sırf bu şekilde keyfi ve teknik olarak pahalı yaptırılması kamuya pahalıya patlamış ve o devrin parasıyla 2 milyon liraya yakın para dökülmüştür müteahhitlere. Yapılacak parka 3 milyon liraya yakın istimlak parası ödemiş, şimdi hasretle andıkları Şark Kahvesi için de tüyü bitmemiş yetimin hakkından kısılarak 300 bin liraya yakın bir meblağ sarf edilmiştir. Toplam harcama, dudak uçuklatıcıdır: 5 milyon 213 bin 750 lira… (Bu korkunç israfın, “Ne yapalım, savaştayız, paramız mı vardı?” denilerek hayvan yemi karıştırılmış 300 gramlık ekmeğe talim ettirilen milyonların kursağından kesilerek yapıldığını hatırlatalım.)

Üstelik İnönü’nün işi gücü yokmuş gibi cami arsasını her nasılsa Emlak Bankası’ndan metrekaresi 1 TL’ye (eve bir liraya) satın alan Cemal Sipahi’den gayet uygun fiyatlarla üç defa arsa satın alıyor, müsteşarı Kemal Gedeleç ile Fuat Ağralı da onu aratmıyorlar. Ve nedense bütün alış-satışlar bu üçlü arasında geçiyor ve aradan 7 yıl geçmesine rağmen nedense fiyatlar da pek artmıyor! İşlem bittikten sonra ise arsa fiyatlarını tut tutabilirsen!

 Necip Fazıl bu fahiş spekülasyonları “Yağma Hasan’ın böreği” başlığıyla duyuracak ve soracaktır: “Dünyanın ve tarihin hangi köşesinde bir devlet reisinin zatî (kişisel) nüfuzunu kullanarak ileride 100-150 misli kâr etmek üzere bir malı eline geçirdiği yazılıdır?” (Büyük Doğu, 15 Eylül 1950).

Sorgulayacaksanız buyurun, tapu dairesine beraberce gidelim ve bir cami arsasını kimlerin üzerlerine nasıl geçirdiklerini görelim. Bakın, İnönü ailesinin Anadoluhisarı’ndaki yalısının 7,5 milyon liraya satışa çıkarıldığını yazmadım daha…

  • Abone ol