CEMAAT OLMADAN OLMAZ!..

Farkında mısınız?

Ergenekonla mücadeleden vazgeçildi!

Darbecilerle mücadeleden vazgeçildi!

Terörle mücadeleden vazgeçildi!

Uyuşturucuyla mücadeleden vazgeçildi!

Fuhuşla mücadeleden vazgeçildi!

Bükülemeyen bilek öpüldü!

Ve sonuçta..

Terör tekrar hareketlendi!..

Uyuşturucu ve fuhuş tekrar patladı!

Ergenekoncular ve darbeciler tekrar kafa tutmaya başladı!..

Peki, niçin?

Çünkü Hizmet Hareketi olmadan terörle,uyuşturucuyla, fuhuşla ve Ergenekon gibi çetelerle ve darbecilerle mücadele edilemez!..

Edilemez çünkü bu yapılar öyle basit sıradan yapılar değil!..

Bu oluşumlar koca Osmanlı Devleti’ni yıkan ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni de kendi plan ve projeleri dâhilinde kurduran ve devam ettiren emniyetten diyanete kadar her yere çöreklenmiş, arkasında emperyalist devletlerin olduğu ve icracı olarak da içimizdeki adı Ahmet, Mehmet olan Ermeni, Yahudi ve Rum dönmelerini daha doğrusu "dönmemişleri" kullandıkları “aysberg” gibi dev bir oluşumdur.

Bu güçle mücadele etmek demek; tüm dünyayı karşımıza almak ve evrensel şeytanlarla, uluslararası firavunlarla mücadele etmek demektir.

Bu gücün karşısına her babayiğit çıkamaz!

Bu mücadele ihale kazanmak için cihat eden mücahitlerin(!) işi değil!

Bu mücadele günü kurtarma derdinde olan duygusal(!) İslamcıların işi de değil!

Bu mücadele bir makam ve mevki kapınca "Dünyayı kurtardım" zanneden saftiriklerin işi de değil!

Bu mücadele yel değirmenlerinden aldığı hava ile cihat meydanına çıkmış Donkişotların işi de değil!

Bu iş “Allah’ı ve Peygamberi ne kadar çok zikredersek ne kadar çok Kuran okursak ne kadar ibadet edersek hem ben hem ülkem hem milletim hem dünya kurtulur" zanneden saf gönüllerin işi de değil!

Bu iş takkeyi kafasına koyup büyük bir huşu ve eda içinde “Zaman imanı kurtarma zamanı” diyerek kendi imanını kurtarmak için koşa koşa camiye, hacca, umreye giden dini-darların işi de değil!

Bu mücadele “İslam’ın altı şartını yerine getirir bir de üzerine gürül gürül zikir çekersem hem ben hem ülkem hem milletim hem de dünya kurtulur" zanneden ham ruhların işi de değil!

Bu mücadele sokaklara çıkıp tekbir getiren tahta ve oyuncak silahlarla evrensel firavunlara meydan okuyan sokak Müslümanlarının işi de değil!

Bu iş beline bomba sarıp can vererek dinini canlandıracağını zanneden ölü(!) bombaların işi de değil!

Bu mücadele “Haydi müdürüm, haydi amirim, haydi savcım, haydi hâkimim şu hainlerin ensesine çökelim, işini bitirelim!” denildiği zaman “Aman aman beni bu pis işlere bulaştırmayın benim çoluk çocuğum var” diyen ehl-i takva(!) amirlerin, memurların, savcıların hâkimlerin işi de değil!

Zira karşıdaki güç uluslararası bir güç ve bu güç adamın evini, yuvasını, eşini, çocuklarını, akrabalarını ve sülalesini hiç gözlerini bile kırpmadan yakıp, yıkıp yok edecek bir güç!

Bu güçle mücadeleye soyunabilmek için neredeyse her gün eşinin, çocuklarının anne ve babasının, kardeşlerinin “Nereden girdin bu işe bizim hayatımızı da zehir ettin bitirdin” serzenişlerine ve tepkilerine göğüs gerecek, aile ve dünya saadetini elinin tersiyle itmiş; kendisini dinine, milletine ve davasına adamış “adanmış ruhların” işidir!..

Bu iş, Allah’ı, Kuran’ı ve Peygamberi anlatmak için evini barkını, eşini ve çocuklarını terk edip Orta Asya steplerinde ve Afrika çöllerinde eksi altmış ve artı altmış derecelerde karın tokluğuna hatta karın açlığına milletine hizmet eden hizmet erleriyle aynı davayı dava edinmiş gönül erlerinin işidir.

 Bu iş, “Çocuklarıyla ve kardeşleriyle daha çok ilgilenmeleri için” kendilerini ikram eden annelerin, bacıların bulunduğu ahlak anlayışının sıfırlandığı hatta eksilere düştüğü ülkelerde aylardır yıllardır bekâr yaşadıkları halde “Siz bizim annemiz, kardeşimizsiniz” diye onları rencide etmeden geri çevirebilecek ahlaki ve nefsi donanımdaki sahabe ruhluların işidir.

Bu iş “Şeytana pabucunu ters giydirecek kadar şeytanlaşmış derin güçlerin” karşısında en az onlar kadar, zeki, akılı, uyanık, tedbirli ve dev sabırlı insanların işidir.

Kuluçkaya yatmış anne tavuk gibi civcivlerin sağlıklı çıkması ve sağlıklı büyümesi, fire vermemesi için aç susuz günlerce, haftalarca yumurtaların üstünde yatan; "Aman yumurtalarım ve emeklerim  heder olmasın" diye hergün o yumurtaları büyük bir sabır ve itina ile çeviren,  beş dakika kalkıp ihtiyaç giderip, karnını doyurup su içip yumurtalar soğumasın diye hemen geri yatan, "Aktif sabırlı"  anne ruhlu fedakârgönüllerin işidir.

Bu iş, hayatında korku nedir bilmeyen, davasını namus davası yapmış hatta davasının değerini namusundan fersah fersah ötede gören, namusunu iman değil, imanını namus bilen basiret ve feraset abidesi mangal yüreklilerin işidir.

Ve en önemlisi bu iş,

Bediüzzaman’ın “Hakiki imanı elde eden adam kâinata meydan okuyabilir” sözünü iliklerine, hücrelerine ve zerrelerine kadar sindirmiş serdengeçtilerin işidir!..

  • Abone ol