Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın Cumhurbaşkanı’nı göreve çağırmasına Köşk’ten gecikmeli de olsa bir karşılık geldi.

Devlet Denetleme Kurulu’nun soyut başlıklar altında harekete geçmesi, hiç yoktan iyi sayılmalı. Demokratik iktidarların en bariz vasfı şeffaf ve denetlenebilir olmaları. İçinden geçmekte olduğumuz kriz, özünde iktidarın denetlenmesi ile ilgili. Ortada çok ağır ithamlar var; ve siyasî, idarî ve hukukî hiçbir denetim mekanizması işlemiyor. Hukukun bütünüyle askıya alındığı bir ara dönemden geçiyoruz. İşte bu yüzden Cumhurbaşkanı’nın emri altındaki DDK’yı, dolaylı yollarla da olsa harekete geçirmesi önemli bir gelişme.

DDK, Cumhurbaşkanı’nın bir emniyet supabı olarak kriz anında devreye girmesi için tasarlanmış bir denetim organı. Yani tam bugünler için gerekli. Dikkatli bir okuma, Cumhurbaşkanı’nın beş maddeden oluşan talimatlarının tamamının Hükümet’in hukuksuzluğunu ve bu hukuksuzluğu doğuran sebepleri hedef aldığını gösteriyor. Biraz da olsa şeffaflık sağlaması bile yeterli. Yolsuzlukla mücadele ve Kent rantı ile ifade edilen iki madde, hükümete isnad edilen yolsuzlukların vücut bulduğu alanlar. Dinlemeler konusu ise, Hükümet’in ithamlardan kurtulmak için arkasına sığındığı bir gerekçe. DDK, Hükümet’in usulsüz dinlemelere neden engel olamadığını, şu yılan hikâyesine dönen böcek iddiaları da dahil aslını-astarını araştırarak açıklasın. “Devlet memuriyetinde eşitlik”, zaten doğrudan Hükümet’in sorumluluğunda. “Devlet sırrının korunması” başlığını da hepimiz merak ediyoruz. Hükümet kendi sırrını neden koruyamıyor?

Ancak Cumhurbaşkanı’nın görevlendirmesinde çok önemli bir eksik var. Bütün bu yolsuzluk iddialarının merkezinde TÜRGEV isimli bir vakıf yer alıyor. Son olarak Maliye Bakanlığı, Tuzla’da 57 dönümlük bir arazinin bu vakfa tahsis edildiğini doğruladı. Ortaya dökülen iddialar yolsuzluklarla ilgili tutarlı bir genel tablo ortaya çıkartıyor. Hayrettin Karaman’ın verdiği genel bir fetva mesned alınarak, kamu ihaleleri ve rantlarından alınan komisyonların bir kısmı “hayır işi” adıyla bu vakfa kanalize edilmiş. Vakıflar, DDK’nın denetim yetkisine sahip olduğu kuruluşlar. Cumhurbaşkanı’nın bir akademik bilirkişi heyetinin soyut inceleme başlıkları ile sınırlı görevlendirmesinin somut alana intikali için TÜRGEV’in talimatlara dahil edilmesi gerekli.

Cumhurbaşkanı’nın sembolik yetkileri toplumun kutuplaştığı ve ortak paydaların azaldığı bu tür kriz anlarında büyük önem kazanıyor. HSYK ile internet kanununu imzalayan Abdullah Gül’ün ortalığı kasıp kavuran gündemler hakkında harekete geçmesi salt devletin denetim organlarından birinin görevlendirilmesi ile sınırlı değil. Dahası da var.

Erdoğan’ın üzerinde yürüdüğü kırmızı halı, ayaklarının altından çekildi. Başbakan’ın kendisi de dahil, herkesin Erdoğan sonrası siyasete hazırlanması ve Türkiye’yi de hazırlaması lâzım. Yaşadıklarımız sürdürülebilir bir durum değil. Türkiye Erdoğan’ı artık taşıyamaz. Erdoğan da Türkiye’yi artık kontrol edemez. Hayal edin: Başbakan bugün istifa ettiğini ve siyaseti bıraktığını açıklasa, 30 Mart’ta AK Parti oyları ne kadar yükselir? Başbakan’ın Türkiye’yi kilitleyerek güç ve kontrol kaybını telafi etmeye çalışması kendisi için bile çözüm değil.

Geçen akşam televizyon karşısında oturup saydım. İkisi TRT’ye ait olmak üzere tam 11 TV kanalı Başbakan’ın mitingini canlı olarak veriyordu. Etkili seçim kampanyaları mesajın gücünü artırır. Erdoğan’ın hesabında seçim yok; toplumu mümkün olduğu kadar keskin hatlarla kutuplaştırıp, birlikte “Türkiye’yi yakarız” diyeceği bir kitleyi seferber etmeye çalışıyor. Bu yüzden sesinin çok çıkması ve her yerde bulunması ona sandıkta bir avantaj sağlamayacak; belki oylarını geriletecek.

İşte ölümüne siyaset karşısında Erdoğan sonrası aktörlerin inisiyatif almaya başlaması ve toplumu rahatlatması gerekiyor. Cumhurbaşkanı tecrübeli bir politikacı. 30 Mart tarihinin, farklı aktörlerin yer aldığı yeni bir dönemin başlangıcı olacağını kestiriyordur. Roller yeniden dağıtılırken, ana aktörlerin başında Abdullah Gül’ün geldiğini unutmayalım...

  • Abone ol