Türkiye’ye sığınan Suriyelilerin sayısı 700 bin’i aştı. Ankara onlar için bugüne kadar 2,5 milyar dolardan fazla para harcadı.

Helal olsun. AKP hükümeti bu konuda doğru ve ahlaki olanı yaptı; Beşar Esad diktatörlüğünün zulmünden kaçanlara kapılarını açtı, imkânlarını seferber etti. Rusya ve İran silahlarıyla, Hizbullah savaşçılarıyla sivil halkı katleden dikta rejimine destek olurken, özgürlük ve demokrasi için ayaklananlara bugüne kadar ancak çok sınırlı bir destek sağlanmış olması, bana göre başta ABD, Batı’nın büyük utancı.

Ankara eğer Esad diktatörlüğü yerine İslamcı bir diktatörlük getirmek isteyen El Kaide uzantılarına değil, ama (“Suriye’nin dostları grubu”nun aldığı karar uyarınca) demokrasi için mücadele eden rejim muhaliflerine silah dahil yardım elini uzatmışsa, buna hiçbir itirazım olamaz ve olmadı. (Bu yardımların MİT’in görevi olup olmadığı ayrı bir konu.)

CHP sözcülerinin “asilere silah göndermek o ülkeye saldırmak demektir” şeklindeki (Taraf, 27 Ocak) Rusya, İran ve Hizbullah’ın oynadığı rolü hesaba katmayan, “insani müdahale” kavramını hiçe sayan beyanları inandırıcı olmadığı gibi, partilerinin Suriye sorununda izlediği genelde mezhepçi ve muhalefet için muhalefet yapma tavrının da bir yansıması. Batılı müttefiklerin Suriye halkını yalnız bırakması, Cihadilerin yani İslamcı diktatörlük yanlılarının giderek güçlenmelerine yol açarak Esad rejiminin ömrünü uzattığı muhakkak. Bu durumun sadece “Bırakın Araplar birbirlerini öldürsünler, Suriye mahvolsun!” diyen İsrail ve yandaşlarının işine yaradığına da kesinlikle kaniyim.

Evet, şimdi siyasi çözüme dair az da olsa bir umut var. Hiç değilse iç savaşın tarafları aralarında konuşuyor. 5+1 ile İran arasında nükleer sorun konusunda bir uzlaşma, İran’ı Esad’ı desteklemekten vazgeçirebilir. Ankara ile Tahran’ın çözüm için işbirliği aradıklarına dair haberler önemsiz değil. Yükselen genelde radikalizmin, özelde Sünni İslamcılığın Suriye’de taraf olan bütün oyuncuları, ABD, AB, Rusya, İran, Hizbullah, Türkiye, Irak, Ürdün ve evet S.Arabistan’ı tehdit ediyor olması, belki dünyanın bu büyük trajediye son vermek için harekete geçmesine yol açar.

Ne var ki, Suriye’de barış ve istikrarın sağlanması bugün için uzak bir olasılık. Bu gerçekleşmediği sürece de Suriye’deki kriz Türkiye açısından (kalıcı olmaya aday) bir iç sorun olmayı sürdürecek: 200 bin dolayında bir bölümü kamplarda barındırılan, ama büyük bölümü ülke sathına yayılmış olan en az 700 bin Suriye yurttaşı Türkiye açısından giderek büyüyen sorunlar arz ediyor. Geçenlerde Suriye üzerine TESEV’in düzenlediği bir yuvarlak masa toplantısında, bu konuyu araştıran sosyal antropolog Şenay Özden’i dinleme fırsatını buldum.

Şunlar, Özden’in altını çizdiği sorunların sadece satır başları: Sadece Avrupa’dan gelenlere tanınan “geçici mülteci” statüsünün dahi Suriyelilere tanınmayışı, hakları ve korunmaları açısından büyük belirsizlik doğuruyor. Kendilerine statüleri hakkında yeterli bilgi verilmiyor. Birçoğu geçimlerini sağlamakta büyük güçlük çekiyor. Çeşitli işlerde, düşük ücretlerle çalışarak geçinenler yanında bir kısmı da Suriye’ye gidip gelerek sigara, çay gibi maddelerin kaçakçılığıyla geçim sağlıyor. Çalışan çocuklar okula gidemiyor. Gidebilenlerin nasıl bir eğitim gördükleri ayrı bir sorun. Yerli halkla sığınmacılar arasında (etnik ve mezhep temelli) dayanışmalar ve gerginlikler ise giderek daha çok başımızı ağrıtmaya aday.

Suriye’den gelen ve artabilecek olan göçün doğurduğu sorunlara daha büyük bir ciddiyet ve dikkatle eğilmek zorundayız.

  • Abone ol