Satranç Afganistan’da çok sevilen bir oyun.

Başkent Kabil’in parklarında, birçok Afgan çimlerin üzerine oturuyor ve onlarca seyircinin dikkatli bakışları eşliğinde stratejilerini kuruyor.

Yabancıların ülkelerinden çekileceği belli olduğundan beri Kabil’in dış politika sorumluları da kendilerini strateji planlamasına verdi.

Son hamleleri, Çin’le bir Stratejik Ortaklık Anlaşması imzalayacaklarını açıklamak oldu.

Afganistan bir süredir benzer anlaşmalar imzalıyor.

Bunların en önde geleni, Afganistan’da ABD askerî varlığını güvenceye alan anlaşma.

Almanya, İngiltere, Avustralya ve Türkiye gibi ülkelerle de benzer anlaşmalar ya imzalandı ya da imzalanacağı açıklandı.

Bu şekilde Afganistan, yakın gelecekte yüzünün Batı’ya dönük kalacağını ilan ediyor.

Diğer yandan, Batı ile ittifakın bazı sorunları beraberinde getirdiğinin de farkında.

On iki yıllık tecrübe, Batı’nın Afganistan’a verdiği sözleri tutamadığını da, Afgan halkının, Batılılara düşmanlık duymasa da, yabancılık duygusundan kurtulamadığını gösterdi.

Kuran yakılması, istemeden bile olsa sivillerin öldürülmesi veya gece operasyonları sadece bu temel duyguyu besleyen olaylar.

Batı’yla aralarına biraz mesafe koymak isteyen Afganlara bu fırsatı Çin veriyor.

Afganistan’da bol bol bulunan köktendincilik ve bölücülüğün kendi topraklarındaki Uygur Türkleri’ne de bulaşmasından çekinen Pekin, 11 Eylül’den beri Batı’nın operasyonunu destekliyor.

Kabil’de uluslararası önlemlerin koordine edildiği noktalarda Çin temsilcileri hep hazır bulunuyor, fakat NATO operasyonları hakkında bir karar verileceği zaman, veto etmek zorunda kalmamak için, toplantıya katılmıyorlar.

Çin, Afganistan’la ikili ilişkilerini geliştirmeyi tercih ediyor ve bu yaklaşım Afgan hükümetinin de desteğini buluyor.

Çin iş yapmak istiyor.

Afganistan’daki hammaddeleri ekonomik büyümesi için kullanmak, bu arada para kazanacak Afgan hükümetinin de, bu parayla yoksullukla mücadele etmesini arzuluyor.

Çin’in Kabil Büyükelçisi Hu Feihong bu stratejiyi, “hem balık tutmayı öğretiyoruz, hem de iki taraf da kazançlı çıkıyor” şeklinde açıklıyor.

Bir Çin şirketi 2014 yılından itibaren Afganistan’ın en büyük bakır madeni Aymak’ı işletmeye açarken, bir başka şirket de, ekim ayından itibaren, Özbekistan sınırındaki petrol yataklarından ilk petrolü pompalamaya başlayacak.

Bunu yaparken Çinlilerin bu hammaddeleri taşıyacak altyapıyı da kurmayı üstlenmesi, Batı’nın da işine geliyor.

Çünkü Batı’nın Afganistan’dan çıkış stratejisinde, ülke ekonomisinin geleceğini sağlam bir temele kavuşturmak önemli bir yer tutuyor.

Bu temel de, onlara göre, hammadde satışı ve buna bağlı altyapının kurulması.

Fakat şimdi Çin’in Afganistan’la ilişkisi ekonomik işbirliğinin ötesine geçmeye başlıyor.


Afgan subayları Çin’de eğitim görüyor; yakında bunu askerî araç yardımı izleyecek.

Çin Büyükelçisi Kabil’de çeşitli İslami partilerin liderlerini dolaşıp, Karzai’nin selefi olabilecek herkesle ilişkiyi sıcak tutuyor.

Karzai ise, Çin’le Pakistan’ın çok iyi ilişkisinden yararlanıp, barışa razı olması için Pekin ve İslamabad üzerinden Taliban’a baskı yapma hesabı yapıyor.

Ama bu yakınlaşma herkesin hoşuna gitmiyor.

Özellikle, Afganistan’da büyük yatırımlar yapan, Kabil’i Pakistan karşısında bir müttefik kabul eden, bölgenin diğer devi Hindistan, ciddi rahatsızlık duyduğunu saklamıyor.

Çünkü Çin sadece Asya’da Hindistan’ın ekonomik rakibi olmakla kalmıyor.

Aynı zamanda Keşmir sorununda taraf ve Pakistan’ın en büyük destekçisi.

İngiliz basınına demeç veren Hintli generaller, Çin’in Afganistan üzerinden ülkelerini kuşatmaya çalıştığını savunuyor.

Kabil, Batı’yı, komşularını ve çeşitli bölgesel güçleri birbirine karşı kullanarak, kendisine daha büyük hareket alanı sağlamaya çalışıyor.

Fakat bu riskli bir politika.

Sadece, bu şekilde elde edilen ekonomik kazancın Afgan toplumu içinde yeni çatışmalara yol açma potansiyeli taşımasından dolayı değil.

Bu politikanın varolan bölgesel sorunları daha da kızıştırması ve Afganistan’ın bu sorunların girdabında daha da derinlere batması tehlikesi de var.


[email protected]

  • Abone ol