Yeni hükümetin kurulması ile çözüm sürecinin ilişkisi üzerine değerlendirme yaparken ilk kurabileceğimiz cümle “fazla naz aşık usandırır” olabilir. İşin esasına dair atılması zorunlu, kapsamlı adımlar için sergilenen pazarlıkçı tutum kötü bir kurnazlık kokuyor.


Bölgesel gelişmelerin bu kadar ciddi ve köklü değişimi zorlar niteliğine rağmen, yapılması gereken asgari şeyleri bile, iki gün sonraya bırakmayı marifet sayan yaklaşımlar, sorunun muhatabında bıkkınlığa dönüşebilir. Kaldı ki zaman kazanmanın kime ne kattığı konusu ayrıca tartışılmaya değerdir.

KDP ile henüz birkaç yıllık geçmişe dayanan bir ilişkiye rağmen, sanki 70 yıllık hukuka sahip ülkelerden daha fazla inisiyatif sahibi olduğunu sanma hayali duvara erken çarptı. Fiilen IŞİD ile savaşan güçleri kimlerin desteklediği ortadadır.

Türkiye’nin kurduğu mülteci kamplarına uzun süre uluslararası yardım bile kabul etmemesi, herkesi şüphelendirmişti. Şimdi şüphe edilen noktanın boyutları daha net ortaya çıkmıştır.

Bugün Türkiye hükümeti sahiden çözüm sürecini planlayan bir yol haritasını açıklamanın arifesinde ise bölgesel gelişmeler karşısında düştüğü durumu hesaba katarak işe başlamalıdır.

Rojava ve Şengal sonrası Türkiye devletinin konumu da, Kürt hareketinin konumu da bambaşka noktalara taşınmıştır. Uluslararası kamuoyu algısındaki bu konum değişikliği sürecin seyrini tümüyle yeniden şekillendirecek niteliktedir.

Rojava ve Şengal’deki  gelişmeler ve yaşananlar hiç olmamış gibi davranmaya bölgedeki hiçbir ülke gibi Türkiye’nin de gücü yetmez.

Devletin partisinden parti devletine gelip dayanan ülkelerde doğal olarak parti içi dengeler tüm siyasal gelişmeleri etkiler. Daha önce devlet içi dengelerin kuşatmasının adım atılmasını zorlaştırdığı bilinirken şimdi parti içi dengelerin kuşatması ile karşı karşıyayız. Tabi bir boyutu ile devletleşen iktidar partileri, aslında devletin hassasiyetlerini de içselleştirir ve parti içi dengelere yansıtır.

Çözüm sürecinde başlangıcın sonuna yaklaştıkça, bölgesel gelişmelerde de sonun başlangıcına yaklaşıyoruz.

IŞİD’in Irak Kürt bölgesinde yaşayacağı sıkışma, bir yandan Rojava’ya diğer yandan Türkiye’ye yönelmeyi beraberinde getirebilir.

Türkiye, IŞİD konusunda eski tutumundan vazgeçmekte hızlı davranmazsa ciddi uluslararası baskıya maruz kalacak, bu konuda daha inandırıcı kısıtlamalara giderse bir anda IŞİD’in hedef ülkelerinden birisi haline gelecektir.

Özetle bu tür canavarların bir noktadan sonra kendisini büyütenlerin başına bela olduğuna yakın siyasi tarihte defalarca şahit olmuşuzdur.

Ne kadar inkar edilirse edilsin artık IŞİD çözüm sürecinin tarafıdır. Nereye doğru çeken taraf olduğunu tarife hacet yok galiba.

  • Abone ol