Gezi eylemlerini sahiplenenlerin de karşı çıkanların da belli motivasyonları ve şartlanmışlıkları var.

Sahip çıkan aydınlar, laik kesim içerisinde yetişmiş, bu gençlerle benzer özneleşme süreçlerinden geçmişlerdi. Ancak ömrü boyunca onlar kadar etkileyici bir muhalefet sergileyememiş olmanın ezikliği ve/veya 'devrim'i ne pahasına olursa olsun amacına ulaştırma heyecanıyla, âdeta eylemcilere mukaddes varlıklar muamelesi yaptılar. Yıllardır 'faşist' dedikleri bazı gruplarla yan yana geldiklerini ya yok saydılar ya da eylemin akıbeti için normalleştirdiler.

Sahip çıkan ebeveynlerin büyük çoğunluğu da laik özneleşme süreçlerinden geçmiş, siyaseten aktif olarak katkı sunduğu en önemli 'sivil' protesto Cumhuriyet Mitingleri olan kişilerdi. Onlar da çocuklarının vesile olduğu bu eylemsellik dalgası içerisine coşkuyla atıldı.

Laik özneleşme süreci deyimini küçümsememek gerekir. Zira her özneyi, içinden çıktığı özneleşme süreçleri önemli ölçüde belirler ve şekillendirir. Eğer laik kesim içinden yetişmişseniz, toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan 'muhafazakâr' kitleye ilişkin belli önkabülleri içselleştirerek büyümüş olmanız kuvvetle muhtemeldir. Örneğin Nilüfer Göle gibi ünlü bir sosyologun, sosyolojik hiçbir karşılığı olmasa da ideolojik anlamı malum olan 'yobaz' terimini kullanmasını bu süreçten bağımsız tutarak anlamak imkânsızdır.

Gezi eylemine karşı çıkan 'muhafazakâr' aydınlar ve kesimler, ağaç eylemi kısmına çoğunlukla itiraz etmeseler ve ilk safhadaki polis şiddetini kınasalar da, eylemin üçüncü gününden itibaren işin rengi ağaç devirmekten hükümet devirmeye dönüştükçe mezkûr kalabalıkları tek bir öze indirgediler.

Evet, görmek isteyenler için açık olan gerçek, eylemi ulusalcı çevrelerin hegemonize ettiği ve demokratları ön cephede tutarak yedeklerine aldıklarıydı. Demokratlar, içinde oldukları bir eylem sokaktaki Alevilere veya gayrimüslimlere saldırılara yol açsaydı, belki o alanda daha fazla durmaya devam etmeyeceklerdi. Ancak başörtülü kadınlar söz konusu olduğu için ve muhtemelen zihinlerinde bir yerde başörtüsü mağduriyetini hiyerarşik olarak daha alttaki bir çekmecede tuttuklarından 'Ama Gezi ruhu bu değil' savunmasından öte gidemediler.

Öte yandan 'muhafazakâr' kesimin benimsediği kategorizasyona sosyal medyada sıkça paylaşılan 'Olimpos'un çocukları, Hira Dağı'nın çocuklarını asla kabul etmeyecekler' alıntısında gizli ümitsizlik de eşlik ediyordu. Yine de bu metafor, demokratlık iddiasındaki kesimlerin neden orada olmakta ısrar ettiklerini açıklamaya yetmiyordu.

Benzer şekilde CHP'li olarak kategorize edilmekten rahatsız olan eylemciler de #direngezi demeyen herkesi kategorik olarak Ak Partili göstermekte sakınca görmedi. Üstelik, Ak Partili olmak kendinden menkul bir suçmuş gibi 'Hüloooğ', 'Makarna-kömür aldılar', 'Mağdur edebiyatı bunlar', vb. 'geyik' muhabbetleri üzerinden de her fırsatta bu kitleyi küçümsemekte, tahkir etmekte ve aşağılamakta beis görmediler.

Hülasa, kategorikleştirip dışlama çabaları karşılıklı olarak üretildi ve çoğaltıldı. Zalim ve mazlum adlandırılmaları, herkesin birbirine yönelttiği özsel bir niteliğe büründürüldü. Kimi zaman ırkçılığın kıyılarından dolaşan suçlamalar havada uçuştu.

Bu ayrışmadan çıkmak için tek bir yol var. Dün Etyen Mahçupyan şöyle yazmıştı:

Gezi'deki özgün itirazın sahipleri ise bugünlerde dertlerini muhafazakâr kesime aktaracak ve onlarla konuşmanın ve birlikte düşünmenin yolunu açacak girişimlerde bulunmaktalar. Söz konusu etkileşimin her iki tarafa da yarar sağlayacağına kuşku yok. (…) Zaten son derece heterojen olan 'muhafazakâr' gençliğin Gezi ahalisi ile irtibatının yeni ve sağlıklı bir melezleşme üretmesi hem mümkün hem de sosyal barış açısından önemli. Diğer taraftan laik kesimin de Gezi ahalisi üzerinden AKP'nin ve muhafazakârların psikolojisini anlamalarında büyük yarar var. Yönetenlerin attıkları adımların, aldıkları kararların soğuk bir rasyonalizm içinde üretildiklerini, yaptıkları yanlışların onların kötü niyetini açığa çıkardığını düşünme eğilimi epeyce yaygındır. Ama muhafazakâr algı hâlâ kendisini yönetimde görmüyor ve Gezi türü olaylar (laik kesimden gelenler anlamakta zorlansa da) onları ürkütüyor. Başörtülüler iyi bir örnek... Herkes taciz edilen çocuklu başörtülü hanımı ve taciz eylemlerinin Gezi'de protesto edildiğini biliyor. Bunun bir tür 'denge' oluşturduğu sanılıyor. Ama başörtülülerin son ay içindeki egemen dürtüsü evden çıkmamak, muhtemel tacizden kaçınmaktı (…) Karşılıklı anlamaya fazlasıyla muhtacız ve Gezi'nin önündeki misyon da belki budur...'

Eğer Gezi'deki göstericiler 'Hükümet istifa' dışında bir eylemselliği taşımaya talipse, toplumsal açıdan bir hayra vesile olmayı diliyorlarsa, bu minvalde elimden ne gelirse yapmaya hazır olduğumun bilinmesini arzu ederim.

 

 

  • Abone ol