AKP’nin eski Türkiye’ye özgü ilişkileri yeniden ürettiğini, bu anlamda Türkiye sağıyla süreklilik gösterdiğini söyleyebiliriz. AKP’nin tek farkı, eski Türkiye’yi bazı yeni aktörlerle yeniden yaratmaya soyunmasıdır. Yeni iktisadi, siyasi ve kültürel seçkin adayları, “eski hamamın yeni tasları olma işlevini” sorgulamadan kabul etmiş görünüyorlar. Yeter ki düzenin yeni muktedirleri olsunlar.

Neyzen Tevfik’in dediği gibi; “Hamam yine o hamam, bir varsa tas değişti; yumruk yine o yumruk, bir varsa el değişti”.

Yeni muktedirler, bu konuma da Başbakan’ın ipine sarılarak geldiklerini bildikleri için, “davalarının muhafazasını Başbakan’ın muhafızlığına” indirgemiş durumdalar. Bir zamanlar ortak acılarına tutunanların, iktidara tutunarak sıradanlaşmalarını hep beraber izliyoruz.

Yanlış anlaşılmasın: AKP sadece yeni aktörlerle iş görmüyor. Her alanda, eski muktedirlerden devşirmeler oluşturuyor ve kendisine biat edenlerle al- ver ilişkisine giriyor. 1980’lerde Doğu Karadeniz kökenli bazı müteahhitlerin CHP’den ANAP’a hızla yelken açtıklarını gözlemlemiştim. Eski ANAP’lı müteahhitlerin de bugün AKP’nin en ateşli savunucuları oldukları, bu partiyle altın çağlarını yaşadıkları görülebilir.

Bu insanların AKP’yle yakınlaşmalarında ideolojik bir motivasyon yok. Devlet eliyle zenginleşme geleneğimizin AKP eliyle sürdürülmesidir sözkonusu olan. İş çevreleri, iktidara göre tavır belirlemeyi zaten alışkanlık hâline getirdiklerinden, bu durumu yadırgamaları çok da beklenmemeli.

Bazı sermaye guruplarının AKP’ye alerji duymaları, Devlet’ten nemalanmak isteyen aktörlerin sayısındaki artıştan kaynaklanıyor, o kadar. Sözkonusu olan AKP’nin mevcut düzene çomak sokması değildir. AKP bu düzenden ve onun adil olmayan ilişkilerinden oransızca istifade edenlerin sayısını artırmak istemektedir. AKP projesi, “şimdi sıra bizde” ifadesiyle özetlenebilir. Bu düzene bir isim koyacaksak, en uygunu kuralsız kapitalizmdir.

AKP’nin kendisinden önceki merkez sağ partilerden en büyük farkı, AKP’nin bir misyonu olduğu algısını yaratan organik aydınlarının varlığıdır. Bu aydınların bir kısmı, İslami gelenekten gelirken, en fütursuzları da iktidarın mıknatısına doğru çekilen, herhangi bir ideolojik geleneğin baskısını duymayan ve her gün farklı bir yöne savrulabilme esnekliğine sahip devşirme aydınlardır. Böyle “dostlarınız” olacağına, ilke sahibi siyasi rakipleriniz olması daha makbuldür.

İslami kökenden gelen AKP sözcüleri, partiyi “medeniyetçi bir ihya, yenilenmenin vazgeçilmez aktörü” olarak gördükleri için sahipleniyorlar. Partiye atfettikleri misyonu böyle özetleyebiliriz. AKP’den alacağı ihalelerin hazzıyla küfürler yağdıran müteahhitlerin, artırdıkları paranın bir kısmıyla imam/ hatip yaptırmaları mıdır, medeniyetçi şahlanışın en kestirme yolu?

AKP’yle yaşanan, İslamcılığın materyalist güç istencinin meşrulaştırıcı diline indirgenmesidir. İslamcılık, sağcı ideolojilerden herhangi birisine dönüşme ve sıradanlaşma sürecindedir. Medeniyetçilik gibi bir misyona inananların ilk işlerinin, AKP tarzı sağcı İslamcılığa mesafe almaları olması gerekmez mi? Bu mesafeyi korumak, sadece maddi güce sırtını dönebilmeyi değil; bir davanın lider kültüne teslim edilmesine karşı çıkabilmeyi de gerektirir.

Piyasaya, paraya, reel politiğin sert akıntılarına karşı kürek çekmeyi göze alamayanlar, “başka türlü bir dünya” kuramadıkları gibi, hayallerinin gasp edildiğine de şahit olmak zorunda kalırlar.

[email protected]

  • Abone ol