Bülent Arınç’ın, tevazu olarak görüldüğünü sandığı “siyaset bilgesi” edalarıyla söylediği, “İstihbarat aldık, eylülde gösteriler planlanıyor” ifadelerine bakarken birdenbire KemalistRecep Peker’in gölgesini gördüm. Sanki Arınç’ın omuz başından ciddi ciddi başını sallayarak onay veriyordu. Asayişçi devlet refleksinin inadı ve bir o kadar da dikiş tutmaz kırılganlığı vardı, Arınç’ın tavırlarında. Temelinde toplum korkusu olan asayişçilik, asayiş önlemlerini abarttıkça korkularının gerçekleşeceği iklimi kendi elleriyle yaratır.

Arınç bilmiyor mu, kendisine istihbarat verenlerin varlık nedeni tehditleri abartmaktır. İstihbaratçılar, abartarak var olurlar. Sivil siyasetçiler, istihbarat diline kendilerini kaptırdıkça, demokrasinin “kontrol edilemez” bir Pandora’nın Kutusu’nu açıp, içindeki “itaatsizleri” ortalığa saçacağından korkarlar. Oysa kendileri de aynı kutudan çıkıp muktedir olmuşlardır...

Sahiden de AKP, akıl almaz bir kontrol saplantısıyla hareket ediyor. Sendikaların, iş dünyasının, üniversitelerin, medyanın “önce sopa sonra havuç” taktiğiyle nefes alamaz hâle gelmelerini dayatıyor. Toplumun vidalarını sıktıkça hararet artıyor. İnsanlar, sadece maddi nedenlerle tepkili değiller. Bu yönetim, daha doğrusu denetim tarzı, haysiyetlerine dokunuyor. Bir vesayet düzeninden kurtulmanın tadını alamadan, yeni bir vasi eliyle adım adım başka bir vesayet sistemi inşa edilmesi kabullenilemiyor. Pire için yorgan yakabilecek öfke kabartıları, bizleri lise yıllarında sıra dayağına çeken ceberut okul müdürlerini anımsatıyor. O günlere dönmek istemiyoruz...

Ortada basit bir sosyolojik gerçek var: Bu toplum bu şekilde yönetilemez. Leoparın kuyruğunu tutamazsınız. Ne yaparsanız yapın yorganın bir yeri kısa gelecek, oradan hava girecektir. Yıllar sonra bu dönemi çalışan siyaset bilimciler, AKP’nin nesnel avantajlarına rağmen neden bu yönetim tarzına saplanıp kaldığını anlamaya çabalayacaklar. Tek adamın omuzlarına yıkılan her şeyi belirleme yükü, sadece kurumsallaşmayı, ortak aklı harekete geçirebilmeyi engellemiyor, o tek adamı da büyük bir gerilime sevk ediyor. Peki, bu adeta ip cambazlığını gerektiren büyük yükten neden vazgeçilmiyor? Siyasi güç ve yetki neden paylaşılmıyor? Çünkü liderler bütün iplerin ellerinde olmasından büyük bir tatmin elde ediyorlar. Size ricaya gelmiş birilerine “Hallederiz!” diyebilmek ve bir telefonla meseleyi çözmek, insanın başını döndürebilir.

Demek ki AKP toplumun eriştiği olgunluk seviyesine denk düşmeyen yönetim zihniyeti nedeniyle bocalıyor. Egemen Bağış’ın bu kadar komplocu Gezi “analizleri” yaptıktan sonra çıkıp, “Eğer son dönemdeki barışçıl protestoların arkasında temel bir neden varsa bu; halka sağladığımız fırsatlar sayesinde yeşeren canlı bir sivil toplumdur” diyebilmesi ne büyük çelişkidir. Bağış’ın New York Times’a analiz yaparken taktığı şapkayla Başbakan’a destek sunarken taktığı şapka aynı olmasa gerektir.

AKP’nin hızla eskiyen yönetim zihniyeti nedeniyle maalesef son derece gergin, türbülanslı bir sürece giriyoruz. Daha şimdiden AKP yöneticileri ve “organik entelektüellerinin” karşılıklı tartışmalarda inandırıcılık yitimine uğradıklarını ve sivil toplumun aktif unsurlarının ahlaki üstünlüklerinin verdiği bir özgüvenle hareket etmeye başladıklarını söyleyebiliriz. AKP kendisini aşabilecek söylem ve ittifakların güçlenmesine kendi elleriyle zemin hazırlıyor. Sözgelimi sürekli darbe vurulan medya çalışanlarının hiç olmadıkları kadar politikleşmeleri, haysiyet mücadelesinde en ön safta yer almaları aslında çok şey anlatıyor. Anlayabilene...


[email protected]

  • Abone ol